Zekanın Yükü: Çaydanlıkta AI Ne Arar?

Zekanın Yükü: Çaydanlıkta AI Ne Arar?
Yani ne bu şimdi? Allah aşkına durup dururken, hiçbirimiz ‘aa benim lambamı açıp kapamak çok zor, keşke bunun için bir uygulama olsa’ diye düşünmemişken, geldik bu noktaya. Gerçekten mi ya, o tek tuşlu falan filan düğmeye bastığında ışığın yandığı zamanlar hani, nerede onlar şimdi!? Şimdi ne? Şimdi uygulama var, bulut hesabı var, internet olmazsa ‘sen akıllı lamba değilsin arkadaş’ diye nazlanan bir sistem var, eee sonuç ne? Benim lamba yine yanıyor. Ya da yanmıyor, çünkü internet gitti. Ya da sunucu çöktü. Ya da bilmem ne firması battı, uygulama güncellenmiyor artık, oh mis.
Bakın, ben anlarım şeyleri. Hani, böyle karmaşık algoritmalar, büyük veriler, gerçekten dünyayı değiştirebilecek o yapay zeka falan var ya, evet, onlar harika. Şey, geçenlerde okudum bir yerde, hani tıp alanında bilmem ne hastalığını teşhis ediyormuş şu kadar saniyede, insan gözünün kaçırabileceği detayı yakalıyormuş filan. Tamam, buna eyvallah. Buna saygımız sonsuz. Buna, “vay be, işte teknoloji dediğin budur” deriz, helal olsun. Ama benim çaydanlığım niye veriye aç olsun şimdi? Çaydanlık bu! Su ısıtıyor! Hani eskiden fişe takardın düğmesine basardın pıt, bitti. Bazen de böyle tık diye atardı kaynadığında, ne güzeldi o ses, mis gibi sıcak çay hazır.
Şimdi o bile değişti. Geçenlerde bir arkadaşım almış, bakıyorum böyle havalı falan, dokunmatik ekranlar, telefonla eşleştirme mi ne. Eşleştirmek ne ya! Neyi eşleştiriyorsun!? Bir çaydanlığı! Sonra neymiş, “Ben iş çıkışı eve yaklaşırken telefondan çaydanlığı açıyorum Memduh, eve gidince suyum kaynamış oluyor”. Ya arkadaşım, otobüsten inerken bassa bir tuşa, eve gelene kadar zaten kaynar o su, ne o kadar kasıyorsun ki? Ya da durdu otobüsün penceresinden dışarı bakarken aklına geldi, bir saniye, “Aaaa çaydanlığı unuttum!” dedi, hemen telefondan açtı. Ee hani? Ne değişti? Belki de evde internet yoktu o an, ya da uygulama güncellenmemişti, işte ne bileyim, bir dünya aksilik olabilir. Oluyor da zaten. Hayatımı kolaylaştıracağım derken bin tane yeni sorun icat ettik kendimize, farkında mıyız bunun gerçekten mi yani!

Bir de şey var, hani bu veri mevzusu. Her şey veri topluyor ya artık. Akıllı süpürge evinin haritasını çıkarıyor, akıllı buzdolabı ne yiyip içtiğini not alıyor, akıllı çaydanlık belki de benim ne zaman çay içtiğimi, hangi markayı tercih ettiğimi, hatta suyun pH değerini filan kaydediyor kim bilir. Niye? Ne yapacaksın bu veriyi ey çaydanlık? Kimse kusura bakmasın ama biraz saçmalık bu. Ya da vazgeçtim, saçmalık değil, tam da bu işi yapanların istediği şey bu, bizi tamamen dijital bir şeye bağımlı hale getirmek yani.
Hani bir ara bu akıllı ampullerin şeyi çıkmıştı, böyle lambayı açmak için yirmi tane aşamadan geçiyorsun, lambayı kapatmak için on beş tane. E hani? Ben gidip duvar düğmesine basınca daha hızlı açıp kapatıyorum. Aslında tam tersi, eskiden duvar düğmesi vardı. Şey, sonra uzaktan kumandalı ampuller çıktı, o da fena değildi. Şimdi ne oldu? Şimdi illa “smart” olacak. Smart olmak ne? Bluetooth, Wi-Fi, bulut, işte bilmem ne API’leri… Yani bu kadar şeye ne gerek var? Bir ampul için bu kadar mühendislik harikası, bu kadar altyapı, bu kadar enerji tüketimi… yok ya ne alakası var şimdi… Ama neyse…
Geçen markette sıra beklerken aklıma geldi, hani bu “akıllı” kelimesi var ya, artık böyle bir etiket gibi yapışıyor her şeye. Akıllı bileklik, akıllı saat, akıllı tartı, akıllı ayna… E ben neyim? Ben akılsız mıyım şimdi? Benim ne zaman uyuduğumu bilekliği mi söyleyecek bana? Yok ya, ben uykum gelince uyuyorum zaten, o bilekliğin verisine falan ihtiyacım yok ki benim. Hani belki spor yapanlar için güzeldir, adım sayısı falan filan, ama bir noktadan sonra bu da bir esarete dönüşmüyor mu? Sürekli bir şeyleri kontrol etme, bir şeyler kaydetme, bir şeyler karşılaştırma derdi…
Bu sözde zeka, aslında kullanıcının aptallığına mı oynuyor dedim başta, bence oynuyor. Hatta bence bir nevi kandırmaca bu. Bak, sana çok zekice bir şey sunuyorum ama sen bunu kullanmak için aslında çok daha fazla efor sarf ediyorsun, çok daha fazla bağımlılık yaratıyorsun, çok daha fazla veri saçıyorsun etrafa. Yani bizim zamanımızda, şey, bir telefonun şarjı üç gün giderdi. Şimdi akıllı telefonun şarjı akşama kadar anca gidiyor. Niye? Çünkü akıllı! O kadar çok şey çalışıyor ki arka planda, o kadar çok bağlantı kuruyor ki, tabii ki şarjı bitecek. E sen bunu “gelişme” diye mi yutturacaksın bize? Yok öyle yağma arkadaşlar, yok öyle yağma.
Programcıyım ben, anlarım koddan, sistemden. Bir şeyin karmaşık olması onun iyi olduğu anlamına gelmez. Hatta çoğu zaman tam tersi. İyi tasarım, basit tasarımdır. Etkin olan, minimum eforla maksimum sonuç verendir. Benim çaydanlığımın veriye aç olması, benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Benim için sadece bir arıza, bir güvenlik açığı, bir bağımlılık daha demek bu. Belki de haklılar, belki de biz aptallaşıyoruz bu “akıllı” şeylerin içinde. Sürekli bir şeyleri kontrol etme, bir şeyleri güncelleme, bir şeyleri bağlama derdindeyiz. Bırakın yahu, bırakın çaydanlık çaydanlık kalsın, lamba da lamba.

Hani bazen böyle oturuyorum, düşünürken, bu “akıllı” cihazlar olmadan hayat nasıl olurdu diye hayal ediyorum. Daha az ekran, daha az bildirim, daha az “senin verilerin analiz edildi” mesajı… Belki de daha az stres? Daha az “internete bağlanamıyor” uyarısı. Ah, neyse… Aman, kimin umurunda…
Zekanın yükü, ha. Bence yükü, bizim omuzlarımızda. Bu gereksiz karmaşıklığın, bu yavaşlatıcı inovasyonun, bu veri avcılığının yükü. Hadi gidip bir çay koyayım en iyisi. Ama normal çaydanlıkla, dümdüz, elektriğe takıp çalıştırdığım cinsten. Bakalım o ne yapacak benim çay içme alışkanlığımla ilgili…







