Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

Risk Algısının İflası: Hayatı Sterilize Ederken Ruhumuzu Mu Ampute Ediyoruz?

04 Mayıs 2026 • 08:00 Sefa Mağat 1

Şey, bu ara kafamı kurcalayan bi mesele var, hani derler ya “modern zamanların laneti” falan, tam da öyle bir şey. Her şeyi ama her şeyi böyle bir pamuklara sarmak, en ufak bir çizik bile olmasın diye kalkanlar, duvarlar örmek… Sanki hayatın kendisi kusurlu bir tasarım hatasıymış da biz mühendisler olarak onu mükemmel sürtünmesiz bir makineye çevirmeye çalışıyormuşuz gibi durmuyor mu sizce de yani? Bilmiyorum, ben mi abartıyorum.

Bakın, “güvenli alanlar” denen saçmalıklardan tutun da o aşırı korumacı ebeveynlik biçimlerine kadar hani çocuğun ayakkabı bağcığı çözülse kalp krizi geçirecek anneler babalar var ya, işte onlardan bahsediyorum, sonra o bürokratik labirentler ki hani bi dilekçe vermeye kalksanız ruhunuzu teslim edersiniz en basit işi bile yüzlerce formla onayla imzalarla öyle bir kilitlerler ki aman kimse bir hata yapmasın aman kimseye bir şey olmasın ha! Bir de kamusal söylem var elbette her kelimenin kırk kez filtrelendiği, kimsenin incinmesin diye cümlelerin hadım edildiği, her köşe başında bir hassasiyet avcısı pusu kurmuş gibi bekliyor.

Geçenlerde bir arkadaşımla konuşurken şey dedi, “Sefa, eskiden çocuklar düşerdi, dizleri kanardı, kalkar devam ederlerdi şimdi çimende koşmaları bile riskli görünüyor” diye, yemin ederim tam da buydu kafamdaki! Benim çocukluğumda, hani hatırlıyorum, apartmanın boş arsasında top oynarken bir cam çerçeve kırmıştık, babamdan fena dayak yemiştim, ama dersimi de almıştım, daha dikkatli olmayı öğrenmiştim, komşudan özür dilemeyi falan filan. Şimdi aynı şey olsa, önce olay yeri incelemesi, sonra çocuğun psikolojik travması, sonra bizim ebeveyn olarak ihmalimiz, sonra cam kırıklarının olası yasal sonuçları… Of, nefesim daraldı düşündükçe.

Ya da durun, vazgeçtim. Belki de doğru olan budur. Kimsenin canı yanmasın, kimse üzülmesin, kimse incinmesin istemek falan, ne var bunda? İnsani bir duygu değil mi bu. Ya da değil mi? İşte bütün mesele bu aslında.

A child, perhaps 8-10 years old, wearing a full-body bubble suit, attempting to play on a perfectly manicured lawn in a sterile, modern playground. The playground equipment is soft, rounded, and brightly colored, devoid of any sharp edges or heights.

Ama bu sürekli sürtünmesiz, sterilize edilmiş bir varoluş arayışının gizli maliyeti ne? Bunu kimse sormuyor. Hani o eski, paslı demir merdivenlerden çıkıp, tepesinden rüzgarı yediğimiz parklar vardı ya, düşersen kafanı yararsın ama çıkınca da kendini bir fatih gibi hissedersin, işte onlar bitti. Şimdi her yer düşmeye dayanıklı zemin, yumuşak kenarlar, boyu posu hesaplanmış her şey. İyi güzel de, o zaman biz neyi kaybediyoruz? Direnci, mesela. Karakteri. Otantik insan deneyimini şekillendiren o minik travmaları, o kırılganlık anlarını.

Sefa Mağat olarak ben soruyorum arkadaş. Algılanan tüm risklerden ve rahatsızlıklardan kendimizi korumaya çalışırken, aslında büyümeyi sağlayan o dikenli yolları mı buduyoruz? Hani derler ya, “çelik suda sertleşir” diye, biz kendimizi bu kadar sudan, ateşten uzak tutarken, çeliğimiz yavan bir demir parçasına dönüşmüyor mu? Hadi onu da geçtim, ruhumuzu yavaş yavaş ampute mi ediyoruz? Yani, sanki bir uzvunu kaybeder gibi… Farkında olmadan, yavaş yavaş, acısız, hissiz bir şekilde.

Yok ya, ne alakası var şimdi amputeyle falan diyebilirsiniz. Haksız da sayılmazsınız. Ama düşünsenize, bir kası hiç çalıştırmazsanız ne olur? Zayıflar. Körelir. Belki de en sonunda işlevsiz hale gelir. Ruhumuz da böyle. Zorluklara, meydan okumalara karşı bu kolektif isteksizliğimiz, bizi kırılgan, hassas ve hayatın kaçınılmaz gerçekliklerine karşı donanımsız mı bırakıyor dersiniz?

Geçen bir belgeselde izledim, Japonya’da falan varmış, çocuklar tek başına bakkala gidiyor otobüse biniyor, bizim burada apartman kapısından çıkınca bile peşine takılıyoruz. Hani korkuyoruz, evet. Ama bu korku bizi ele geçirmiş durumda. Bizim nesil, ah bir de benim çocukluğumu bilecekler… Sokakta akşama kadar ne halt yediğimiz belli olmazdı, annem “sesini duymayayım da gelme” derdi. Şimdi “aman nerede, ne yapıyor, kiminle?” telefon aplikasyonları falan filan, her adım kontrol altında. E tamam güvenli mi oluyor bu sayede, evet. Ama o keşfetme duygusu, o bilinmeyene atılma cesareti, o küçük isyanlar… Ne oluyor onlara? Buharlaşıp gidiyor mu?

A person meticulously polishing a pristine, sterile white wall in a seemingly endless, empty corridor. The person wears a hazmat suit and gloves, emphasizing an obsessive quest for cleanliness and safety.

Bana kalırsa, ve şahsi fikrimce ki kimsenin umurunda olmayabilir, gerçek büyümenin çoğu zaman o konfor alanının ötesinde yattığı kesin. Bundan titizlikle kaçınarak, kendimizi her türlü rahatsız edici durumdan uzak tutarak daha derin anlam ve sağlam bir benlik kapasitemizi feda ediyor olabiliriz, yani kim bilir. Belki de bir gün uyanacağız ve aynaya baktığımızda karşımızda bir insan değil de, hani böyle laboratuvar ortamında büyütülmüş, her şeye karşı alerjisi olan, en ufak rüzgarda bile üşüten, hayatın gerçek darbelerini kaldıramayan bir şey göreceğiz.

Mesela, iş hayatında da öyle. Herkes “mental sağlık” diye diye, en ufak bir baskıya bile gelemeyen, hemen tribe giren, “bu bana toksik” diyen tiplere dönüştük sanki. Eskiden patronun azarı falan toparlardı insanı, şimdi bir kaşını çatsan hemen İnsan Kaynakları, aman bir yasal süreç, falan. Haklarını savunmak önemli tabii ki, ama bu biraz da pamuk ipliğiyle bağlı ruhlar ordusu yaratmıyor mu? Küçük bir krizde dağılıyoruz, en ufak bir eleştiride savunmaya geçiyoruz.

Hani bu dünya sürekli daha iyiye gitmeli, daha konforlu olmalı, daha az acı çekmeli argümanına bir itirazım yok ama nereye kadar? Bir yerden sonra bu iyileştirme takıntısı bizi robotlaştır

E-Posta
Sefa Mağat
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x