Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

Kafa Kablolu: Özgür İrade mi, Abonelik mi?

08 Mayıs 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 1

Beyin. Hani şu kafamızın içinde duran şey var ya, bütün o tuhaf, karışık, bazen de saçma sapan düşünceleri üreten, hayatı anlamlandırmaya çalışan kas yığını. Şimdi buna kablo takacaklarmış! Cidden mi? Yani zaten hayatımız yeterince kablolu değil miydi Allah aşkına? Telefon, bilgisayar, kulaklık şarj aleti, kahve makinesi hatta süpürge robotu bile… Süpürge robotu dedim de geçen benim Roomba yine ortalığı batırmış, hani o kadar sensör var diyoruz da nereye takıldığını çözemiyor. Neyse, konumuz o değil. Konu bu kafa kablolama işi.

Kafa Kablolu: Özgür İrade mi, Abonelik mi?

Bakın arkadaşlar, ben bir yazılımcıyım. Sayısız ürün kullandım inceledim, kod yazdım bozdum, bir şeylerin çalışma mantığını az çok biliyorum. Bu beyin-bilgisayar arayüzü (BCI) denen mevzu, ilk duyduğunda “Vay canına! Ne harika!” dedirtiyor insana tabii. Düşünsenize, sadece düşünerek bir şeyler yapmak ya da ne bileyim, bir şeyi anında öğrenmek hatta belki hafızanı genişletmek falan filan. Kulağa bilim kurgu gibi geliyor değil mi? E zaten öyle. Ama bu bilim kurgunun içinden bir de o iğrenç ‘kullanıcı sözleşmesi’ fırlayacak gibi bir his var içimde, hayır bir de bu kadar teknolojiye rağmen neden hala bu kadar kötü tasarlanmış web siteleri var onu da anlamıyorum, sanki birileri özel olarak çirkin yapmaya yemin etmiş gibi.

Şimdi bir dakika. Tamam, insanı ‘yükseltme’ vaadi güzel. Süper insan olma hayali, kimin aklına gelmez? Ama benim aklıma ilk gelen şey şu: Nereye takıyoruz bu fişi? Ne akacak o kablodan içeri, ne akacak dışarı? Hani biz telefonlarımıza dandik bir oyun indirirken bile tonla izni kabul ediyoruz ya rehberine erişim konumuna erişim mikrofonuna erişim diye sonra da telefon bizim hakkımızda bizden daha çok şey biliyor diye dertleniyoruz. Peki ya beynimize takılan bir şey? O neyin iznini isteyecek? Duygularımın izni mi? Düşüncelerimin aboneliği mi?

Geçenlerde bir makale okudum—ya da okumadım, özetini bir yerde gördüm, o da olabilir şimdi tam emin olamadım—neyse bu BCI’ların getireceği yeni veri akışlarından bahsediyordu. Yani senin her hissettiğin her düşündüğün her karar verdiğin an bir yerlere kaydedilecek. Birileri bunları analiz edecek. Ne için? ‘Deneyiminizi iyileştirmek’ içinmiş! Yalan. Hani o her girdiğimiz web sitesinde çıkan “çerezleri kabul et” butonu var ya, işte onun beynimize takılmış hali bu. İnsan gerçekten şaşırıyor, bu kadar büyük bir potansiyel nasıl bu kadar hızlı bir ticari sömürü aracına dönüşüyor. Çok hızlılar, bu konuda hakkını vermek lazım.

Düşünsene, sabah kalkıyorsun, canın kahve içmek istiyor. Tak diye bir bildirim: “Sabah kahvenizi daha verimli hale getirmek için yeni premium filtre paketimizi denemek ister misiniz? İlk ay %20 indirimli, sonra otomatik yenilenir.” Ya da vazgeçtim, daha kötüsü: “Uykunuzu optimize etmek için beta uykusuzluk önleyici modu aktifleştirmek ister misiniz? Üyeliğiniz sona erdiğinde bu düşünce biçimine erişiminiz kesilecektir.” Şaka gibi ama gerçekten mi? O zaman benim ‘iyiyim’ deme düşüncem de bir nevi ‘deneme sürümü’ gibi mi olacak? İnanılır gibi değil.

Belki de abartıyorumdur. Hani her yeni teknoloji çıktığında önce bir panik yaparız ya. İnternet ilk çıktığında da kıyamet senaryoları yazılmıştı. Cep telefonu çıktığında herkes radyasyonundan öleceğiz diyordu. Sonra hop, adapte olduk. Ama bu başka bir seviye. Bu direkt zihne, iradeye oynuyor. Benim iç sesim, benim karar verme mekanizmam, benim ‘ben’ olmam bir şirketin sunucularında çalışan bir uygulama mı olacak? Yani benim farkındalığım RAM’i düşük bir bilgisayar gibi mi takılacak bazen?

A surreal depiction of a human head with intricate wires extending from the temples and forehead, plugging into a massive, glowing, abstract server rack in a dark, futuristic setting.

Hatta şey, düşünsene, bir tartışma anında beynin ‘premium düşünce paketi’ne sahip olanlar daha iyi argümanlar mı üretecek? Ya da belirli bir konuya odaklanma yeteneği sadece ‘pro’ üyelerde mi olacak? Bir nevi zihin aboneliği. Donanım aboneliği falan diyorduk şimdiye kadar, hani telefonunu ömür boyu kiralıyorsun gibi. Şimdi sıra zihin aboneliğinde. Gerçekten de insanı derin düşüncelere sevk ediyor, hani o bazen içimi kemiren anlamsız varoluşsal sorular gibi, neden buradayız ne yapıyoruz nereye gidiyoruz ne alaka şimdi!!?

Bazı arkadaşlarım var bu konuda baya iyimserler. “Memduh abi, ne saçmalıyorsun. Bu insanlık için devrim olacak. Hastalıklar tedavi edilecek. Engelliler yürüyecek. İletişim bambaşka bir boyuta geçecek!” diyorlar. Haklı olabilirler, yani bir kısmı belki. Tıp alanındaki potansiyelini kimse yadsıyamaz. Ama iyi niyetli başlangıçların zamanla nasıl yozlaştığını çok gördük. Facebook’un ilk amacı neydi, şimdi ne halde? Ya da bir sürü ücretsiz dediğimiz uygulamanın bizden çaldıkları ne kadar değerli? Benim bir lafım vardır hep: “Eğer bir ürün ücretsizse, ürün sensin.” Şimdi beyin bedava hizmet verse, ne kadar bedava kalacak sizce? Bu şirketler, bırakın bedavayı, sizin kendi düşüncelerinize erişiminizden bile para isteyecekler bence.

Bir de şu var: Kullanıcı sözleşmesi okuyan kaç kişi var? Kimsenin yoktu değil mi? Şey, hani o küçük küçük yazılan, sonsuz paragraftan oluşan metinler. Çoğumuz “Kabul et” deyip geçiyoruz. Çünkü okumaya kalksan ömrün yetmez. Ya da okusan da çoğu şeyi anlamıyorsun zaten, bir sürü hukuki terimler, muğlak ifadeler falan. Peki beynimize fiş takılırken karşımıza çıkan ‘zihin sözleşmesi’ni okuyacak mıydık? Ya da daha önemlisi, okuyup anlayabilecek miydik? “X şirketinin nöronal veri kullanım politikalarını kabul ediyor musunuz?” E diyelim ki etmedik. O zaman dışarıda mı kalacağız? Geri mi kalacağız? Dijital çağın cahili mi olacağız?

Bu arada geçenlerde bir eski arkadaşımla karşılaştım, liseden. O da şimdi büyük bir yapay zeka şirketinde çalışıyormuş. Bana diyor ki “Memduh, bunlar kaçınılmaz, direnme boşuna. İnsanlığın doğal evrimi bu.” Ben de ona dedim ki “Evrim mi? Bu bildiğin ticari evrim. Evrim dediğin, hani o milyonlarca yılda olan doğal seçilim falan. Bu direkt fiş takıp sana bir şeyler satma, seni kendine bağlama işi.” Hani bir zamanlar uyduruk, dandik bilgisayar oyunlarına saatlerimi harcadığım günler vardı, bazen diyorum acaba o zamanlar daha mı özgürdüm?

Ya da şöyle düşünelim. Bir sabah kalktın ve ‘düşünme’ aboneliğin dolmuş. Ne olacak o zaman? Robot gibi mi gezeceğiz ortalıkta? Şirket yeni bir paket sunana kadar zombiye mi döneceğiz? Ne bileyim, bir gün en sevdiğin anını hatırlamak istiyorsun ama o anı içeren ‘anı paketin’ dolmuş, satın almanız gerekiyor. Veya tam bir fikir üreteceksin, pat diye bildirim: “Yaratıcılık modunuz bu ay için sona erdi. Daha fazla fikir için premium pakete yükseltin.” Kafayı yersin. Ben şimdiden yoruldum bu düşüncelerden.

A close-up shot of a smartphone screen displaying a cluttered, poorly designed "Mind Access" app interface with subscription tiers like "Basic Thought," "Premium Creativity," and "Pro Memory Recall," all with price tags.

Şey, hani yazılımda dependency management denen bir şey vardır. Bir projenin çalışması için bir sürü farklı kütüphaneye, pakete bağımlı olması. Biri bozuldu mu hepsi çöker. Şimdi bizim zihinlerimiz de bir sürü farklı şirketin ‘düşünce kütüphanelerine’ bağımlı hale gelirse, yarın öbür gün birisi batarsa, ya da sadece bir güncelleme yaparsa, bizim kafamızdaki işletim sistemi çökmez mi? Mavi ekran verir miyiz mesela? Hatta şöyle bir şey bile olabilir, hani bazen bilgisayar yavaşlar ya, dersin ki “Allah kahretsin, yine mi bir sürü arka planda çalışan uygulama var”, şimdi kafamızda da bir sürü arka planda çalışan düşünce uygulamaları olacak ve onlar da sistemimizi yavaşlatacak. Of.

Gerçekten de, özgür irade mi bu, yoksa dijital bir abonelik mi? Cevap sanırım ortada. Ama neyse…

Bir de bu şirketlerin veri toplama iştahı. Açıkçası beni korkutuyor. Her şeyi bilmek istiyorlar. Her şeyi. Hani geçen annem sordu “Kurban Bayramı ne zaman?”, hemen baktım telefondan, Google’dan. Eskiden ansiklopediden bakardık, şimdi düşüncelerimizden bakacaklar. İşte tam da bu yüzden, kafa kablolu projesi benim için sadece ‘yükseltme’ değil, aynı zamanda ‘kullanıcı sözleşmesi’ demek. Ve bu sözleşmeyi kimsenin okuyacağını sanmıyorum. Ben bile okumam. Kim okur ki? Kimsenin vaktini bu saçmalıklara harcayacağını düşünmüyorum yani. Aman, kimin umurunda.

A person sitting at a desk, looking overwhelmed and frustrated, with a complex, spaghetti-like network of wires originating from a futuristic headset on their head, plugging into various screens displaying data and abstract concepts.

Neyse. Bu kadar konuştuk. Gidip bir çay koyayım en iyisi. Belki çayın yanında bir ara bir tane o eski, analog, hiçbir şeye

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x