İşlemciye Hakaret: Neden Hep Bekliyoruz? ÖZET: En yeni işlemciler, göz kamaştıran RAM miktarları… Peki neden her tıkta bekliyoruz? Artık donanım, yazılımın…

Abi şimdi durup durup düşünüyorum, gerçekten deliriyor muyum ben? Yoksa bu koca teknoloji dünyası falan mı deliriyor tam olarak emin değilim ama içimden bir ses bas bas bağırıyor, “Memduh, bir şeyler yanlış gidiyor dostum!” diye.
Düşünsene, en son çıkan işlemciler, hani var ya o çekirdek sayısı uzaya değen cinsten, yanına da 64GB RAM takmışsın, RTX 4090’ı koymuşsun, sistemin ışıl ışıl… Ama bir dosya kopyalayacağım, çat, bekliyor. Bir tarayıcı sekmesi açacağım, hooop, orada da bir yarım saniye, bir saniye duraklama. Ya da bir IDE açayım da kod yazayım diyorum, Allahım, sanki dünyanın en ağır şeyiymiş gibi. Geçen bir arkadaşım anlatıyor, yeni oyun almış, yüklerken işlemci fanı öyle bir dönüyormuş ki, sanırsın uzay mekiği fırlatıyorlar odasından. Neden ya, neden böyle oluyor?
Hani bir ara şeydi ya, donanım yetmezdi, yazılımcı garibim elinden geleni yapardı da yine de kasardı. Şimdi tam tersi mi oldu? Sanırsın donanım tabağa koyulmuş en güzel yemek, yazılım da üstüne boca edilmiş tatsız tuzsuz bir salata sosu gibi duruyor. Ya da vazgeçtim, öyle değil. Donanım, havalı bir Formula 1 aracı, yazılım da o aracın tekerleklerine takılmış kare tekerlekler gibi. İleri gitmiyor arkadaş, bir yerlerde bir tutukluk var sürekli. Sanki inadına yapıyorlar, öyle değil mi? Bazen düşünüyorum da, sanki mühendisler özellikle mi öyle yazıyorlar, sırf yeni donanım alasın diye. Şey, geçen markette sıra beklerken aklıma geldi, hani bu buzdolapları var ya, şimdi hepsinin içinde ekran, internet falan var. Ne gerek var buna şimdi? Bir buzdolabı soğutma işini yapsın kafi yani. Ama yok, ille de içine işlemci koyacaklar ki, hani, yazılımı da oraya yığsınlar, belki buzdolabı da bir şeyleri yüklerken bekler falan.

Bu arada, biliyor musunuz, hani bu büyük yazılım şirketleri var ya, Microsoft olsun, Adobe olsun, Google olsun… Her birinin ürünleri inanılmaz şişti. Eskiden bir Word kaç MB idi, şimdi? Ya da Photoshop’un ilk versiyonları ne kadar hafifti, şimdi açmaya kalkınca bir sigara molası verecek kadar zamanın oluyor. Ne o? Yok efendim, yeni özellikler eklendi, bulut entegrasyonu bilmem ne. İyi de, bu “yeni özelliklerin” yüzde kaçını kullanıyoruz biz? Yüzde 5’ini mi? Yüzde 10’unu mu? Kalan yüzde 90, o devasa kod yığını ne işe yarıyor o zaman? Sadece orada durup sistemi yormak için mi? Sanki yazılımcılar, “Ne kadar çok kod yazarsak, o kadar iyi yazılımcıyızdır” gibi bir düsturla hareket ediyorlar gibime geliyor. Hani, şey gibi, evde ne kadar çok eşya varsa, o kadar zenginsin mentalitesi… Ama aslında sadece kalabalık yapıyor, değil mi?
Hani bu Electron uygulamaları var ya, Allahım, ayrı bir dert zaten. Discord, VS Code, Slack falan. Hepsi koca koca web tarayıcısı aslında, bildiğin Chrome içinde uygulama çalıştırıyorlar. E, zaten Chrome tek başına RAM canavarı, şimdi sen bunun içine bir de uygulamayı gömünce ne oluyor? Sistem çöküyor! Ya da kasmaya başlıyor en azından. Bilmiyorum. Belki de haklılardır, herkes web tabanlı bir şeylere alıştı, hani kolay ya. Bir tane kod yaz, her yerde çalışsın. Ama o kolaylığın bedelini biz ödüyoruz, bu koca koca bilgisayarların başında bekleyerek.
Aslında tam tersi olması gerekmez miydi? Donanım bu kadar güçlenirken, yazılımın daha akıcı, daha hızlı olması? Hani o optimizasyon denen sihirli kelime nerede kaldı? Sanki kimsenin umrunda değil artık. Herkes “yeni bir özellik ekleyelim de satsın” derdinde. Ne olursa olsun, çalışsın yeter. Nasıl çalıştığı, ne kadar RAM yediği, işlemciyi ne kadar yorduğu, kimin umurunda… Aman, kimin umurunda ki?
Geçen hafta bir forumda okudum, birisi şey demiş, “Ben eski bilgisayarımı özlüyorum, açtığım her şey anında açılırdı.” Gerçekten öyleydi, değil mi? Windows 98 falan… Hızlıydı. Siyah beyaz bir ekranda bile işler daha çabuk bitiyordu sanki. Nostalji mi yapıyorum şimdi, bilmiyorum. Ama o zamanlar, her byte’ın kıymeti vardı, her satır kodun bir anlamı. Şimdiyse, sanki sınırsız kaynak varmış gibi, her şeyi at gitsin, nasılsa donanım kaldırır diye bir kafa var.

Daha birkaç gün önce bir güncelleme geldi bir uygulamaya. Tamam, ufak bir uygulama, yani öyle devasa bir şey beklemem. Ama 500 MB yama mı olur? Neden ya, ne değişti de 500 MB dosya indi? Eskiden böyle miydi? Bir yazılımın boyutu kadar yaması gelirdi bazen, deliriyordum. Sonra şey diyorlar, “Hata düzeltmeleri, performans iyileştirmeleri.” İyi de, bu kadar iyileştirme yapıyorsan neden hala bekliyorum ben? Beklemek benim kaderim mi oldu yani? Tuhaf… Çok tuhaf.
Mesela bir oyun var, hani ismini vermeyeyim şimdi. Eskiden 20 GB’tı, oynuyorduk mis gibi. Şimdi her güncellemede bir 10 GB, bir 15 GB ekleniyor, oldu 200 GB. Ne değişti ki bu kadar? Grafik kalitesi mi? Hayır. Hikaye mi? Yok. Sadece birkaç yeni karakter, birkaç yeni görev. Ama dosya boyutları uzaya çıktı. Şimdi sen o oyunu yüklerken de bekliyorsun, açarken de bekliyorsun, arada bir loading ekranı geldiğinde de bekliyorsun. Sanki bu teknoloji bizi hızlandırmak yerine, daha çok bekletmek için var gibi. Bir komplo mu bu ne???
Neyse, konuyu dağıtmayayım. Asıl mesele, bu güçlendikçe yavaşlayan yazılımlar. Bu bir lanet mi, yoksa bilerek yapılan bir şey mi? Ben yazılımcı adamım, kodun değerini bilirim. Ama bu, hani, artık işin cılkı çıktı sanki. Herkes daha az çaba harcayıp, daha çok “müşteri deneyimi” falan satmaya çalışıyor da, o “müşteri deneyimi” içinde sürekli beklemek var, oysa adı “hızlı ve akıcı deneyim” olması lazım. Öyle değil mi? Ama neyse… Ben gidip bir çay koyayım en iyisi, belki o zamana kadar şu uygulama açılır da işime bakarım.












