Kalan Hesaplar: Dijital Mirasın Ağır Yükü ÖZET: Fiziksel miras için avukatlar, noterler varken, arkamızda bıraktığımız dijital ömrün çetelesini kim tutacak? …

Şimdi durup dururken aklıma ne geldi biliyor musunuz? Hani o klasik eski Türk filmleri vardır ya, ya da işte diziler. Adam ölüyor, anında avukat kapıda, elinde vasiyetname. Noterler, tapular, mallar mülkler… Her şey çatır çatır mirasçılara kalıyor, eninde sonunda. Belki kavga kıyamet oluyor ama nihayetinde bir düzeni var o işin. Fizikselden bahsediyorum, elle tutulur gözle görülür ne varsa… Arabası, evi, bankadaki parası, hatta o yıllanmış pul koleksiyonu bile bir şekilde yasal bir yola giriyor.
Ama ne bu dijital çağ, allah aşkına ya. Kalan hesaplar… Kalan hesaplar derken banka hesabından bahsetmiyorum ki, ne bileyim o çok kullandığımız sosyal medya platformları, bir sürü uygulama, her yerde bir kullanıcı adı şifre… Google Drive’da birikmiş onca anı, bilmem kaç terabaytlık fotoğraf, video. Ya da mesela Steam’deki oyun kütüphanesi. Biriktirdim yıllarca, indirimleri kovaladım, kredi kartını patlattım kaç kere, hepsini özenle seçtim, oynadım, saatlerimi verdim… Sonra ne olacak? Ne yani? Ben ölünce buharlaşıp uçacak mı hepsi? Yok ya, ne alaka şimdi!
Bu çok garip bir his değil mi hani? Sanki biz sadece fiziksel bedenlerimizden ibaretmişiz gibi düşünüyor herkes hâlâ. Ama biz bir de sanal bir benlik inşa ettik, yıllar içinde, tırnaklarımızla kazıdık resmen. Bir sürü e-posta, belki hani eski MSN sohbetleri hala duruyorsa ki benimkiler var bir yerlerde, işte o forumlardaki nicklerimiz, yorumlarımız, blog yazılarımız… Bir bakıma bir tür dijital ayak izi, evet. Ama aynı zamanda kocaman bir parça bizim hayatımızdan, deneyimlerimizden.
Geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyorduk, o da böyle şeylere takıktır biraz. “Ya,” dedi, “benim Spotify listelerim ne olacak? Onlar da benim mirasım değil mi? Belki ben torunuma kendi zamanımın müziğini, benim zevkimi aktarmak isterim, ne bileyim işte o zamanlar ne dinlediğimizi, ne hissettiğimizi…” Adam haklı bak! Sadece para pul değil, hani biraz da duygu meselesi, anı meselesi bu.
Şimdi mesela düşün, sen öldün diyelim. Allah gecinden versin. Senin Facebook hesabın… Kim kapatacak onu? Ya da kapatmayacak mı? Hatıra sayfasına mı dönüşecek öylece? Peki ya içerideki mesajlar? O eski sevgilinle konuştuğun şeyler, arkadaşlarınla yaptığın geyikler, dedikodular… Onlara ne olacak? Birileri oturup okuyacak mı onları? İşte bu beni biraz geriyor. Mahremiyet denen şey dijital dünyada öldükten sonra da devam etmeli sanki, yoksa ben mi fazla paranoyak oldum bu aralar, bilmiyorum.
Hani bir yazılımcı gözüyle bakınca, işin teknik kısmını da çok düşünüyorum ben. Bu hesaplar ne olacak? Mesela Apple ID’m var, içinde satın aldığım uygulamalar, müzikler, iCloud’da bir ton fotoğraf… Bir de eski bir Android telefonum var köşede duran. İşte o zamanlar, hani Samsung’un ilk akıllı telefonlarından biriydi, deli gibi uğraşmıştım rootlamak için. Oradaki veriler? SD karttaki o ilk deneme çekimleri, ne bileyim işte o zamanın trend uygulamaları… Onların da bir değeri var benim için. Duygusal değeri yani, para değil.

Peki ya bu şirketler? Facebook’u, Google’ı, Twitter’ı… Onlar ne düşünüyor bu konuda? Bir şeyler yapıyorlar sözüm ona. İşte hatıra hesapları, ya da mirasçı yöneticisi atama falan filan. Ama ne kadar efektif, ne kadar gerçekten işliyor bu sistemler? Çoğumuzun haberi bile yok, yemin ederim. Ben kendim bile daha bugün oturup da Facebook’a “Şunu atayayım da ben ölürsem benim profilimle o ilgilensin” demedim, yalan söylemeyeyim.
Kaldı ki bir de işin güvenliği var. Benim hesap şifrelerim… Onları kimseye vermedim, vermem de hani. Ama ne bileyim, bir deftere yazsam, birine emanet etsem… Bu sefer de çalınma riski var. Dijital miras dediğin şey, aslında bir nevi dijital anahtar teslim etmek gibi bir şey. O anahtarlar da öyle sıradan şeyler değil, her biri senin kimliğinin, anılarının, mahremiyetinin kapısını açıyor. İşte o yüzden bu kadar zor bu iş.
İnsan bazen düşünüyor, hani madem bu kadar önemli bu dijital hayatımız, neden kimse bize bununla ilgili doğru düzgün bir rehberlik yapmıyor? Avukatlar niye dijital miras uzmanı diye bir şeyler geliştirmiyor mesela? Ya da devlet, bu konuda yasal düzenlemeler getirmiyor mu? Hani mal beyanı yapıyoruz ya, dijital hesap beyanı diye bir şey de olmalı mı artık?
Gülüyorsun belki şimdi ama ciddiyim ben. Düşünsene, öldün, ailen senin telefonunu açamıyor, fotoğraflarına erişemiyor. O kadar anı çöpe gidiyor. Ya da en kötüsü, senin adına birileri o hesapları kullanmaya devam ediyor, ne bileyim belki kötü niyetli bir şeyler yapıyor… İşte bu tam bir kaos ortamı yaratır. Kim denetleyecek bunu?

Hani teknolojik alet incelemeyi severim ben, hep güncel kalmaya çalışırım ama bazen bu konular cidden içimi sıkıyor. Yeni çıkan işlemciler, bilmem ne kadar RAM’li yeni telefonlar, VR gözlükler falan… Hepsi güzel hoş da, bu işin bir de karanlık yüzü var, ne olacağı belli olmayan, çözülememiş bir sürü soru işareti olan tarafı var. Ya da çözülse bile bizim haberimiz olmayan…
Bazı şirketler şey yapıyorlar, hani böyle dijital kilitli kasalar gibi hizmetler sunuyorlar. Sen ölünce belirlediğin kişilere şifreleri gönderiyorlar falan. Ama hani onlara ne kadar güvenebilirsin? Bir de üyelik ücreti istiyorlar, yıllık bilmem kaç dolar. Zaten ölüm parası ödemiyoruz mu bir sürü şeye, bir de bunun için mi ödeyeceğiz? Sanki yetmiyor gibi.
Aslında mesele sadece şifreler değil ki. Mesele kimin, hangi veriye, ne zaman, hangi koşullarda erişebileceği… Bu çok derin bir mevzu. Mesela ben bir kod yazdım, hani diyelim açık kaynak bir projeye katkıda bulundum. O kod orada duruyor. Benim ismimle, benim imzamla. Ben ölünce o kodun lisansı ne olacak? Kimin malı olacak? Çok fazla boşluk var, çok fazla belirsizlik.
Kimileri şey diyor, “Amaaan, boş ver bunları, öldükten sonra ne olacaksa olsun, bize ne!” Hani biraz haklılar da, bir yerden sonra insan gerçekten yoruluyor bu kadar şeyi düşünmekten. Hayattayken bile zor yetişiyoruz her şeye, bir de öldükten sonrasını mı düşüneceğiz? Ama işte o senin arkanda bıraktığın insanlar için önemli olabilir, bilmiyorum ki.
Yani şimdi diyorum ki, acaba gerçekten o kadar da umursamayacak mıyız? O biriktirdiğimiz onca şeyi, o dijital varlıklarımızı… Ya da belki de hepsi bir gün, hani bir güneş patlaması olur, ya da işte ne bileyim bir siber saldırı, bütün veriler uçar gider, zaten dert etmeye gerek kalmaz, değil mi? Biraz rahatlatıcı bir düşünce aslında bu, her şeyin yok olacağı fikri.

Yok ya, ne alakası var şimdi. Ciddiye almak lazım bunu. Bizim elimizdeki veriler, sadece bizim değil, hani bir nevi insanlığın ortak hafızasının bir parçası aslında, değil mi? Yani ben bir şeyler yazıyorum, bir şeyler biriktiriyorum, bu benim dijital kimliğimin bir parçası. Ve bu kimlik, benden sonra da bir şekilde yaşamalı, ya da en azından düzgün bir şekilde devredilmeli. Böyle pat diye bırakıp gitmek olmuyor ki.
Şey gibi hani, yıllarca emek verdiğin bir bahçe var, domates yetiştiriyorsun, çiçekler ekiyorsun. Sonra bir gün kalkıp gidiyorsun, kimse sulamıyor, otlar bürüyor, her şey çürüyüp gidiyor. İşte dijital miras da biraz öyle. Birilerinin gelip o bahçeyi devralması, bakması, yaşatması lazım, en azından bir süre daha.
Ama neyse… Uzun lafın kısası, koca koca şirketler, devletler hala bu işin altından kalkamıyor gibi geliyor bana. Bizim gibi tekil kullanıcıların kafasının karışması çok normal. Ama bir gün, hani bir gün bu da fiziksel miras gibi düzgün bir sisteme oturur herhalde diye umut ediyorum.
Yoksa ben şimdi gidip bu yazının bir kopyasını da USB belleğe atayım, onu da bir yere saklayayım falan mı demeliyim, bilmiyorum.
Off, gidip bir çay koyayım en iyisi, başım döndü iyice bu konulardan











