Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

Küresel İyiliğin Ticarileşmesi: Dünya’yı Kurtarmak Artık Bir Girişimcilik Projesi Mi?

08 Mayıs 2026 • 08:00 Sefa Mağat 2

Yahu şimdi durup dururken neden bu “iyilik” meselesi döndü dolaştı da, üstüne bir de “ticaret” etiketi yapıştırdı kendini, benim kafa almıyor vallahi bazen yani. Geçenlerde mesela, sabahın köründe kalktım, hani şu meşhur kahve zincirinden bir kahve alayım dedim, baktım, eee, ne o, “Bu kahveyi alarak, bilmem ne Afrika ülkesindeki çocukların eğitimine destek oluyorsunuz!” Yazı bayağı kocaman bir pankart gibi duruyor kasada.

İyi güzel de şimdi, tamam, ben kahvemi içerken birilerine faydam dokunuyor gibi hissediyorum da, bu iyiliğin bedeli kimin cebine gidiyor? Ya da vazgeçtim, öyle değil aslında, bu “iyilik” niye bir bedel karşılığı olmak zorunda ki hep, hani en basitinden. Hani o kahvenin fiyatının içinde zaten o pay ayrıldı mı sanıyorsunuz siz, yoksa zaten pahalı olan kahveye bir de “vicdan payı” mı eklediler? İnsan ister istemez sorguluyor bazen değil mi, sadece ben miyim böyle tuhaf tuhaf düşünen bilmiyorum.

Şimdi mesela iklim krizi falan var ortada, hani buzullar eriyor deniz seviyesi yükseliyor şehirler sular altında kalacakmış gibi öyle değil mi? Bize ne diyorlar peki, “Az tüket, geri dönüştür, elektrikli araba al, yenilenebilir enerjiye yatırım yap!” İyi hoş da abicim, bu işin asıl büyük aktörleri kim? Yani o devasa şirketler, fabrikalar, koca koca enerji devleri, onlar ne yapıyor peki? Onların “karbon ayak izi” dediği şey, benim hayatım boyunca tükettiğim, attığım şeylerin toplamından kat kat büyükken.

Onlar ne yapıyor biliyor musunuz, hani böyle havalı havalı reklam filmleri çekiyorlar, “Yeşil bir dünya için el ele!” falan diyorlar, sonra altı ay sonra bakıyorsun, okyanusa gene atık boşaltıyorlar, ya da bilmem hangi yağmur ormanlarını kesip yerine palmiye yağı tarlası yapıyorlar. Ya da daha kötüsü, sanki bizi kurtarıyorlarmış gibi ‘karbon kredisi’ denen tuhaf bir şeyler alıp satıyorlar, sanki havayı temizlemek bir borsa işlemiymiş gibi, anlıyor musunuz yani. Benim kafam burada gidiyor işte, çıldıracağım.

A surreal depiction of a giant corporate CEO in a business suit holding a small, wilting sapling, while behind him a huge factory emits smoke into a colorful but polluted sky. The CEO has a forced, philanthropic smile.

Bakın en basiti pandemi oldu mesela, herkes evine kapandı, çil yavrusu gibi dağıldık. Aşılar çıktı, harika. Ama kim üretti aşıları? Kim sattı? Kimler zengin oldu bu işten? Bir avuç ilaç firması değil mi? Ve aşılar yoksul ülkelere ulaşana kadar ne kadar zaman geçti, kaç insan öldü? Hani o küresel dayanışma, hani o insanlık dersleri nerede kaldı? Ha pardon, o zaman “piyasa dinamikleri” devreye girdi, en çok parayı veren kapış kapış aldı, biz de aval aval baktık. Sonra tabii, hani o şirketlerin CEO’ları çıkıp “Biz insanlığı kurtarıyoruz!” diye nutuk atıyorlar, bağışlar yapıyorlar falan filan. Sanki yaptıkları işin bir de hayır kurumu ayağı var, pes artık ya!

Ya da geçen gün bir haber okudum, neydi o, bir milyarder çıkmış, “Dünyadaki açlığı bitirmek için X milyar dolar bağışlarım!” demiş. E iyi de abiciğim, senin o X milyar doların zaten kaç yüz bin insanın emeğiyle, doğanın kaynaklarıyla kazanıldı? Niye bu iyilik hep bir “bağış” şeklinde, sanki lütufmuş gibi sunuluyor bize? Niye zaten o kaynaklar en baştan adil paylaşılmıyor? Neden sistemin kendisi öyle bir bozuk ki, bir tarafta akıl almaz bir zenginlik, diğer tarafta açlıktan ölen çocuklar var, sonra o zenginler “kahraman” kesiliyor başımıza. Bu resmen çarpık bir gerçeklik değil mi? Sanki bizi kurtarıyorlarmış gibi bir de alkış bekliyorlar, valla billa.

A stylized image of a global map made of currency notes and coins, with corporate logos subtly integrated into the landmasses, and small, desperate figures reaching out from the edges of the map.

Hani böyle diyorlar ya, “sosyal girişimcilik”, “etki yatırımı” falan. Kulağa ne kadar havalı geliyor değil mi? İşte hem para kazanacaksın hem de dünyayı kurtaracaksın. Sanki dünya, çözülmesi gereken kocaman bir iş projesiymiş gibi. Ya da hani o eski ‘yardımseverlik’ kavramı vardı, hani gerçekten karşılıksız bir şeyler yapılırdı falan, o nerede şimdi? Şimdi her şeyin sonunda bir “geri dönüş”, bir “yatırım getirisi”, bir “marka değeri” var. İyilik dediğin şey, artık bir “ürün” haline geldi sanki. Pazarlanıyor, etiketleniyor, alıcısı var, satıcısı var.

Daha fenası ne biliyor musunuz? Bu “iyilik pazarlaması” yüzünden, gerçekten kötü olan şeyler, hani o şirketlerin çevreye verdiği zararlar ya da işçilere ödedikleri komik paralar, hepsi böyle bir “sosyal sorumluluk projesi” perdesinin arkasına saklanıyor. Sanki küresel ısınmaya yol açan şirket, bir tane ağaç dikince vicdanını rahatlatıyor, hatta bizi de rahatlatıyor. Aman ne güzel, aferin sana! Sen önce o dumanları kes, o suyu kirletme, ondan sonra ağaç dikersin, hem de kimseye haber vermeden. İyilik gösteriş işi değildir ki ya. Yani en azından ben öyle bilirdim. Belki de yanılıyorumdur, ne bileyim ben.

Geçenlerde bir arkadaşım anlattı, hani bu büyük giyim markalarından biri, “geri dönüştürülmüş plastiklerden kıyafet üretiyoruz, böylece okyanusları temizliyoruz!” diye kampanya yapmış. E güzel de, her sene trilyonlarca tişört üreten, o kadar işçiyi üç kuruşa çalıştıran sensin zaten. O plastiği de bir şekilde sen ürettin ya da üretenlere destek verdin. Şimdi kalkmış iki parça geri dönüştürülmüş tişörtle bizi mi kurtarıyorsun? Benim aklım almadı bu çelişkiyi, arkadaşım da dedi ki, “Boş ver Sefa, millet de buna inanıyor ne yapacaksın…” Haklı belki de.

Ama neyse… yani bu küresel felaketler, hani iklimmiş, açlıkmış, eşitsizlikmiş, bunlar ortak sorunlar değil mi? Yani tüm insanlığın sorunu. O zaman çözümleri de ortak olmalı, kolektif bir iradeyle, kamu politikalarıyla, uluslararası iş birliğiyle gelmeli değil mi? Niye dönüp dolaşıp, bir avuç milyarderin, büyük şirketin “gönül işi” haline geliyor bu işler? Hani bu devletler ne işe yarıyor? Uluslararası örgütler, Birleşmiş Milletler falan, onlar sadece ahkam kesmek için mi var?

Bu “iyilik pazarı” öyle bir şey ki, hem bizim vicdanımızı rahatlatıyor, hem o zenginlerin imajını düzeltiyor, hem de en önemlisi, sistemin kendisini sorgulamamızı engelliyor. Sanki sorun “yardım” eksikliğiymiş gibi, oysa sorun “adil paylaşım” ve “sistemik adaletsizlik”. Ama neyse, kimin umurunda ki zaten, değil mi?

A close-up, slightly blurred photo of hands, one holding a small, shiny gold coin, and the other hand, much larger and reaching out from a shadowed background, attempting to take the coin.

Şimdi düşünüyorum da, biz bu küresel iyiliğin peşinden koşarken, asıl iyiliğin nerede olduğunu unuttuk galiba. Hani o komşunun komşuya el uzatması, hani o sessiz sedasız yapılan yardımlar, hani o bir araya gelip gerçekten bir şeyler değiştirmeye çalışan sıradan insanların mücadelesi. Onlar “piyasa dinamikleriyle” mi çalışıyor? Yok. “Marka değeri” mi katıyor kendilerine? Hayır. Sadece, insan oldukları için yapıyorlar. Belki de asıl “iş projesi” bu değil miydi en baştan beri, insan olmak? Çok mu ütopik düşünüyorum, bilmiyorum vallahi. Sanırım gidip kendime bir çay koyayım ben en iyisi. Çok yoruldum bu düşüncelerden.

E-Posta
Sefa Mağat
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x