Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

Cihazın İradesi: Senin Değil, Sunucunun.

06 Mayıs 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 1

Şimdi durup düşünüyorum da hani, bu elimizdeki cihazlar var ya, hani biz aldık ediyoruz diyoruz, bizim malımız işte, paramızı verdik, falan. Öyle mi gerçekten? Geçen gün yine bir güncelleme geldi telefona, bildirim bile vermeden pat diye yükledi kendini resmen ya; hani bir sorsa insan, ne bileyim, “Müsait misiniz Memduh Bey, şimdi mi yapsak bu işi?” dese. Yok öyle bir dünya. Direkt yapıştırıyorlar, o senin internetin mi gider, şarjın mı biter, önemli bir işin mi vardır umurlarında bile değil. İşte tam da bu noktada çıldırıyorum, çünkü benim sandığım alet, benim olmaktan çıkıp, bambaşka bir şeyin, bir sunucunun, görünmez bir elin oyuncağına dönüştü, dönüştürülüyor da sürekli, resmen göz göre göre yani; bu da insanın canını sıkıyor doğrusu, bayağı bayağı hem de.

Bakın, “güncelleme” diyorlar, güzel kelime, hoş kelime. İçine ne katıp ne çıkardıkları belli olmayan bir kara kutu gibi, öylece basıyorsun, bitti gitti. Bir bakıyorsun, senin çok sevdiğin bir özellik, mesela fotoğraf galerinde albümleri sürükleyip bırakma kolaylığı ya da ne bileyim, ekran kilidindeki o pratik kısa yol, uçmuş gitmiş. Neden? Kimse sormaz. Kimseye açıklama yapma gereği de duymazlar. Sanki sen o telefonu cebinden para verip almadın, sanki sen ona yıllardır alışıp bir düzen kurmadın; onlar yukarıdan emrediyor, sen de uygulayacaksın arkadaş, mesele bu yani.

Geçenlerde bir arkadaşla oturmuş çay içiyorduk, o da aynı dertten muzdarip. Akıllı saati varmış, almış yeni sayılır, işte spor falan yapıyor, nabız ölçüyor, gayet memnunmuş. Bir sabah kalkmış, saatin arayüzü değişmiş. Menüler farklı, tuş atamaları karışmış. “Ya,” diyor, “ben şimdi tekrar alışana kadar kaç saatimi harcayacağım? Hadi onu geçtim, belki o eski arayüz benim için daha ergonomikti, daha iyiydi!” Haklı, adam haklı. Kendi cihazının ayarlarıyla bile oynamaya hakkın yok. Ya da var ama sadece onların belirlediği sınırlar içinde, o da ne derece hak sayılır ki?

Sahi ya, kontrol kimde gerçekten? Bir cihaz alıyoruz, içindeki yazılımı bize “satıyorlar” ama aslında sadece “kullanım hakkı” veriyorlar, öyle değil mi? Sonra o kullanım koşullarını kafalarına göre değiştiriyorlar, sen de okumadan, mecburen “kabul et” tuşuna basıp geçiyorsun. Varsa okuyup anlayan, helal olsun. Ben mesela o upuzun metinleri okumaya başladım mı zaten, gözlerim şaşı oluyor, beynim sulanıyor, üç beş paragraf sonra “Aman be!” deyip vazgeçiyorum. Zaten anlasam ne olacak, “kabul etmezsen kullanamazsın” diyor, başka şansın mı var?

Bu güvenlik meselesi de ayrı bir kılıf. Tamam, anladık, güvenlik önemli. Performans da önemli, hız da önemli. Ama her güncelleme gerçekten güvenliği mi artırıyor, yoksa sadece bizim verilerimizi daha rahat toplamanın, daha kolay analiz etmenin yeni bir yolunu mu açıyor? Hani, insan düşünmeden edemiyor. Sanki birileri bizim sürekli ne yaptığımızı, neye baktığımızı, ne kadar yürüdüğümüzü, ne zaman uyuduğumuzu merak ediyor; hatta belki de ne hissettiğimizi bile anlamaya çalışıyor, bilemeyiz ki. Ee, ne olacak şimdi? Bunlar hep böyle mi gidecek?

Bilmiyorum.

Mesela bir örnek daha vereyim, aklıma gelmişken, bu akıllı televizyonlar falan var ya, hani internete bağlı, uygulama yüklenebilen. Benim bir abim aldı, “oh be, ne güzel, istediğim uygulamayı indiririm” diye. Bir baktı, birkaç ay sonra, bazı uygulamalar silinmiş, yerine yenileri gelmiş ama o istediklerini indiremiyor. “Marka politikası” demişler. E iyi de, ben televizyonu alırken bu uygulamalar vardı, ve ben buna göre tercihimi yapmıştım. Şimdi ne oldu? Benim paramla aldığım televizyonda, ben istemediğim halde, kendi kafalarına göre bir şeyler silip ekleyebiliyorlar. Resmen kumandamı ele geçirmiş bir hayalet gibi, ne yapacağımı şaşırıyorum bazen.

A frustrated man is looking at his smart TV remote control, which appears to be glowing faintly with a subtle, mischievous digital light, suggesting it's controlled by an unseen force rather than him. His face shows a mix of confusion and anger.

Bir de bu pil ömrü meselesi var. Her güncellemeden sonra telefonumun pil ömrü sanki bir tık daha kısalıyor gibi geliyor bana, sürekli, hep. Sanki kasıtlı yapıyorlar, “hadi yeni model al” diye zorluyorlar insanı, bilerek yavaşlatıyorlar, bilerek daha çok pil tüketen arka plan uygulamaları dayatıyorlar, öyle hissediyorum ben. Paranoya belki ama, his bu. Benim eski telefonum iki gün dayanıyordu şarjı, şimdi öğleden sonra bitiyor bazen, hele yoğun kullandıysam; halbuki aynı uygulamaları kullanıyorum, aynı şekilde takılıyorum internette. Yani ne bileyim, insan bir garip oluyor.

Aslında bu durum, sadece teknolojik cihazlarla da sınırlı değil, değil mi? Arabalar mesela, yeni nesil arabalar, hepsi yazılım üzerinden gidiyor. Geçenlerde okudum, Tesla’lar uzaktan bir güncellemeyle performanslarını artırabiliyor ya da azaltabiliyorlarmış. İyi de, ben arabanın o performans paketini satın almadıysam bile, diyelim ki sonradan yükseltme yapmak istedim, yani, yazılımla yapılıyor bu iş. Demek ki aslında benim arabamın donanımı o potansiyele sahipmiş, ama marka bana onu kitlemiş, yazılımla, ta ki ben ekstra para ödeyene kadar. Bu da benim arabanın iradesinin, benim değil, onların elinde olduğunu gösterir, öyle değil mi?

Yani ne bu şimdi? Sen bir şeye sahip olduğunu sanıyorsun, ama aslında sadece bir kiracısın gibi bir şey mi? Sanki ev senin ama evin anahtarları başkasında, o da istediği zaman girip çıkabiliyor, eşyalarının yerini değiştirebiliyor, perdeleri falan da kafasına göre takabiliyor; öyle bir durum. Hani, biraz absürt değil mi sizce de???

A stylized depiction of a smartphone plugged into a server rack with invisible digital tentacles extending from the server, wrapping around the phone, suggesting a transfer of control.

Bu sürekli veri besleme mevzusu da cabası. Her hareketimiz, her tıklamamız, her satın almamız kaydediliyor, analiz ediliyor, bir yerlerde depolanıyor. Sonra da bize “daha iyi deneyim sunmak için” falan filan diye geri dönüyor bu veriler, çoğu zaman da reklam olarak; ama benim kişisel verilerim, hani, benim mahremiyetim? Onun adı ne? İnsan hakları evrensel beyannamesinde falan vardı böyle şeyler diye hatırlıyorum, yanılıyor muyum acaba. Ya da vazgeçtim, öyle değil. Sanki daha çok, “biz size bu hizmeti bedava sunuyoruz ya da çok az bir paraya satıyoruz, karşılığında da verilerinizi alıyoruz” gibi bir anlaşma bu, kimsenin tam olarak farkında olmadığı, sessiz, derinden gelen, soğuk bir anlaşma. Sank

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x