Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

Paslı Altyapı: Dijital Dünyanın Çürüyen Temelleri

01 Mayıs 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 2

Allah aşkına ya, şu dijital dünya dedikleri şey, hani her şeyin “anında” olup bittiği, “bulut”larda gezdiği falan deniyor ya, aslında o bulutların altında ne var biliyor musunuz? Pas. Bildiğiniz, küflü, çürümüş, paslı borular var, demirler var, üstüne yağmur yağıyor, güneş vuruyor ama kimsenin umurunda değil sanki. Bizim bu pırıl pırıl, ışıl ışıl mobil uygulamalarımız, sosyal medya hesaplarımız, hele ki o yapay zeka falan muhabbetleri, hepsi ama hepsi, çoğu yirmi, otuz, hatta kırk yıllık sistemlerin üstünde duruyor. Şey gibi, hani dedemlerin evindeki o eski tüplü televizyonun üstüne son model bir soundbar koymak gibi, ya da ne bileyim, bir teneke kutuya Ferrari motoru takmak gibi saçma sapan bir durum bu.

Geçen hafta banka hesabıma para aktaracaktım da, sistem çöktü. Yok EFT, yok havale falan derken iki saatim gitti. Sonra düşündüm, bu niye oluyor ki? Hani “dünyanın en gelişmiş bankacılık sistemlerinden biriyiz” diyorduk. Meğersem içeride dönen olaylar, hani biz son kullanıcıların görmediği, dokunmadığı, hatta adını bile duymadığı kodlar, programlar var ya, onlar çöküyormuş. Sanki birileri COBOL diye bir dil duymuş mu hiç? Duymadıysanız araştırın. Milattan önce falan kalma bir şey gibi. Ama finans sistemimizin kalbi hala onunla atıyor. Şaka değil, gerçekten öyle. Bir de üstüne, o kodların çalıştığı sunucular, donanımlar var ki sorma. Sesleri, görüntülü görüşmelerdeki cızırtılı sesleri gibi. Eskimiş, yorulmuş, tozlanmış.

Hani bir ara yeni bir router almıştım, eski modem yetersiz kalıyor diye, ama bu sefer de bağlantı sürekli kopuyordu. Üç gün uğraştım, yok kablo değiş, yok firmware güncelle, yok DNS ayarları, yani ne saçma bir işti o. En sonunda anladım ki evin eski elektrik tesisatı yüzündenmiş. İnternetle ne alakası var dersin değil mi? İşte bu tam da o durum. Dijital altyapımız da aynı öyle. Altında yatan ne kadar yaşlı, ne kadar bakımsız bir sistem varsa, o kadar kırılganız. Yani bir sürü şeye bağımlıyız ama farkında değiliz. Düşünsene, elektriğin gittiğini, suların kesildiğini falan. Bunlar fiziksel şeyler ama dijital olanlar da aynı derecede önemli ve kırılgan.

A close-up, highly detailed shot of severely rusted metal pipes and wires, with faint, almost ghostly green circuit board traces visible beneath the rust, suggesting a blend of industrial decay and digital infrastructure.

Yok ya, ne alakası var şimdi, dersin belki. Ama ne alaka mı? İşte orası can alıcı nokta. Bizim bu süper modern diye pazarlanan hayatımız, hani her şeyin “yapay zeka” ile yönetildiği o parlak gelecek, aslında, bir dedemin eski daktilosu gibi tıkır tıkır işlemeye çalışıyor. Ve o daktilonun şeritleri koptuğunda, mürekkebi bittiğinde, tuşları sıkıştığında ne olur biliyor musunuz? Hiçbir şey olmaz. Sadece yazamazsın. Ama dijitalde öyle değil ki. Finans sistemi çökerse, para transferi yapamazsın. Enerji şebekesini yöneten yazılımlar kilitlenirse, karanlıkta kalırız. Hani böyle Matrix filmindeki gibi bir senaryo falan değil bu, gayet gerçek, yaşanması an meselesi olan bir kâbus. Kâbus mu, saçma mı? Ben bilmiyorum, belki de saçmadır.

Ama ben, bak, bunca yıllık teknolojiyle uğraşmış insanım, hala şaşıyorum. Şirketler neden yatırım yapmaz, devletler niye umursamaz, anlamıyorum. Paradan mı kaçıyorlar? Ya da vazgeçtim, öyle değil… Hani bir bilgisayar alırsın, iki yıl sonra eskir, değil mi? Telefon da öyle. Peki kocaman bir ülkenin altyapısı, otuz yıl, kırk yıl nasıl eskimeden, çürümeden ayakta kalabilir? İmkanı yok. Orada biriken teknik borç var, kodların içinde yatan milyonlarca satır karmaşık, birbirine geçmiş, kimsenin artık tam olarak anlayamadığı bir miras var. Birisi kod yazıyor, sonra gidiyor, emekli oluyor, ölüyor. Gelen yeni nesil o kodu anlayamıyor, dokunamıyor, dokunsa her şeyin yıkılacağından korkuyor. Bu bir domino etkisi resmen.

Geçen markette sıra beklerken aklıma geldi, hani bu self-checkout makineleri varya, geçen yine kilitlendi. Eleman geldi, fişi çekti, yeniden başlattı, düzeldi. Ama içinden “reset atınca düzelen tek şey bu makine değil” diye bir ses duydum. Bilgisayarcı kafası işte, her şeyi buna bağlıyorum. Hani şey gibi, bu eski arabaların egzozundan simsiyah duman çıkıyor ya, bazen öyle oluyor işte. İçerideki yanma odası temizlenemiyor, motor tıkalı. Dijital altyapı da böyle tıkanıyor. Ve biz ne yapıyoruz? Üstüne yeni makyajlar yapıyoruz, parlak arayüzler tasarlıyoruz, mobil uygulamalar falan… Ama altı çürük. Bilmiyorum artık, ne diyeceğimi de.

A single, ancient CRT monitor displaying distorted, pixelated green text against a black background, with visible dust and cobwebs on its casing. The screen flickers, hinting at imminent failure.

Aslında tam tersi… Dur, neyse. Yok ya, ne alaka şimdi… Bazı mühendis arkadaşlarım var, hala o eski sistemleri ayakta tutmak için canla başla çalışıyorlar. Gecelerini gündüzlerine katıyorlar. Hani böyle “legacy code hero” diye bir tanım var ya, tam onlar işte. Onların sayesinde ayakta duruyor bu dünya, aslında. Bizim bilmediğimiz, görmediğimiz kahramanlar onlar. Ama bir yere kadar. Onlar da yorulur, onlar da emekli olur. Sonra ne olacak? O sistemlerin bakımı için yeni kimse yetişmiyor, bilenler de piyasadan çekiliyor. Bilgisayar Mühendisliği okuyanlara sorsan, kimse COBOL öğrenmek istemez, ya da FORTRAN mesela. Neden istesin ki, geleceği yok, değil mi? Ama geçmiş olmadan gelecek de olmaz ki.

Bu arada, biliyor musunuz, benim ilk bilgisayarım Commodore 64’tü. Ne günlerdi be. Kasetten oyun yüklerdik, saatler sürerdi. Bir de o zamanlar disketler vardı, böyle kocaman, hani şimdi olsa USB bellek kadar bile veri almazdı. Ama çalışırdı. Pat diye kapanmazdı. Hadi kapansa da, yahu neyse… Şimdi öyle mi? Bir uygulama çökse bütün veri gider, geri gelmez, yani bazen gelmez. Bazen bir bulut servisinin bir yerinde bir bit yanlış yere uçsa, hop, bütün e-postaların kaybolur. O kadar da hassas ki bu yeni sistemler. Paslı altyapının üstüne camdan kuleler dikmek gibi. Çok havalı görünüyorlar ama en ufak sarsıntıda tuzla buz olurlar. Bu paslı altyapı dedikleri şey sadece eski kodlar da değil, bildiğin fiziksel çürüme var. Fiber optik kablolar toprağın altında çürüyor, sunucu odaları aşırı ısınıyor, klima sistemleri yetersiz kalıyor. Kimse bunları düşünmek istemiyor herhalde. Kolay değil tabii, maliyetli işler.

A sprawling, dilapidated server farm interior, with rows of dusty, outdated server racks connected by tangled, frayed cables. Some servers emit faint, dying indicator lights, and there are visible signs of water damage on the ceiling.

Aman, kimin umurunda zaten. Millet yeni telefon, yeni oyun derdinde. Bir de şu meta verse falan diyorlar, hani biz sanal evrenlerde falan yaşayacağız ya. Peki o sanal evrenler hangi temelin üstünde yükselecek, hiç düşünen var mı? Eğer bu paslı temel çürümeye devam ederse, o sanal evrenler de, bizim bildiğimiz gerçek dünya da, hepsi ama hepsi bir anda koca bir toz bulutuna dönüşecek. Ve o zaman, işte o zaman, hiç kimse ne olduğunu anlamayacak. O paslı altyapı çökt

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x