Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

Küreselleşme Hayaleti: Dünya, Kendi Çizdiği Sınırlarına mı Hapsoluyor?

15 Mart 2026 • 08:00 Sefa Mağat 9

Şimdi size bir şey anlatacağım ya, hani bu küreselleşme zırvası vardı ya? Yirmi yıl önce falan “oh be dünya tek pazar oldu sınırlar mınırlar hikaye artık” diye yutturuyorlardı bize, durmadan da bir “küresel köy” lafı dönüyordu ortada, yahu benim köyüm değil ki bu Allah aşkına, kimsenin kimseyi tanımadığı, sürekli birilerinin birilerini dolandırmaya çalıştığı acayip bir şeydi bence. Neyse.

Uyutulduk resmen, bildiğin masallarla uyutulduk uyutulduk uyutulduk, gözümüzü bir açtık, hop, her yer milliyetçilikle dolmuş, her köşe başında bir “önce ben” nidaları yükseliyor. Sanki dünya kocaman bir ilkokul bahçesine dönmüş, herkes kendi küçük kum havuzunu sahiplenmiş, başkası gelmesin diye de etrafına çit çekmeye çalışıyor hatta. Biz bu sandalyelerde mi oturduk ya da vazgeçtim neyse, sanki biz istemedik gibi duruyor değil mi yani biz istemedik ama sanki böyle oldu gibime geliyor benim.

Ne oldu da bu kadar hızlı döndük eski günlere döndük sanki?

Hatırlıyorum, daha dün gibi o günleri, her şey internet üzerinden, ticaret desen tıkırında, aman Allahım Amazon her yere ulaşmış, Çin’den ayakkabı sipariş ediyorsun iki günde kapında böyle bir refah vardı. Ne garip şeyler, ne enteresan zamanlar, sanki öyle değil miydi? Sonra ne olduysa oldu bir virüs mü dersin, bir siyasetçinin ağzından çıkan iki laf mı ya da başka bir şey mi neyse, bir anda o pırıl pırıl küresel köy haritası karalamaya başladı, sil baştan bir şeyler yazılıyordu sanki. Herkes kendi kabuğuna çekildi, ‘bizim ürünler, bizim insanlar, bizim paramız’ diye bir koro başladı ki sorma, insanın sinirini bozuyor bu ikiyüzlülük gerçekten.

An old, worn globe with several visible cracks and lines drawn over the continents with a marker, illustrating new, arbitrary borders.

Bakın yani, tedarik zincirleri parçalanıyor, hani o Çin’den gelen her şey bir anda lüks oldu, Avrupa’dan ilaç beklerken bir ay sürer miydi eskiden, şimdi haftalarca, aylarca bekliyoruz, inanılır gibi değil. Bu sadece ekonomi mi şimdi? Yok ya, ne alakası var! Bu bildiğin insanlığın kendi kendine attığı bir kazık, kendi ayağımıza sıktığımız kurşun belki, neden yaptık ki bunu? Düşünüyorum düşünüyorum bazen markette kasada beklerken aklıma geliyor, hani şu indirimli ürün reyonunun önünde dururken, “Acaba bu domates nereden geldi şimdi, kaç ülkeden geçti buraya ulaşana kadar?” falan diye saçma sapan sorular dolaşıyor kafamda, anlamsız. Konuyu dağıtmayayım ama.

Şey, bu ‘biz’ ve ‘onlar’ ayrımı beni deli ediyor ya, gerçekten ediyor. Bir anda ne oldu da herkes birbirine düşman kesildi, komşunun ekmeğine göz diker hale geldik sanki? Ortak bir düşman yaratma hevesi mi bu, yoksa kendi içimizdeki başarısızlıkları örtbas etme çabası mı, ne dersiniz? Hiçbir zaman bitmeyen bir savaş var sanki dünyada, yani öyleydi hep, ama şimdi bu savaşın cepheleri daha da belirginleşti, daha da netleşti, öyle hissetmiyor musunuz?

Belki de hep böyleydi. Bilemiyorum.

Hani o ‘tarihin sonu’ denilen dönemde, sanki tüm büyük ideolojik savaşlar bitmiş, insanlık ortak bir yolda ilerleyecek gibi bir hava vardı, hatırlıyor musunuz? Yanılmışız. Hem de ne yanılmak! Tarih, sanki yüzümüze ekşi bir limon fırlattı, “benim sonum gelmez, ben hep buradayım, dönüp dururum” der gibi, o ekşi tat hâlâ damağımızda. Kimse de kusura bakmasın ama biraz da iyi oldu belki, yani bu kadar polyannacılık da olmazdı ki kardeşim, her şey güllük gülistanlık olacak diye bir şey mi var yani, yalan işte. Dünya dediğin yer yalan dolan zaten.

A group of diverse people looking at each other with suspicion, separated by invisible lines in a public square, symbolizing growing distrust and fragmentation.

Korumacılık rüzgarları esiyor her yerde, hani o serbest piyasa, serbest ticaret nerede kaldı şimdi, gümrük duvarları yeniden örülüyor, bayraklı bayraklı, coşkulu coşkulu, sanki birileri de bu durumdan pek memnun ha! Ya da öyle mi zannediyorlar? Kendi küçük menfaatlerinin peşinde koşanlar yüzünden kocaman bir dünya, koca bir gezegen, kendi çizdiği görünmez haritaların içine hapsoluyor, bir daha da çıkamıyor bence. Bir zamanlar “sınırlar anlamsızdır” diye bas bas bağıranlar, şimdi en sağlam duvarları örmek için yarışıyorlar. Ne acı bir ironi bu, ne acı bir şaka ya da, ne bileyim.

Benim geçen gün aklıma geldi, hani bu eski çizgi filmlerde falan olurdu ya, bir karakter kendi etrafına çizgi çizerdi de kimse geçemezdi, aynen öyle olduk işte. Koca koca uluslar, öyle komik çizgiler çiziyorlar kendilerine, sonra da o çizginin içinde debeleniyorlar durmadan, başkasına el uzatmaya korkar hale geldik, yardım desen, lafı bile edilmez oldu. Bu bir geri çekilme sadece ekonomik bir geri çekilme mi şimdi, yoksa insanlığın kendi kendine bir ihaneti mi gerçekten? Yoksa tam tersi mi? Kim bilir!

Çok da umursamıyoruz sanki değil mi?

Bir de şu bölgesel bloklaşmalar var, hani birleşip daha güçlü olacağız ayağına, aslında dışarıda kalanları daha da yalnızlaştırmak, daha da köşeye sıkıştırmak için bir araya geliyorlar gibi bir his var içimde, yanılıyor muyum? Ya da yanılıyorumdur belki de, ne bileyim ben şimdi, bu kadar karmaşık şeyleri kim anlayabilir ki zaten, kime ne oluyor belli değil. Sanki bir satranç tahtası gibi, sürekli piyonlar hareket ediyor ama kimin kazandığı, kimin kaybettiği belirsiz, sisli bir tablo var ortada. Benim kafam da karışıyor açıkçası, sabah kahvemi içerken bile düşünüyorum bunları, bir yandan da geç kalan faturalar, evin kirası, yani dünya nereye gidiyor deseler, benim için dünya her zaman olduğu gibi nereye gideceğini şaşırmış, yorgun, kafası karışık bir yer. Bu “tarihin sonu” diyenler, tarihin hiç de bitmediğini, sadece döngüye girdiğini unuttular sanırım. Ya da unutmuş gibi yaptılar.

A broken compass lying on a crumpled map of the world, with its needle spinning wildly and pointing in multiple directions, illustrating global confusion and loss of direction.

Sonra, hani o gençken falan okuduğumuz ütopik kitaplar, dünyada herkes kardeş olacak falan… neyse. Saçma sapan şeylerdi. Gördük işte, kardeşlik falan kalmadı. Herkes kendi evinin önünü süpürmekle meşgul şimdi, ama öyle bir süpürmek ki, komşunun çöpünü kendi kapısına doğru itelemek gibi bir şey bu. Tuhaf. İnsanlık dediğin böyle mi birikir, böyle mi ilerler? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey, bu gidişatın sonu, soğumuş çay tadındaki gerçekler gibi acı ve biraz da bayat geliyor bana. Hiç de güzel değil yani. Ne bileyim, gidip bir çay daha koyayım en iyisi.

E-Posta
Sefa Mağat
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x