Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

Sorun Endüstrisi: Vadi’nin Zehirli İksirleri

15 Mart 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 9

Sorun Endüstrisi

Hani oturursun bazen, bir şeye ihtiyacın olmadığını düşünürsün, sonra pat diye bir reklam, bir yeni uygulama, bir ‘çözüm’ düşer önüne. Böyle ‘Aaa, evet, aslında benim tam da buna ihtiyacım varmış!’ dersin ya… İşte, bence bütün mesele tam da bu, yani, bizim olmayan dertlerimizi bize nasıl satıyorlar, ya da vazgeçtim, dertleri nasıl sıfırdan yaratıp sonra o dertlerin ilacını nasıl bir de bize kakalıyorlar. Bu bayağı… şey gibi, hani bir doktorsun, millete virüs bulaştırıp sonra virüsün aşısını satmak gibi bir şey bu bildiğin.

Geçen hafta benim o eski, demirbaş MacBook Pro’nun ekranına bi’ su sıçradı ya, neyse, onu tamir ettirirken serviste baktım; millet deli gibi bir ‘uygulama’dan bahsediyor. ‘Ne bu’ diyorum, ‘Efendim, bu uygulama sizin günlük rutinlerinizi optimize ediyor, daha verimli olmanızı sağlıyor.’ Ne rutini Allah aşkına? Ben zaten kahvemi içip bilgisayarın başına geçiyorum, arada kalkıp çay demliyorum, o kadar. Benim rutinimi optimize edecek ne var orada yani? Hani sanki uzaya gidiyorduk da zamanla yarışıyorduk, ne alakası var.

Silikon Vadisi dediğin yer, evet, bazen dehşet şeyler çıkarıyor. Akıllı telefonlar, internet… Tamam, eyvallah. Ama bir noktadan sonra, sanırım çizgiyi aştılar. Artık ‘ilerleme’ dediğimiz şey, bizim yaşam kalitemizi artırmaktan çok, kendi cebini doldurma derdinde. Bak şimdi, bir tane uygulama var mesela – adını vermeyeyim de reklam olmasın – güya senin ‘dijital sağlığını’ ölçüyor. Neye göre? Telefonu kaç saat elinde tuttun, hangi uygulamada ne kadar kaldın… Sanki biz bu telefona işimiz için bakmıyoruz da, keyfimizden 7/24 ekran başında yatıyoruz. Ya işim o benim, yazılımcıyım ben, kodu telefondan yazmıyorum belki ama dokümantasyon okuyorum, makale inceliyorum, arkadaşlarla sorun çözüyorum. Bu benim dijital sağlığımı niye düşürsün ki? Saçmalık değil mi?

Yok ya, ne alakası var şimdi… Yani demek istediğim şu ki, birileri çıkıp ‘Siz yeterince mutlu değilsiniz!’ diyor bize. Ya da ‘Siz yeterince verimli değilsiniz!’. ‘Yeterince bağlı değilsiniz sosyal çevrenize!’. E ne yapalım şimdi? Tamam, anladık. Ama sonra hemen arkasından bir ‘Çözüm’le geliyorlar. Genelde de bu ‘çözüm’ dediğin şey, aslında seni daha da esir eden, daha da bağımlı hale getiren bir ‘şey’ oluyor. Geçenlerde bizim Cihan’la tartışıyorduk bu konuyu, o da diyordu ki “Ya abi, adamlar boşuna mı Ar-Ge yapıyor sanıyorsun?”. İyi de Ar-Ge yapmakla insanları boş yere bir şeylere ikna etmek arasında dağlar kadar fark var bence. Ben eski teknolojiyi, hani o stabil çalışan, kafa ağrıtmayan, her sene yenisini almaya gerek duymadığım aletleri özledim. Mesela benim bu Nokia 3310 değil miydi? Düşse de kırılmaz, şarjı bir hafta giderdi… şimdi telefon düşse kalp krizi geçiriyorum!

Neye bağımlı oluyoruz peki? Bence hem o ‘çözüm’e hem de o ‘dert’e. Çünkü o dert artık bizim bir parçamız haline geliyor. Sabah kalkıp ilk o uygulamaya bakıyorsun, gece yatmadan son o uygulamayı kontrol ediyorsun. Bir bakmışsın, o sanal dert, gerçek dertlerinin önüne geçmiş. Sanki başka hiçbir şey yokmuş gibi. Hani bir ara vardı ya, ‘Hayatınızı basitleştirin!’ diye sloganlar. Şimdi hayatımızı o kadar çok ‘basitleştiren’ uygulama var ki, en karmaşık hale o sözde basitlik getirdi, garip…

A stylized illustration of a glowing, somewhat ominous looking elixir bottle labeled "SOLUTION" with digital circuits swirling inside it, being offered by a robotic arm to a confused, pixelated human figure.

Bir de şu var tabii, ‘gerçek ilerleme’ nerede? Robot süpürgeler mi? Tamam, evet, fena değil, ama benim köpeğin tüylerini hâlâ tam toplayamıyor, köşelerde takılıp kalıyor. Ya da akıllı ev sistemleri? Sürekli güncelleme, bir sensör bozuluyor, diğeri çalışmıyor… Geçen bizim akıllı lamba, gece 3’te kendiliğinden açıldı, yüreğim ağzıma geldi. Ne ilerlemesi bu şimdi? Bence gerçek ilerleme, insanların hayatını gerçekten kolaylaştıran, onlara zaman kazandıran ve en önemlisi, onları düşünmeye, üretmeye, gerçek dünyayla etkileşime geçmeye teşvik eden şeylerdir. Mesela uzay araştırmaları, yeni enerji kaynakları, tıp alanındaki devrimler… Bunlar gerçek ilerleme. Bizim telefonlarımızdaki ‘bildirim susturma’ özellikleri değil. O da neymiş? Bize bir şeyleri unutturmaya çalışıyorlar sanki!

Yani, sanki birileri, bu koca Silikon Vadisi dediğimiz devasa beyin fırtınası makinesi, oturmuş da bir masa etrafında, ‘Bugün insanlara hangi yeni problemi yaratıp, sonra ona şahane bir çözüm uyduralım?’ diye toplantı yapıyorlarmış gibi geliyor bana. Ciddi ciddi. Hani gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum. Eskiden bir sorunumuz vardı, çözüm arardık. Şimdi bir çözüm var, oturup ona uygun bir sorun yaratıyorlar. Tersine mühendislik yapıyorlar resmen, ama neye??? bizim kafamıza.

Bazen düşünüyorum, belki de haklıdırlar, biz gerçekten o kadar tembelizdir ki, biri bizi sürekli bir şeylere yönlendirmek zorunda kalıyordur. Ya da o kadar asosyalizdir ki, sanal arkadaşlarımız olmadan nefes bile alamıyoruzdur. Ama sonra diyorum ki, yok ya, o kadar da değil. İnsanız biz sonuçta, hani o kadar da… ne bileyim…

A dystopian cityscape at dusk, dominated by towering server farms and data centers instead of traditional buildings. Smoke billows from one of the "server" towers, with tiny human figures lost in the shadows below.

Bu sürekli ‘daha fazlası’, ‘daha iyisi’, ‘daha hızlısı’ dayatması da yorucu artık. Benim o eski laptopum, hani diyorum ya, şimdiki 10 tanesini cebinden çıkarır. Sadece daha yavaş açılırdı, o kadar. Ama bir kere açılınca, çalışırdı. Şimdi her şey ‘hızlı’ açılıyor, ‘hızlı’ kapanıyor ama içinde doğru düzgün bir şey yapamıyorsun, ya da yapıyorsun da o kadar çok bildirim, o kadar çok dikkat dağıtıcı şey var ki, odaklanamıyorsun. Ee, ne anladım ben bu hızdan o zaman? Hani ben en son ne zaman bir şeye baştan sona odaklandım, hatta bir kitabı en son ne zaman kesintisiz okudum hatırlamıyorum. Hep bir ‘çın’ sesi, bir ‘titreşim’ bir şey… sinir bozucu gerçekten.

Geçen hafta markette sıra beklerken aklıma geldi, hani eskiden insanlar birbirleriyle konuşurdu kasada falan, şimdi herkes elinde telefon, bir şeyler kaydırıyor, bir şeyler izliyor. Ne alakası var şimdi bunun konuyla, dimi? Ama işte bu da o zincirin bir halkası bence. Bu sözde ‘çözümler’ bizi birbirimizden de koparıyor sanki. Yoksa ne bileyim…

A close-up shot of a human hand holding a smartphone, but instead of the usual screen, complex, glowing digital chains are emanating from the screen, wrapping around the wrist and arm of the user.

Belki de her şey çoktan kontrolden çıktı ve biz de bu zehirli iksirleri içmeye mecburuz. Çünkü artık onlarsız yaşayamaz hale geldik. O yüzden… ne diyeyim ki. Gidip kendime bir fincan demli çay koyayım ben en iyisi.

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x