Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

Yükseltme Tuzağı: Çalışan Cihaz Neden “Yetmez”?

16 Nisan 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 2

Yetmez Dedikleri

Şimdi yine o ‘eski’ telefon meselesi var ya hani. Elinde tuttuğun, aramalarını yapan, uygulamalarını açan, hatta belki birkaç yıl önce deli gibi sevdiğin o alet birdenbire yetersiz gelmeye başlıyor. Ne oldu peki ona bir gecede? Çöp mü oldu? Yoksa senin beynine mi bir şeyler fısıldadılar, ‘Bu artık olmaz, bak millet ne kullanıyor’ diye falan?

Geçen hafta benim emektar laptop, bir toplantı sırasında aniden dondu kaldı. Yani dondu derken bildiğin ekran buz kesti, mouse imleci bile hareket etmiyor, hiçbir şeye tepki yok, hani o sinir bozucu kilitlenme hali. Neyse kapatıp açtım düzeldi hemen ardından, sorun yok ama içime kurt düştü işte birdenbire, ya şimdi yolda bırakırsa? Ya o önemli sunumu yaparken ‘memduh bey bilgisayarınız sanırım yeterli değil’ derlerse? Zaten bir süredir fan sesi biraz fazla çıkıyor gibiydi aslında kendi kendine, ya da bana öyle geliyordu son zamanlarda.

Bu his var ya işte, o lanet olası ‘yetmez’ hissi, bence tamamen bir illüzyon. Bir algı yönetimi şaheseri bu resmen. Bakıyorsun mesela bir telefon çıkıyor havalı mı havalı yeni renklerle daha iyi kamera özellikleriyle -ki zaten kimse o kamera özelliklerinin yarısını kullanmıyor ya neyse- ve birden elindeki telefonun fotoğrafları sanki bulanık çekiyormuş gibi gelmeye başlıyor sana. Halbuki birkaç gün önce aynı fotoğraflar harikaydı, hatta geçen bayramda çektiğin o selfieler Instagram’da rekor kırmıştı hani.

Oysa altında yatan şey ne biliyor musun? Çok basit. Yazılım. Hep daha ağır, daha kaynak tüketen, daha şişirilmiş yazılımlar. Uygulamalar büyüyor işletim sistemleri şişiyor arkada çalışan onlarca süreç eski donanımı iyice yoruyor. Sanki özellikle yapıyorlar gibi. Sanki diyorlar ki sen bu donanımı yeni mi aldın al sana yeni bir güncelleme ki daha yavaş çalışsın. Yani, tam tersi olması gerekirken -hani optimizasyon falan olması beklenir ya- yavaşlatıyorlar resmen. Bu da sana bir işaret oluyor al sana yeni bir cihaz. Kârlı tabii onlar için.

Peki ya bu ‘yeni özellikler’? Onlar da bambaşka bir komedi. İhtiyaç duymadığın, hatta varlığından bile haberin olmayan bir ton ıvır zıvır ekleniyor sürekli. Mesela benim televizyonda bir özellik var, hani hareket sensörüyle kanalı değiştiriyorsun falan… Bir kere bile kullanmadım. Ya da kullandım diyelim o da yanlışlıkla kolumu sallarken oldu, televizyon kafayı yedi kendi kendine. Yani, aslında temel işlevleri kusursuz yapan bir cihaz, sırf o bir avuç ‘yenilik’ için nasıl bu kadar gözden düşürülebilir akıl sır ermiyor doğrusu.

İşin ironik tarafı ne biliyor musun? Birçoğumuzun bilgisayarı veya telefonu, aslında profesyonel işler için bile hâlâ fazlasıyla yeterli. Ama o pazarlama dili, o sürekli ‘daha iyi’ vurgusu, o ‘geride kalma’ korkusu… İşte o beynimize işleniyor. Sosyal medyada görüyoruz, ‘Ahmet’in telefonu bilmem ne marka en yenisi, benimki de olsa keşke.’ diyoruz. Sanki o telefonla Ahmet ay’a gidecek ya da ne bileyim dünyayı kurtaracak, alt tarafı Instagram’da geziyor oyun oynuyor yani. Benden çok farklı değil ki kullandığı şeyler, hatta belki ben daha ağır uygulamalar kullanıyorum kendi işimde.

Bu sürekli yükseltme tuzağı var ya aslında cüzdanlarımızdan çok daha fazlasını çalıyor bizden. Sadece para değil, zamanımızı da çalıyor. Yeni cihaz araştırması, veri aktarımı, öğrenme eğrisi… Ha bir de gezegenin canına okunması var tabii ki, o elektronik atık meselesi yani. Eskiden bir cihaz alırdın en az beş yıl on yıl kullanırdın hiçbir sorun olmazdı. Şimdi iki sene geçti mi ayıp oluyor resmen. ‘Hala o telefon mu var sende?’ diye garip bakışlara maruz kalıyorsun.

Benim bir arkadaşım var, hâlâ 7-8 yıllık bir telefon kullanıyor. ‘Neden değiştirmiyorsun?’ diyorum, ‘Abi işimi görüyor, internete giriyorum, arama yapıyorum, ne gerek var?’ diyor. Ya aslında o haklı olan değil mi? Biz mi anormalleştik acaba? Biz mi o reklamlara, o ‘olmazsa olmaz’ dayatmalarına fazla kulak verdik? Bilmiyorum, bazen gerçekten kendimi sorguluyorum.

Teknoloji incelemelerini severim evet ama bu ‘yükseltme’ zorunluluğu meselesi beni bazen çıldırtıyor. Bakıyorum yeni çıkan bir işlemciye, ‘efendim yüzde on daha hızlıymış’, ‘pil ömrü yarım saat artmış’. Allah aşkına ya, o yarım saat neyimi değiştirecek benim günlük hayatımda? Ya da yüzde on hız, kaçımızın uygulamalarında fark edilebilir bir değişim yaratıyor? Sanki bilimsel deney yapıyoruz her gün de mikro saniyelerin peşindeyiz. Hepsi marketing numarası bence hepsi.

A close-up shot of a smartphone screen displaying a subtle "Upgrade Now" notification, with the background blurred to show a person's slightly tired hand holding the phone. The notification text is designed to be just visible enough to evoke a feeling of gentle pressure.

Hatırlıyorum, küçükken babamın bir hesap makinesi vardı. Yıllarca kullandı onu, çalışıyordu işte, tuşları basıyordu, sayıları gösteriyordu. Hiç ‘Ay, bunun yeni modeli çıkmış, bunu mu alsam?’ dediğini duymadım. Çünkü o zamanlar teknoloji bu kadar ‘kullan-at’ mantığına oturtulmamıştı. Bir şeyin ömrü, çalışmayı bırakana kadardı. Şimdi bir şeyin ömrü, yenisi çıkana kadar. Yani, bitiş çizgisi donanım arızası değil, ‘algı’ arızası.

Bu arada, geçenlerde eski bir oyun konsolumu buldum kutusunda. Yıllardır açmamıştım. Takayım dedim, çalıştı çatır çatır. Hatta grafikler falan o kadar da kötü gelmedi gözüme, nostalji de cabası. Şimdiki oyunlar falan, hepsi aynı mantık, grafiği abartıp hikayeyi ıskalıyorlar. Eski oyunların ruhu vardı yahu. Neyse konuyu dağıtmayayım, yine nostaljiye bağladım.

Peki ne yapacağız? Bu döngüden nasıl çıkacağız? Çıkabilecek miyiz gerçekten? Ben kendim bile bazen bakıyorum yeni çıkanlara, içim gidiyor hani. İnsan bir yandan diyor ki ‘ya benim telefon da dört senelik oldu hani’. Ama sonra duruyorum. Kendi kendime ‘Memduh, ne işine yaramayacak o yeni özellikler, söyle bakalım?’ diyorum. Genellikle cevap ‘hiç’ oluyor. Ama bazen de ‘Ya ama daha hızlı açılırmış uygulamalar…’ diye mırıldandığım da oluyor, yalan yok. İşte o an diyorum, işte o an o şeytani fısıltılar kazanıyor!

A humorous illustration depicting a person’s wallet visibly shrinking, with dollar signs (or Turkish Lira symbols) flying out, while a giant, smiling smartphone monster looms in the background, subtly pulling strings attached to the wallet.

Bir de şu var tabii, bazı arkadaşlar da diyor ki ‘E kardeşim, teknoloji ilerliyor, eskiyle mi kalacağız? Gelişmeleri takip etmeyecek miyiz?’ Doğru, evet, ilerlesin. Ama ilerlemek ‘her yıl sıfırdan başlamak’ anlamına gelmiyor ki. İlerleme dediğin şey, mevcut olanı daha iyi hale getirmektir, değil mi? Daha az enerji tüketen, daha verimli, daha uzun ömürlü… Ama gel gör ki, sanki tam tersi bir yolda ilerliyoruz, sanki daha çok tüket, daha çok değiştir, daha çok at diye fısıldıyorlar sürekli.

Bazen düşünüyorum, acaba bu teknoloji devleri arasında gizli bir anlaşma mı var? Hani ‘Her iki yılda bir cihazları yavaşlatma protokolü’ gibi falan? Ya da dur vazgeçtim saçmalıyorum galiba… Yok ya ne alakası var şimdi. Ama insan düşünmeden edemiyor işte, tüm bu pazarlama stratejileri bu kadar hedef odaklı olamaz diye. Yani, bir şeyi sana zorla sattırma isteği bu kadar bariz olamaz mı? Olur, neden olmasın. Olduğunu düşünüyorum ben. Kasten planlı eskitme yapıyorlar resmen.

İşte tam da bu yüzden, ‘yeterince iyi’ kavramının yeniden tanımlanması gerektiğini düşünüyorum. Bir şey çalışıyorsa, işini görüyorsa, sorun çıkarmıyorsa… O yeterlidir. Nokta. Gerisi tamamen bir illüzyon. Bir ‘Ben yetersizim’ hissi pompalanıyor sürekli ki, insanlar koşup daha da yetersiz hissedecekleri yeni bir şey alsınlar. Bir kısır döngü, devasa bir girdap. Ve hepimiz de paşa paşa içine çekiliyoruz, kimse de gıkını çıkarmıyor!

A chaotic, abstract image with blurred lines and distorted shapes, symbolizing the overwhelming and confusing nature of constant tech upgrades and marketing noise. Perhaps a blend of circuit board patterns and human faces showing slight confusion or resignation.

Neyse ya, ne diyordum ben… Kafam allak bullak oldu bu düşüncelerle. Gidip bir çay daha içeyim en iyisi belki aklım yerine gelir. Belki de haklıdırlar kim bilir…

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x