Optimize Edilmek: Kusurlara Yer Yok mu? ÖZET: Dijital çağ bizi sürekli ‘geliştirilmesi’ gereken birer veri setine dönüştürdü. Uykudan verimliliğe, her şey al…

Yine başladı yine… Telefonumda bir bildirim bir anda hopladı ekranın ortasına. “Günün uyku verimliliği raporunuz hazır!” Neyin raporu bu şimdi ya dedim kendi kendime. Uyku işte uyku, nasıl bir verimlilik olabilir ki bunda. Yatağa kafayı koydum uyudum kalktım bitti yani.
Optimize Edilmek: Kusurlara Yer Yok mu?
Ama yok öyle değilmiş bak Memduh, durup düşündüm biraz. Her şey optimize edilecek artık. Her şey. Sabah kaçta kalktın ne yedin kaç kalori yaktın o sırada işte yürüdüğün adım sayısı nabızmış bilmem ne… Sanki her birimiz kocaman bir projenin minik alt modülleri gibiyiz ya da ne bileyim devasa bir yazılımın içinde sürekli güncellenmesi gereken veri setleriyiz sanki değil mi. Hani derler ya “bug free” kod yazalım diye e bizim de hayatlarımızı mı bug free yapmaya çalışıyorlar şimdi. Ne alaka şimdi!!?
Geçenlerde eski, o bayağı eski Philips kasetçalarımı buldum çekmecede, tozlu paslı ama çalışıyordu bir şekilde. Hani o Walkman zamanlarından kalma, pilini değiştirip de düğmesine bastığında o ‘cazırt’ sesi geliyor ya önce, o ses bile bir ‘hata’ aslında oysa ne kadar otantik ve güzeldi ya da şey, şimdi düşününce hani o kasetlerin başını geri sarmak için kalem kullanırdık, hiç verimli değildi ama bir ritüeli vardı o işin bir keyfi vardı şimdi nerede öyle şeyler var.
Şimdi herkes her şey anında olsun istiyor mükemmel olsun sıfır gecikmeyle, hatta algoritmalar senin ne isteyeceğini senden önce biliyor resmen. Netflix açıyorsun film seçmene gerek yok o sana en uygununu sunuyor güya. Uykunu takip eden bileklikler yok efendim o anki moduna göre müzik çalan uygulamalar, hatta meditasyon uygulamaları bile senin meditasyon verimliliğini ölçüyor artık. Meditasyon bu ya hani kendini akışa bırakmak falan diye bir şeyler vardı neyse… Bu ne demek oluyor bu şu demek oluyor: Sen Memduh Biçer artık sadece bir insandan ibaret değilsin sen bir veri sensörü bir ‘input device’sın ve çıktın da sürekli daha ‘ideal’ daha ‘optimize’ olması gereken bir ‘output’ ne garip.
Hani biz yazılımcılar olarak sürekli kod optimizasyonu yaparız performans artsın enerji az harcansın diye. Peki aynı şeyi kendi hayatlarımıza uygulamaya başladığımızda ne oluyor tam olarak. Ne kaybediyoruz ki ya da neyi kazanıyoruz aslında. Kusurlar… Hani o insanın kendi kendine yaptığı minik hatalar, mesela yanlış bir yola girmek ve bambaşka bir şey keşfetmek. Veya işte o beklenmedik bir anda yediğin dondurmanın hiç de kalori hesaplamalarına uymayan o tatmin hissi. Bunların hepsi optimize edilmesi gereken ‘bug’lar mı şimdi.
Bilmiyorum bazen böyle sabahlara kadar süren anlamsız kod yazma seanslarım olurdu hani hiçbir yere varmayan ama o süreçte bir şeyler öğrenirdim kendi kendime deneyerek. Şimdi ise her şey hazır her şey ölçülüyor her şey ‘en doğru’ şekilde sana sunuluyor. Bizim o deneme yanılma dediğimiz şeyin tadı tuzu kalmadı mı hani. Yani hani ‘Fail fast, learn faster’ derler ya ama şimdi fail etmeye bile gerek kalmıyor çünkü algoritma senin adına zaten fail etme ihtimalini ortadan kaldırıyor. Bu da sıkıcı olmuyor mu biraz.
Geçen hafta arkadaşımla kahve içerken konu oraya geldi aynen. Benim bu optimize edilme takıntısı. O da bana dedi ki “Ama abi işte bu sayede daha az stresli daha verimli yaşıyoruz”. Belki haklıdır bilmiyorum ya da haklılardır. Ama içimde bir şeyler sanki hani o tam da olması gerekmeyen, o ‘kusurlu’ olana duyulan bir özlem var. Bir şeyler eksik gibi geliyor bana. Bir makinenin kusursuz işleyişi evet hayranlık uyandırıcıdır ama bir insanın hani o sakarlıkları, o anlamsız gülüşleri, o beklenmedik tepkileri. Onlar daha değerli değil mi aslında. Onlar seni sen yapan şeyler değiller miydi.

Bu sürekli veri toplama işi de ayrı bir dert ya hani. Adamlar senin nefes alış verişinden tut da gece kaç kere yatakta döndüğüne kadar her şeyi kaydediyor. Sonra bir de gelip sana diyorlar ki ‘Bu ayki ortalama derin uyku süren %15 düştü. Endişelisin galiba Memduh. Gel sana premium abonelik verelim, daha iyi uyuman için sesler dinle.’ Ne alaka ya ne bileyim belki rüyamda koşuyordum falan. Her şeyi bu kadar somut verilere indirgemek o insanın ruh halini o anki karmaşasını gerçekten açıklıyor mu sanki. Hiç sanmıyorum.
Biz developer’lar olarak aslında bu sistemlerin inşasında rol alıyoruz farkında mıyız bazen tam olarak. Biz daha verimli daha hızlı çalışan kodlar yazarken aslında kendimizi de bu çarka mı katmış oluyoruz. Ya da vazgeçtim öyle değil. Biz sadece araçları inşa ediyoruz ama o araçları kullananlar nasıl kullanacaklarına karar veriyor değil mi. Ama işte öyle değil yine. Araçlar da bizi bir yere yöneltiyor bir kullanım alışkanlığı dayatıyor bazen. Hani o Facebook’un ilk çıktığı zamanlardaki basitliği nerede şimdiki o karmaşık algoritmalarla dolu sürekli seni bir şeye iten yapısı nerede. Tamamen başka bir şey oldu yani.
Bir de hani bu yapay zeka falan muhabbeti var ya. Onlar da bizden öğreniyor ya hani. Biz kendimizi ne kadar ‘optimize’ edersek ne kadar tekdüze, ‘hatasız’ hale getirirsek onların öğreneceği veri de o kadar tekdüzeleşmeyecek mi. Sonuç ne olur biliyor musun. Herkes aynı ‘ideal insan’ prototipine benzeyen robotlar yaratırız kendi kendimize, ne garip. Bence o zaman insan olmanın bir anlamı kalmaz, o zaman zaten makine oluruz kendimiz. Robotik bir evren, düşüncesi bile sıkıcı geliyor bana. Hem de çok sıkıcı.
Hani o eskiden yapılan sohbetlerde böyle laf lafı açardı bir konudan bambaşka bir konuya geçer sonra geri dönerdik falan. Şimdi mesela hani bu toplantılarda bile artık ‘verimli’ olalım diye her şeyi madde madde yazıyorlar ‘aksiyon











