Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

Gündemin Yeni Oyuncağı: “Mış Gibi” Çözümler ve Geleceğin İpotekli Sessizliği

29 Nisan 2026 • 08:00 Sefa Mağat 1

Yine aynı mevzu. Bilmiyorum artık kaçıncı kez, hangi köşede, hangi kahvede aynı şeyi söylüyorum ama neyse… Bu “mış gibi” haller yok mu hani her şey çözülmüş gibi, her şey yoluna girmiş gibi. İşte o sinirimi bozuyor benim. Hem de fena bozuyor biliyor musunuz yani böyle sabah kahvemi içerken gazeteyi açıyorum bir bakıyorum yine aynı manşetler aynı sahte gülüşler aynı aslında hiçbir şey yapmadık ama yaptık zannedin der gibi bir haller. İnsanın midesi kalkıyor diyorum ya gerçekten. Sanki bir tiyatro sahnesindeyiz ve biz zoraki seyirciyiz öyle bir durum.

Bakın neyi kaçırıyoruz biliyor musunuz tam da bu noktada. Geleceği. Evlatlarımızın geleceğini belki de bizim henüz yaşamadığımız ama aslında var olan o koca potansiyeli ipotek altına alıyoruz farkında mıyız? Ya da vazgeçtim, yoksa işimize mi geliyor biraz sessiz kalmak ses çıkarmamak aman başımız ağrımasın falan filan diye diye hep aynı yere varıyoruz.

Geçenlerde bir arkadaşım, adını vermeyeyim şimdi boş verin, bana şey dedi “Sefa abi dedi, artık kimsenin gıkı çıkmıyor, bak milletin alım gücü bilmem nesi falan yerlerde sürünüyor ama ses yok.” Ben de düşündüm sonra o gece uyuyamadım doğru dürüst, gerçekten neden bu sessizlik acaba? Bizi susturan ne? Korku mu yoksa alıştık mı bu “mış gibi” dünyasına ya da o kadar yorgun muyuz artık hani bir şeyleri sorgulayacak enerjimiz mi kalmadı? Belki de hepsi birden, kim bilir.

Bu “mış gibi” çözümlerin sanal gerçekliği var ya, işte o tehlikeli. Çünkü bize bir illüzyon sunuyor, her şey düzeldi, sorunlar çözüldü, bakın buraya yama yaptık, burayı bantladık diyorlar. Ama alttan alttan çürüyen şeyler var o bantların tutmadığı yamaların söküldüğü yerler var. Ne bileyim, bir ekonomi krizi mesela, evet evet o tam da bu tanıma uyuyor. Enflasyon mu? “Mış gibi” düşürüldü. İşsizlik mi? “Mış gibi” istihdam sağlandı. E ama çarşıya pazara çıkınca öyle mi? Değil. Ne alaka şimdi!!?

Aslında tam tersi, o mış gibi çözümler tam da toplumsal kolektif iradeyi felç eden bir tür uyuşturucu gibi. Sürekli damardan veriliyor bize işte o sahte tatmin. Bir anlık oh çekiyoruz belki ama sonra yine aynı tas aynı hamam, hatta daha kötü oluyor. Yüzleşmeyi erteliyoruz sürekli. Bir şeylerin gerçekten kötü gittiğini, hatalar yapıldığını kabul etmek, belki de en zor şey bu insanlar için ama bir toplum için en gerekli şeylerden biri bu.

A surreal painting depicting people wearing blindfolds and smiling, standing in front of a crumbling facade that's painted to look pristine, with cracks showing underneath. The background is a blurry, slightly unsettling urban landscape.

Hatırlıyorum gençken, hani bizim zamanımızda diye başlayan cümleler kurmak ne kadar yaşlıca gelirdi kulağıma şimdi benden de duyuyorsunuzdur belki, neyse. Ama o zamanlar bir sorun olduğunda insanlar en azından sokakta, kahvede, çay ocağında dertleşirdi, sesini çıkarırdı bir şekilde. Şimdi herkes kendi kabuğuna çekilmiş, akıllı telefonlarından dünyaya bakıyor, oradan ahkam kesiyor da gerçek dünyada bir araya gelip bir şeyleri konuşmaya üşenir olduk sanki. Ya da yasaklıyoruz kendimizi. Kim bilir, belki de suçlusu sadece ben değilimdir bu işin.

Bu gelecek ipotek altında derken neyi kastediyorum ben biliyor musunuz? Yani şöyle bir şey, bir sonraki nesle biz ne bırakacağız allah aşkına? Bir yığın çözülmemiş problem, bir sürü örtbas edilmiş gerçek, bir koca “mış gibi” yalanlar ülkesi mi? Hayır. Bu içimi acıtıyor. Benim de çocuğum var ve ben onların gözlerinin içine bakarken bu “mış gibi” oyunlarının bir parçası olmak istemiyorum. İstemiyorum arkadaş.

Hani bir de şu var, bu sessizliği sanki bir onay gibi algılıyorlar ya en çok o koyuyor bana. Konuşmayan insan, sanki razıymış gibi geliyor onlara. Ama öyle değil, bazen insan o kadar çok yorulur ki konuşmaya mecali kalmaz, bazen de korkar. O korkunun getirdiği sessizlik, rızadan çok daha başka bir şeydir. Ve o sessizliğin içinde büyüyen öfke var ya, işte o çok daha tehlikeli, benden söylemesi. Bir zamanlar bizim gençlik yıllarımızda okuduğumuz o kitaplarda falan hep bu sessizliğin patlamalara yol açtığı yazardı, ne yalan söyleyeyim ben de çok inanmazdım o zamanlar ama şimdi, şimdilerde aklıma geliyor hep onlar. Demek ki neymiş bazı şeyler hiç değişmiyor.

Şey, mesela eğitim sistemi. Aha, bir başka “mış gibi” mevzusu. Herkes şikayetçi, herkes mutsuz ama çözüm? Yok, “mış gibi” reformlar, “mış gibi” yeni müfredatlar, “mış gibi” sınav değişiklikleri… Ama temeldeki çürümüşlük devam ediyor. Ne bileyim, geçen yeğenimle konuşurken diyor ki “Amca biz ezberliyoruz sadece, anlamıyoruz hiçbir şeyi.” İşte bu. Geleceğin mimarları bu çocuklar, bu zihinler, biz onları ezbere mahkum edersek ne olacak? Robot mu yetiştireceğiz hepimiz robot mu olacağız?

A cluttered desk with old, dusty textbooks piled next to a modern tablet displaying news headlines about educational reform. A half-eaten sandwich and a crumpled coffee cup are also on the desk, symbolizing hurried, superficial efforts.

Bu siyasetçiler de aslında böyle bir cambaz gibi ip üzerinde yürüyorlar. Dengede kalmak için sürekli taklalar atıyorlar. Bir taraftan gerçek sorunları görmezden geliyorlar, diğer taraftan da “mış gibi” çözümlerle kamuoyunu oyalamaya çalışıyorlar. Ya da vazgeçtim, o kadar cambaz değiller belki de, düpedüz umursamıyorlar. Öyle bir ihtimal de var. Hatta bence daha yüksek bir ihtimal. Umursamazlık, en büyük felaketlerden biri zaten. Geçen markette sıra beklerken bir kadın vardı yaşlıca, böyle şey dedi: “Evladım, artık hiçbir şeye inancım kalmadı.” dedi. Bak, işte bu cümlenin ağırlığı var ya, bu “mış gibi” çözümlerin yarattığı boşluğun en net özeti. Bir toplumu inançsızlığa itmek, ondan daha kötü ne olabilir ki.

Ve ben bu yazıyı yazarken bile acaba “mış gibi” mi yazıyorum diye düşünüyorum bazen. Hani eleştiriyorum da bu eleştiri de bir “mış gibi” eleştiriye mi dönüşüyor zamanla? Yani, yazıyoruz çiziyoruz ama sonuç? Bir şey değişiyor mu? Belki değişiyordur, belki değişmiyordur. Belki birilerine ulaşıyor, belki sadece duvara konuşmuş oluyoruz. Aman, kimin umurunda diyeceğim ama umurumda. Çok umurumda. O yüzden yazmaya devam ediyorum zaten. Yoksa ne gerek var ki? Otururum evimde keyfime bakarım. Ama olmuyor. İçim almıyor, bir şeyler dürtüyor hep beni. Bu haksızlık, bu yalan dolan, bu maskeli balolar, şey yani bu “mış gibi” haller… Bunlar beni rahat bırakmıyor.

Bu sessizlik bir gün sona erecek mi acaba? Yoksa biz bu sessizliğin altında ezile ezile, yavaş yavaş mı tükeneceğiz? Bir soru işareti bırakmak istemiyorum aslında ama neyse. Belki de bir gün gerçekten birileri kalkıp yeter artık diyecek, kim bilir. Umarım o gün çok geç olmaz, yani keşke olmaz. Yoksa ben de bilmiyorum. Ne bileyim, yoruldum artık sanırım bu “mış gibi” oyunlarından, yorulduğumu hissediyorum bu ara. Gidip bir çay koyayım en iyisi. Belki iyi gelir biraz.

A solitary figure, silhouetted against a setting sun, walks away from a bustling city towards a desolate, silent landscape. The city lights appear distant and almost menacing.
E-Posta
Sefa Mağat
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x