Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron

Toplumda Nezaketin, İnce Düşünmenin ve Kibarlığın Zayıflık Sanılması

13 Ocak 2026 • 09:45 Sefa Mağat 144
Nezaketin, İnce Düşünmenin, Kibarlığın Zayıflık Sanıldığı Bir Toplum

Toplum olarak pek çok alanda ciddi bir aşınma yaşadığımızı inkâr etmek zor. İnternet, televizyon ve sosyal medya hayatımızı kolaylaştırırken, aynı zamanda tahammül sınırlarımızı daraltan ve bizi birbirimize yabancılaştıran bir etki de oluşturuyor. Aile, bireyin karakterinin şekillendiği ilk yer olsa da, bugün aile yapısı da bu güçlü etkileşim araçlarının baskısı altında.

Ortaya çıkan tablo ise oldukça net: Sabırsız, tahammülsüz, kuralları önemsemeyen ve birbirine saygı duymakta zorlanan bir toplum.

Tahammülsüzlüğün Günlük Hayattaki Yansımaları

Bugün trafikte, aynı apartmanda, okulda, pazarda, durakta hatta bazen aynı evin içinde bile insanlar birbirlerine katlanamaz hâle gelmiş durumda. Küçük bir bekleyiş bile büyük gerilimlere yol açabiliyor.

Uzmanlar bu toplumsal gerginliğin nedenlerini farklı başlıklar altında ele alıyor. Kimileri tükettiğimiz gıdaların yapısının değişmesini, kimileri ise ekonomik sıkıntıların insan psikolojisi üzerindeki baskısını öne sürüyor. Bana kalırsa bu unsurların tamamı birer etken olabilir. Bu konuyu da başka bir yazımda kaleme almayı düşünüyorum.

Ekonomik şartlar, doğrudan tüketilen gıdayı; dolaylı olarak da ruh hâlini etkiliyor olabilir. Ancak sebep ne olursa olsun, değişmeyen bir gerçek var: Kurallara uymayan, başkasının hakkını gözetmeyen ve saygıyı gereksiz gören bir topluma doğru sürükleniyoruz.

Geçmişte Var Olan İncelikler

Geçmişten örnekler verildiğinde çoğu zaman “Osmanlı güzellemesi” yapıldığı düşünülür. Oysa mesele bir dönemi idealize etmek değil, toplumun bir zamanlar bu incelikleri başarabilmiş olduğunu hatırlatmaktır.

Bir mahallede hasta varsa pencereye bir çiçek konur, oradan geçen herkes evde hasta olduğunu bilir ve davranışlarını buna göre ayarlarmış. Ev kapılarında iki tokmak bulunurmuş; biri ince, biri kalın ses çıkarırmış. Kapıyı çalanın kadın mı erkek mi olduğu anlaşılır, kapıya ona göre çıkılırmış.

Sadaka taşlarından ihtiyacı olan, ihtiyacı kadar alır; fazlasına dokunmazmış. Komşuya bakan bir bahçe duvarı, karşıyı rahatsız edecek renge boyanmazmış. Bunlar birer efsane değil, bu toplumun bir dönem sahip olduğu gerçek hassasiyetlerdi.

Yakın Geçmişte Tanık Olduğumuz Saygı Kültürü

Daha yakın geçmişte bile bu değerlere bizim nesil tanıklık etti. Mahallede biri vefat ettiğinde, evlerin içinde radyo ya da televizyon açılmazdı. Kimse evin içini görmezdi ama insanlar saygı duyduğu için buna dikkat ederdi.

Komşunun tavuğu bahçeye girdiğinde büyüklerimiz onu kovdururdu. Çünkü o tavuk bizim bahçede yumurtlarsa, komşunun hakkına girmiş olurduk. O zamanlar anlam veremesek de büyüdükçe bunun ne kadar önemli bir incelik olduğunu fark ettik.

Bugünün Toplumunda Nezaketsizlik Örnekleri

Bugün ise bambaşka bir noktadayız. Aynı site içinde yeterince park yeri yokken iki aracını da site içine park eden, komşusunun hakkını umursamayan insanlar var.

Markette reyonun ortasında durup arkasında bekleyenleri görmezden gelenler, trafikte takip mesafesi bırakılan boşluğu hak sanıp zorla araya girenler çoğaldı. Fırında sıradayken “Beni tanıyor, siparişimi öne alır” diyerek başkasının hakkını yok sayanlar artık yadırganmıyor.

Bunlar küçük gibi görünen ama toplumsal çürümeyi açıkça gösteren büyük işaretlerdir.

Kibarlık Neden Zayıflık Sanılıyor?

Şunu özellikle ifade etmek isterim: Çocukluğumun bir kısmı İstanbul’da Şirinevler–Güngören–Yenibosna hattında, diğer kısmı Ankara Sincan’da geçti. Kimi insanların “nezaketsizliğin normal görüldüğü” dediği semtlerde büyüdüm.

İstesem kaba, sert ve umursamaz davranışlar sergileyebilecek bir ortamda yetiştim. Buna rağmen karşımdaki insanı düşünerek hareket etmeyi tercih ediyorum. Kendim zarar görmeyi göze alsam bile, başkasına zarar verecek davranışlardan kaçınıyorum.

Ne yazık ki bazı insanlar bunu erdem değil, zayıflık olarak algılıyor. Kibarlığı ve ince düşünceyi bir açık kapı sanıp üstünlük kurmaya çalışıyorlar.

Oysa kibar olmak, karşıdakinin her istediğini yapmasına izin vermek değildir. Saygı görmek, zorbalığa maruz kalmayı kabullenmek anlamına gelmez. Nezaket bir davettir ve karşılıklıdır.

İş Hayatında Saygı ve Makam Algısı

Bu durum iş hayatında da sıkça karşımıza çıkıyor. Birine makamı için ya da insan olduğu için saygı gösteriyorsunuz; o bunu sizi baskılamak için bir fırsat olarak görüyor.

Ya da tam tersi bir tablo yaşanıyor: Yönetici nazik, anlayışlı ve saygılı davranıyor; bu kez çalışan bunu zayıflık sanıp yöneticiyi ciddiye almıyor.

Oysa gerçek saygı makamla değil, kişilikle kazanılır.

Çözüm Nerede Başlıyor?

Toplum bu konuda ciddi şekilde dejenere olmuş durumda. Nereden tutsanız elinizde kalıyor. Bu değerlerin yeniden kazanılması için aileden başlayıp okulda devam eden bir eğitim anlayışına ihtiyaç var.

Sadece akademik başarıyı değil, ahlaki duruşu ve toplumsal sorumluluğu da merkeze alan bir sistem oluşturulmalı. Bugün okul kantininde sıraya girmeyen çocuk, yarın fırında, durakta ya da iş başvurusunda da sıraya girmemeyi kendinde hak görür.

Herkes hakkı sadece kendinde görürse, bu toplum kaçınılmaz olarak kaosa sürüklenir.

Yarınlar Bizim Elimizde

Velhasıl; ince düşünen, kibar ve saygılı insanlara iyi bakın. Onlar bu toplumun en sessiz ama en kıymetli hazinesidir. Çünkü yarınları bencil insanlar değil, nezaketi zayıflık sanmayan insanlar inşa edecektir.

Yarınlara nasıl bir toplum bırakacağımız ise hâlâ bizim elimizde.

E-Posta
Sefa Mağat

İlgili İçerikler