Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron

KÜRESEL SATRANÇ TAHTASI: HAMLE SIRASI KİMDE?

10 Ocak 2026 • 09:00 Sefa Mağat 149

İnsanlık tarihi, var olduğu günden bu yana bitmek bilmez bir hakimiyet mücadelesine sahne olmuştur. Kabilelerden imparatorluklara, ulus devletlerden günümüzün dev şirketlerine kadar aktörler değişse de, oyunun adı hep aynı kalmıştır: Güç.

Bundan 10-20 yıl önce dünya siyasetini okumak nispeten daha kolaydı; bütün krizler Ortadoğu eksenliydi ve başrolde Amerika vardı. Ancak bugün önümüzde çok daha karmaşık, çok daha tehlikeli ve kuralların sürekli değiştiği bir satranç tahtası var.

Batı’nın Yorgunluğu ve Doğunun Yükselişi

Yıllarca “demokrasi götürme” bahanesiyle istikrarsızlaştırılan Ortadoğu’da kartlar yeniden dağıtılıyor. Çin, sessiz ve derinden ilerleyerek ticari bir devden askeri bir süper güce evrildi. Dünyayı ekonomik olarak kendine bağlayan Pekin, artık Tayvan ve Doğu Türkistan gibi bölgelerde kendi egemenlik alanını dayatmaktan çekinmiyor.
Öte yandan, eski dünyanın “yenilmez” süper gücü ABD, artık her cephede savaşmak istemiyor. Afganistan’dan çekilmesi, Ortadoğu’daki varlığını azaltıp enerjisini Çin’i çevrelemeye (Kanada, Venezuela, Grönland hattı) harcaması bunun en net göstergesi. Washington artık sahada bizzat bulunmak yerine, Ukrayna örneğinde olduğu gibi vekiller üzerinden Rusya’yı Avrupa’ya “tokatlatmayı” tercih ediyor. Ancak bu strateji, Avrupa’yı Rusya tehdidiyle baş başa ve savunmasız bırakıyor. Trump’ın “kendi başınızın çaresine bakın” tavrı, Avrupa’nın güvenlik şemsiyesini delik deşik etmiş durumda.

Suriye’de Yeni Dönem ve Türkiye’nin Güvenlik Kaygıları

Bölgemize, yani ateş çemberine dönecek olursak; Türkiye’nin hamleleri hayati önem taşıyor. Suriye iç savaşı, 2025 yılı itibarıyla Esad’ın Rusya’ya kaçması ve Ahmet Şara’nın yönetimi devralmasıyla bambaşka bir evreye girdi. Rusya ve İran’ın sahadaki etkisi kırılmış gibi görünse de oyun bitmedi.

ABD, PKK/PYD kartını masada tutmaya devam ediyor. Terör örgütü, oluşan otorite boşluğundan faydalanarak Fırat’ın doğusunda bir “devletçik” kurma hayalinde. Türkiye’nin bu konudaki tavrı nettir: Mesele Kürt kökenli kardeşlerimiz değil, sınırımızda kurulmak istenen terör koridorudur. İsrail’in de alttan alta desteklediği bu yapıya karşı Türkiye’nin Suriye sahasındaki ilerleyişi, bekası için zorunlu bir hamledir.

İttifakların Tuhaflığı: Dost Kim, Düşman Kim?

Bugünkü dünya düzeninde “ebedi dostluk” yok, “dönemsel çıkarlar” var. Denklem o kadar karışık ki, kimin kiminle dans ettiği belli değil:

  •   Libya ve Doğu Akdeniz: Türkiye’nin Libya ile imzaladığı deniz yetki anlaşması, sadece bir kağıt parçası değil, “Mavi Vatan” doktrininin en keskin kılıcıdır. Bu hamle, Yunanistan ve İsrail’in Akdeniz’i kendi gölleri yapma ve Türkiye’yi Antalya körfezine hapsetme hayallerini suya düşürdü. Ancak Libya’da istikrarın sağlanması, Fransa’dan Yunanistan’a ,İsrail’e, BAE’ye kadar birçok sömürgeci heveslinin oyununu bozduğu için sular durulmuyor.

  •   İsrail: ABD’nin “şımarık çocuğu” olarak yıllarca korundu ancak rüzgar dönüyor. Gazze’deki soykırım politikaları ve Arap ülkelerine yönelik saldırgan tutumu, Washington’ı bile zor durumda bıraktı. ABD artık İsrail’in her hatasını örtbas etmek istemiyor gibi görünse de, desteğini tam kesmiş değil. İsrail ise bölgede sıkıştıkça Afrika’da (örneğin Somali’yi bölme girişimleriyle) ve Kafkasya’da yeni alanlar açmaya çalışıyor.
  •   BAE ve Suudi Arabistan: Körfez’de de işler göründüğü gibi değil. Yakın zamana kadar müttefik sanılan BAE ve Suudi Arabistan arasında gizli bir rekabet var. BAE, Yemen’de Suudi Arabistan destekli güçlere karşı Husiler üzerinden dolaylı darbeler vururken; Afrika’da İsrail ile kol kola girip farklı ajandalar yürütüyor. Riyad yönetimi ise bu sinsi oyunlara karşı Türkiye ile ilişkilerini düzelterek yeni bir denge arayışında.
  •   Irak: Saddam sonrası paramparça olan Irak, tam bir vekalet savaşı sahası. Talabaniler İran’ın güdümündeyken, Barzaniler ABD ve Türkiye arasında bir denge hattında. Türkiye, Barzani yönetimini kendi safında tutmaya çalışsa da, Suriye’deki PYD/YPG varlığına karşı düzenlenen operasyonlar Kuzey Irak’taki dengeleri her an değiştirebilecek hassasiyette.
  •   İran: Bir yandan ABD karşıtı cephenin liderliğine oynuyor, diğer yandan Türkiye’nin güçlenmesinden ve Azerbaycan ile yakınlaşmasından (kendi içindeki Türk nüfusu nedeniyle) ölümüne korkuyor.
  •   Azerbaycan: Türkiye ile “tek millet, iki devlet” şiarıyla etle tırnak gibi olsa da, İsrail ile olan derin askeri ve ticari bağları, Filistin meselesinde Türkiye ile aynı sert tonu tutturmasını engelliyor.
  •   Afrika: Türkiye, Somali’den Libya’ya kadar “kazan-kazan” prensibiyle Afrika halklarının gönlünü fethederken; karşısında sömürgeci Fransa’yı, entrikacı BAE’yi ve kıtayı karıştırmak isteyen İsrail’i buluyor.
  • Macaristan: Kendilerini Hun Türklerinin torunu sayıp Türk dünyasına yaklaşsalar da, İsrail ile sıkı ilişkilerini sürdürüyorlar.

Türkiye’nin Denge Politikası

İşte bu kurtlar sofrasında Türkiye, bir süper güç olmasa da, oyun kurucu bir bölgesel güç olarak masadadır. Savunma sanayiindeki atılımlar, Ankara’nın elini güçlendiren en büyük kozdur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Trump ve Putin gibi liderlerle kurduğu “doğrudan diyalog” kanalları, Türkiye’ye diplomatik bir esneklik sağlıyor.

Ancak gerçekçi olmak zorundayız. Ekonomik baskılar ve içerdeki terör tehdidi, Türkiye’nin hamlelerini dikkatli yapmasını gerektiriyor. Türkiye; Rusya ile Ukrayna arasında tahıl koridoru açarak tarafsızlığını korurken, aynı zamanda NATO üyeliğinin sorumluluklarını taşıyor. Türk dünyasını bir çatı altında toplama ideali, Rusya ve Çin gibi devlerin gölgesinde ince bir diplomasi gerektiriyor.

Sonuç: Oyun Bitmez, Sadece Şekil Değiştirir

Satrançta bir hamle yapmayı bıraktığınız an oyun bitmez; sıranızı rakibe kaptırırsınız ve o sizi mat eder. Türkiye, bu çok aktörlü masada oynamaya mecburdur.

Gelecek, stratejik akla sahip olanların olacaktır. Türkiye’nin askeri teknolojideki yükselişi, petrol zengini Arap ülkelerinin sermayesi ve Türk Cumhuriyetlerinin stratejik derinliği birleşirse, ortaya muazzam bir güç çıkabilir. Ancak bu birliğin oluşmaması için küresel güçlerin her gün yeni bir fitne ateşini körüklediği de aşikâr.

Son tahlilde; dünya üzerindeki güç dengeleri değişiyor, fay hatları kırılıyor. Bu büyük depremlerin arasından, sadece duygusal değil, stratejik düşünen ve fırsatları gören milletler sağ çıkacaktır. Hamle sırası bizde; hata yapma lüksümüz ise hiç yok.

E-Posta
Sefa Mağat

İlgili İçerikler