Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron
  • Anasayfa
  • Köşe Yazıları
  • Gündemin Yeni Narkozu: Sorunları Çözmek Yerine, Çözüyor Gibi Yapmaya Nasıl Bağımlı Olduk?

Gündemin Yeni Narkozu: Sorunları Çözmek Yerine, Çözüyor Gibi Yapmaya Nasıl Bağımlı Olduk?

27 Nisan 2026 • 08:00 Sefa Mağat 2

Oturmuşum yine kafenin köşesine yağmur camı dövüyor dışarıda benim de kafamın içinde fırtınalar kopuyor resmen. Şu son zamanlarda bir şeye taktım biliyor musunuz yani böyle beynimi kemiriyor adeta ufacık bir kurt gibi.

Ne o? Hani şu sürekli dile doladığımız sorunlar var ya Allah aşkına bir düşünün ülkenin gündemi hatta dünyanın gündemi bile bitmek bilmeyen kocaman bir sorun yumağı değil mi? Çevre krizi ekonomik sıkıntılar toplumsal kutuplaşma eğitimin hali Allah’ım aklım almıyor bazen diyorum ki nasıl bir şey bu bitmiyor tükenmiyor mu hiç?

Ama asıl mesele bu değil aslında. Mesele bizim o sorunlara nasıl yaklaştığımız. Şey gibi hani bir düğün olur da herkes elinde mikrofon “Çözüm!” diye bağırır ya ama aslında kimse tam olarak ne yapacağını bilmez öyle bir durumdayız bence. Bir çözüm tiyatrosu dönüyor sevgili okuyucularım –gerçi okuyucu musunuz yoksa ben kendi kendime mi konuşuyorum emin değilim de neyse– tam bir çözüm tiyatrosu bu.

Bakın şöyle oluyor mesela; ortada devasa bir çevre sorunu var diyelim ormanlar yanıyor dereler kuruyor ya da denizler kirleniyor öyle bir şey. Hemen bir kampanya başlar afişler billboardlar sosyal medyada hashtagler havalarda uçuşur birkaç ünlü isim sahneye çıkar “Farkındalık!” diye bağırır birkaç fidan dikilir sembolik olarak birkaç plastik şişe toplanır sahilden. Alkışlar alkışlar alkışlar… Herkes ‘Oh be, ne kadar iyi insanlar var sorun çözülüyor’ der.

Ama ne? Ertesi gün o yangınların sebepleri neydi su kaynakları neden kurudu denizdeki kirliliğin asıl kaynağı neydi kimsenin sesi çıkmaz. Ya da çıksa da o ses böyle arada kaynar gider. Çünkü biz o anlık alkışa o yüzeysel iyi hissetmeye bağımlı olmuşuz. Bildiğiniz uyuşturucu etkisi yaratıyor bu içimizde. Sorunu çözdüğümüz hissiyatıyla yetiniyor gerçek çözüm için parmağımızı bile kıpırdatmıyoruz ki. İşte o afyon tam da bu.

Geçen hafta markette sıra beklerken aklıma geldi. Önümdeki teyze kasiyere domateslerin neden bu kadar pahalı olduğunu şikayet ediyordu tabii haklı kadıncağız. Kasiyer de “Ne yapalım teyzecim, bize de öyle geliyor” dedi. O an düşündüm; hani sanki fiyatları düşürmek için biri bir sihirli değnek sallayacak ve her şey düzelecekmiş gibi bir beklenti var hepimizde. Oysa domatesin tarladan sofraya gelene kadarki serüveninde kaç tane çürük halka var kimse oraya bakmıyor. Hepimiz sadece semptomları görüp anlık çözümlere atlıyoruz.

Ya da vazgeçtim, belki de ben abartıyorumdur bilmiyorum. Ama böyle hissediyorum işte. Hepimiz bu sahte ilerleme afyonuna düşmüşüz resmen.

A crowded theater stage with spotlights, but instead of actors, there are people in suits holding oversized props like a giant toothbrush, a tiny watering can, and a single, wilted flower. The audience is clapping enthusiastically, some with glazed eyes, while behind the flimsy stage set, real, massive problems (a smoking factory, a dying tree, a huge pile of trash) loom unnoticed in the shadows. The atmosphere is one of superficial celebration masking deeper neglect.

Şey, bu bağımlılık nereden geliyor peki? Gerçek acıdan kaçış mı? Yoksa o kolay alkışın cazibesi mi? Bence ikisi de biraz. Kim ister ki oturup aylarca, yıllarca sürecek zorlu, sıkıcı, bazen de can acıtıcı süreçlere girip köklü değişimler yapsın? O kadar yoruluruz ki değil mi? Bir de hani kim alkışlayacak bizi o süreçte? Kimse görmüyor ki bizi orada. Ama bir kampanya yapıp iki hashtag koysan pat diye binlerce beğeni binlerce yorum… Ne kolay değil mi?

İnsan zihni öyle işliyor herhalde hani en az çabayla en çok sonucu almaya meyilli. Ama bu sefer aldığımız sonuç gerçek bir sonuç değil, sadece bir yanılsama. Bir illüzyon. Sanki bir illüzyonist sahneye çıkmış da elindeki mendili kuş yapmış gibi ama kuş aslında arkasında bir kutuda duruyor falan o hesap.

Bakın aslında bu durum eylemsizlikten daha tehlikeli. Gerçekten diyorum. Çünkü eylemsizsen en azından durumu biliyorsun yapman gereken bir şeylerin farkındasın ya da öyle umuyoruz. Ama bu ‘etkisiz eylem’ durumunda kendini çok iyi hissediyorsun vicdanın rahatlıyor zannnediyorsun ki bir şeyler yapıyorsun aslında hiçbir şey yapmıyorsun ve asıl sorunlar derinleşiyor. Bu nasıl bir konfor ya? Bu nasıl bir kendini kandırma mekanizması!?

A person sitting comfortably on a plush, oversized armchair, eyes closed, with a blissful expression. Around them, the room is slowly filling with murky, rising water, and cracks are appearing on the walls. The person holds a remote control that has only one button labeled "Solution" which, when pressed, only produces a soft, calming hum. They remain oblivious to the encroaching disaster.

Hani bir de şey var şimdi düşününce bu ‘gibi yap’ hali sadece bizim bireysel tercihimiz mi yoksa sistemi de buna zorlayan bir şeyler mi var? Siyasetçiler medyacılar hatta sivil toplum kuruluşları bile bazen bu tiyatroya dahil oluyor sanki. Çünkü o da bir reyting kaynağı o da bir popülarite aracı. Kimse çıkıp da “Arkadaşlar kusura bakmayın bu sorun o kadar büyük ki öyle bir günde iki günde çözülmez yıllar sürecek acı verici adımlar atmamız lazım” demez. Dese kim dinler ki onu? Aman, kimin umurunda öyle şeyler zaten.

Yok ya ne alakası var şimdi. Herkes kendi payına düşeni yapsa bu kadar olmazdı bence. Suçu da hep başkalarına atıyoruz sonra. Hani böyle elini suya sabuna değdirmeden ama suyun kirliliğinden şikayet eden tipler var ya. İşte tam da öyle bir durum. Bir bakıma hepimiz o tiplerdeniz. Belki de haklılardır bir yandan da. Ne bileyim ben.

Bu arada geçen gün bizim apartmanın yöneticisiyle tartıştım hani bu aidatlar falan var ya hepimiz ödüyoruz ama binanın hali içler acısı. Duvarlar çatlak, asansör sürekli bozuluyor, bahçe perişan. Dedim ki adama “Yönetici Bey, biz bu parayı neye ödüyoruz?” Adam bana dedi ki “Eee Sefa Bey, biz de uğraşıyoruz işte, görüyor musunuz tamirat için fiyat alıyoruz.” Sanki fiyat almak çözmek demek! İşte o an dedim ki kendi kendime, bu bizim memleketin özeti! Fiyat almak, niyet beyan etmek, bir toplantı yapmak, bir komisyon kurmak… Bunlar çözümün kendisi mi şimdi!?

Aslında tam tersi işte. Bu ‘yapıyor gibi yapma’ hali bizi daha da batırıyor. Çünkü enerjimizi yanlış yerlere harcıyoruz. Gerçek çözümün peşinde koşmak yerine, çözümün maketini inşa ediyoruz. Sürekli boyuyoruz o maketi, süslüyoruz püslüyoruz. İçine de kendimizi koyup ‘bakın çözdük!’ diye bağırıyoruz boş bir salona… Kime yaranmaya çalışıyoruz ki zaten. Kendi kendimize mi?

Çok yoruldum bu durumdan yemin ederim. İnsanın canı sıkılıyor. Bu sürekli aynı filmi farklı aktörlerle izlemek gibi.

A cluttered desk with a half-empty coffee mug, crumpled papers, and an old typewriter. A hand is paused over the keys, not typing, but rather scratching the head in frustration. The room is dimly lit, suggesting late-night contemplation and a sense of being overwhelmed by complex thoughts. There’s a faint reflection of city lights outside a window.

Neyse… gidip bir çay koyayım en iyisi

E-Posta
Sefa Mağat
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x