Zekanın Yeni Efendileri ve İnsanlığın Yeni Boş Zamanı: AI, Bize Anlamı da Mı Unutturacak?

Yahu şimdi bu yapay zeka mevzusu varya, hani öyle her yerde karşımıza çıkıyor bir de, ne bileyim her yerde bir “kurtarıcı” edasıyla dolanıyor ortalıkta, sanki hayatımızdaki bütün o çileleri bitirecekmiş gibi bir hava, inanılır gibi değil bazen. Bizi sıkıcı işlerden kurtaracakmış! Vay canına, gerçekten mi? Sanki öyle bir kurtuluş yaşanacak da, hepimiz birden kendimizi bambaşka bir boyutta bulacağız, ne bileyim öyle bir dinginlik, bir huzur, öyle bir rahatlama gelecekmiş gibi. Kulağa hoş geliyor, kabul ediyorum. Bir yandan da midem bulanıyor ya, bu kadar Polyanna’cı bakış açısı falan…
Geçenlerde bir yerde okudum, bir makale, diyordu ki, “insanlık altın bir boş zaman çağına giriyor.” Ne demek şimdi bu? Altın boş zaman? Yani bütün gün pineklemece mi? Sabah kalk, ne yapsan sıkılır insan, yapay zeka senin yerine çalışmış, üretmiş, düşünmüş hatta belki de o “anlamlı” denilen şeyleri bile senin yerine yaşayıp sana hazır paket olarak sunmuş. Ben şimdi ne yapacağım? Boş boş duvarlara mı bakacağım, ya da daha kötüsü, o yapay zekanın bana sunacağı hazır eğlence içerikleriyle mi dolduracağım o “altın” zamanı? Düşünsenize, bir dünya makine, algoritma, pır pır çalışıyor bizim yerimize, biz de oturup ayaklarımızı uzatmışız, ama neyi bekliyoruz, kim bilir, hiçbir şeyi beklemeyen bir boşluk mu?
Şey, aslında şöyle bir şey de var, hani bir arkadaşım anlatmıştı, dedi ki, “ya Sefa, ben işe gidiyorum, sekiz saat boyunca öyle bir iş yapıyorum ki, ne katma değeri var, ne bana bir şey katıyor, ne de kendimi üretken hissediyorum. Keşke bir yapay zeka gelse de bu işi benden alsa, ben de gidip resim yapsam, bahçeyle uğraşsam.” Tamam, bak bu açıdan bakınca mantıklı geliyor, hani insanı tüketip duran, ruhunu emen o saçma sapan işler var ya, heh işte onlardan kurtulmak falan, güzel olurdu belki. Ama o zaman da şu soru düşüyor insanın aklına, çat diye, o zaman o “anlamlı iş” neyin nesi olacak? Ne kaldı geriye?
Yok, yok, durun, bir saniye, belki de ben fazla karamsarım. Her şey bu kadar kötü gidecek mi? Bilemiyorum. Belki de haklılardır.
Ama ben şeye takılıyorum. Hani bu “anlamlı iş” kavramı var ya, yani biz hep kendimizi bir şeyleri yaparken, bir şeyleri başarırken, bir şeyleri yaratırken buluyoruz ya anlamı? Geçen hafta evdeki dolabı tamir ettim, bütün gün uğraştım, vidalar gevşek, kapak yamuk, bir türlü yerine oturmuyor. En sonunda oldu ama, bakınca şöyle, “evet, bunu ben yaptım,” dedim, içimde bir his, hani o usta edasıyla falan, bir tatmin. Şimdi bunu da mı yapay zeka yapacak benim yerime? O zaman ne kalacak benden geriye? Bir tüketici mi sadece? Her şeyi hazır bulan, her şeyi optimize edilmiş bulan, o ufacık çaba bile gerektirmeyen, böyle kaymak gibi bir hayat mı? Ne bileyim, bana biraz tatsız geliyor bu.
Tatsız, soğumuş çay tadındaki gerçekler bunlar bazen. Hani o tadı acımtırak ama bir yandan da alışkanlık yapan, bırakamadığın bir şey gibi.

Üretmekten, yaratmaktan, hatta o “sıkıcı” denilen süreçlerden bile keyif alabilen bir varlık değil miydi insan? Şimdi bu da mı elimizden alınacak? Birileri gelmiş, ya da algoritmalar, demiş ki, “sıkılmayın siz, biz sizin yerinize yapıyoruz her şeyi, siz sadece var olun yeter.” Ya da ne bileyim, “siz sadece eğlenin.” Eğlence mi? Yahu insanın kendisi bir şey üretmeyince, o eğlencenin de tadı kalır mı? En sevdiğim yemeği bile ben kendim yapınca ayrı bir keyif alıyorum hani, o zahmete girişince, o kokularla uğraşınca, sonra yiyince. AI mı yapacak benim yerime yemeğimi? O zaman ne farkı kalır fast food’dan?
Ya da şöyle düşünelim. Bir yazar mesela, bir şair, ilham peşinde koşturuyor, kelimelerle boğuşuyor, saatlerini harcıyor bir cümleyi doğru düzgün kurabilmek için. Sonra hop, bir yapay zeka, “buyurun, sizin için en iyi şiiri yazdım, en iyi romanı da şu on saniyede ürettim.” Ne olur o zaman? O yazarın, o şairin varoluş nedeni, o eşsiz çabası ne ifade eder? Para kazanma derdi bitse bile, ki bu da ayrı bir tartışma konusu, o insan olmanın, o eşsizliği ortaya koymanın hazzı ne olacak? Yoksa o da mı metalaşacak? Hani böyle bir “yapay zeka tarafından yazılmış şiirler” köşesi olur gazetelerde, biz de oturur onları mı okuruz, sanki ruhu varmış gibi!
Aman, kimin umurunda şimdi, belki de sadece eski kafalıyızdır, di mi? Hani “ay bu yeni nesil de…” falan diye başlayan o cümleler gibi. Belki de gerçekten insanlık olarak bir evrim geçiriyoruzdur, yeni bir şeyler öğreniyoruzdur. Ama ben yine de bir şüpheyle bakıyorum olaya.
Hani bir de şu “miskinlik” hali var ya, başlıkta da geçiyor ya, insanlığın yeni miskinlik hali. İşte o beni ürkütüyor. Zaten yeterince kolaya kaçmıyor muyuz bazı konularda? Zaten yeterince az düşünmüyor muyuz bazen? Bir de bu AI gelip, “sen hiç düşünme, ben senin yerine zaten düşündüm, hatta senin için en iyi düşünceyi de ürettim” deyince, ne olacak bizim o pırıl pırıl beyinlerimizin hali? Yosun tutacak falan mı?
Geçen bir arkadaşla sohbet ederken, o bayağı heyecanlıydı, işte AI şunu yapar, bunu eder, ne kadar süper, falan filan. Ben de dedim ki, “iyi hoş da, mesela sen şimdi bu kadar kolay olunca, hala gidip aylarca uğraşacağın bir hobiye başlar mısın?” O da böyle bir durdu, düşündü, “bilmiyorum ya, belki de başlamam, ne gerek var ki” dedi. İşte tam da bu! O “ne gerek var ki” hali var ya, işte o bitirecek bizi. O “zahmet etmeye ne lüzum var” durumu, o “her şey hazıra konmak” hissi. İşte o zaman anlamın da ne anlamı kalır, di mi ama?

Yani şimdi bu yapay zeka sadece üretim hatlarını mı sarsıyor, yoksa insanın varoluşsal temelini mi sallıyor? Bence ikincisi, hem de fena halde. Hani o derinlerdeki sorularımız var ya, ben kimim, ne için buradayım, ne yapıyorum? İşte o soruların cevabını bile yapay zeka vermeye kalkarsa ne olacak? Mesela der ki sana, “senin varoluş amacın X, en mutlu olacağın şey Y, en anlamlı işin de Z.” Ama o “X, Y, Z” de onun tarafından belirlenmiş, bize sunulmuş bir şeyse? O zaman biz neyiz? Kukla mı, yoksa sadece algoritmanın bir çıktısı mı?
Bir yandan da şöyle düşünüyorum, hani biz eskiden ateş yakmak için ne kadar uğraşırdık, sonra kibrit çıktı, çakmak çıktı, şimdi düğmeye basıyorsun, pat diye yanıyor ocak. Ama ateşe duyduğumuz hayranlık, o ilkelliğimiz, o doğayla bağlantımız hala duruyor mu? Yoksa bu kadar kolaylaşınca, o da mı kayboldu biraz? Şimdi AI da tam olarak böyle bir şey mi? Bütün o yaratma, üretme, düşünme “ateşini” bizim yerimize yakacak, bizim de sadece seyirci kalmamız mı gerekecek?
Bilmiyorum ya, ne bileyim, o kadar çok şey var ki akla gelen, o kadar çok ihtimal, iyi ve kötü, ama nedense benim kafam hep o kötüye gidiyor. Hani sanki bir şeyler elimizden kayıp gidiyor, biz de öyle bakıyoruz. İnsan emeğinin metalaşması, zekanın metalaşması… İyi de, insan ne? Emeğinden, zekasından, yaratıcılığından ibaret değil ki sadece. Bir ruhu var, bir anlam arayışı var. İşte o arayışı da AI mı yapacak bizim yerimize? O zaman ne, oturalım, AI bize bir “anlam filmi” mi izletsin?
[GÖRSEL: A person’s hand reaching towards a glowing, ethereal orb that represents “meaning” or “purpose,” but the orb is enclosed within a












