Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron

Yakanızdaki Pahalı Çöp: ‘Ekransız’ Gelecek Masalı

27 Ocak 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 69

Silikon Vadisi’nin pazarlama departmanlarında şu sıralar garip bir gaz kaçağı olduğundan şüpheleniyorum. Başka türlü, bize 2024 yılında “ekransız gelecek” adı altında, doksanların çağrı cihazı teknolojisini yapay zeka sosuna banıp satmaya çalışmalarını açıklayamıyorum. Geçen hafta elime geçen o meşhur, yakaya takılan “AI Pin” ve şu sevimli ama işlevsiz turuncu kutu (Rabbit R1’den bahsediyorum elbette) ile geçirdiğim birkaç günden sonra vardığım tek bir sonuç var: Kral çıplak değil, kralın üzerinde sadece pahalı ve ısınıp duran bir pil var.

Teknoloji dünyası, akıllı telefonların doygunluk noktasına ulaşmasından o kadar sıkıldı ki, bir sonraki “iPhone anını” yaratmak için çaresizce çırpınıyor. Ama arkadaşlar, kabul edelim; bu cihazlar devrim değil, düpedüz teknolojik birer gerileme. Neden mi? Gelin, kodun ve donanımın soğuk gerçekleriyle bu masalı biraz deşelim.

Close-up shot of a man wearing a dark blazer with a futuristic, bulky AI pin device attached to the lapel. The device is projecting a faint green laser interface onto the palm of his hand, but the projection is blurry and barely visible due to sunlight. The man looks confused and frustrated.

Metrobus Testini Geçemeyen Teknoloji

Bir arayüz tasarımcısı veya yazılımcı olarak ilk öğrendiğimiz şey “kullanıcı deneyimi”dir (UX). Akıllı telefonların başarısı, mahremiyet ve hızı aynı anda sunabilmesinden gelir. Şimdi size bu yeni cihazların vadettiği geleceği anlatayım: Kalabalık bir asansördesiniz veya Zincirlikuyu’dan metrobüse binmişsiniz. Eşinize akşam yemeğine geç kalacağınızı söylemeniz gerekiyor. Telefonunuzda bunu iki saniyede, kimse ruhunuzu duymadan halledersiniz.

Bu “ekransız” harikalarda ise senaryo şu: Yakanızdaki broşa dokunup, herkesin içinde “Hey AI, eşime mesaj at, trafik çok sıkışık” diye bağırıyorsunuz. Cihaz da o metalik sesiyle, tüm vagonun duyacağı şekilde “EŞİNİZE ‘TRAFİK SIKIŞIK’ MESAJI GÖNDERİLİYOR, ONAYLIYOR MUSUNUZ?” diye geri soruyor. Bu bir devrim değil, bu sosyal bir intihar. Mahremiyetin, sesli komutların hantallığına kurban edildiği bir distopya.

Üstelik, elime yansıtılan o lazer projeksiyon… Gün ışığında okumaya çalışmak, hiyeroglif çözmekten daha zor. Elimi bir tuval gibi kullanıp, garip el hareketleriyle (pinch, tap) menülerde gezinmeye çalışırken kendimi Iron Man değil, sinek kovalayan biri gibi hissettim.

API Çağrılarının Dayanılmaz Ağırlığı

İşin mutfağına, yani yazılım tarafına gelelim. Bu cihazların “beyni” aslında cihazın içinde değil. Onlar sadece şık paketlenmiş birer mikrofon ve modem. Sorduğunuz her soru, verdiğiniz her komut, önce ses dosyasına çevriliyor, buluta yükleniyor, orada metne dökülüyor (STT), bir Büyük Dil Modeline (LLM) soruluyor, cevap alınıyor, tekrar sese çevriliyor (TTS) ve cihazınıza geri iniyor.

Ben bir backend geliştiricisiyim; “latency” (gecikme süresi) bizim kabusumuzdur. Dokunmatik ekranda 60Hz, hatta 120Hz hızında tepki almaya alışmış bir beyni, her işlem için 3-5 saniye bekletmek işkencedir. “Hava durumu ne?” diye soruyorum, cihaz düşünüyor, düşünüyor… Ben o sırada cebimden telefonu çıkarıp çoktan bakmış oluyorum. Hızın her şey olduğu bir çağda, beni beklemeye zorlayan hiçbir teknoloji “akıllı” değildir.

A bright orange, retro-futuristic square gadget sitting on a wooden desk next to a disassembled smartphone showing its internal circuits. The orange gadget looks simple and toy-like compared to the complex and dense engineering of the smartphone parts. Soft, moody lighting.

Android Uygulamasından Hallice

Gelelim şu meşhur turuncu kutuya. Tasarımı harika, Teenage Engineering’in elinden çıktığı belli. Ama içi? Geçtiğimiz günlerde bir grup meraklı yazılımcı bu cihazın yazılımını inceledi ve ne buldular dersiniz? Tüm bu “devrimsel işletim sistemi” aslında basit bir Android uygulamasından ibaretmiş. Hatta APK dosyasını alıp herhangi bir Android telefona kurduğunuzda da çalışıyor.

Yani bize 200 dolara (artı vergiler, gümrük vs.) sattıkları şey, aslında telefonumuza indirebileceğimiz bir uygulamadan farksız. Sadece daha kötü bir kamerası, daha küçük bir pili ve olmayan bir ekranı var. İnsanlara, ceplerinde zaten bir süper bilgisayar (akıllı telefon) varken, işlem gücü yerlerde sürünen ikinci bir takoz taşıtmak, pazarlama tarihinin en büyük illüzyonlarından biri olmaya aday.

Başparmak Hala Kral

Ekranlar neden kazandı biliyor musunuz? “Bilgi yoğunluğu” (Information Density) yüzünden. Bir bakışta, bir saniyeden kısa sürede, ekrandaki bir listeden on farklı başlığı tarayabilir, üç görseli analiz edebilir ve bir butona tıklayabilirsiniz. Sesli asistanlar ise lineerdir. Size bilgiyi sırayla okumak zorundalar. Bir restoran menüsünü sesli asistandan dinlediğinizi hayal edin. Çıldırırsınız. Gözünüzle taramak varken, kulağınızla beklemek verimsizliktir.

Bu cihazları yapanlar, “uygulamaların sonu geldi” diyor. Uber çağırmak için uygulamaya girmene gerek yokmuş, cihaza söylemen yetermiş. Peki ya Uber’in fiyatını, aracın ne kadar uzakta olduğunu, şoförün puanını görmek istersem? Ya o an daha ucuz olan diğer alternatifi seçmek istersem? Yapay zeka benim adıma karar verdiğinde, kontrolü kaybediyorum. Ve biz kullanıcılar, kontrolü kaybetmeyi sevmeyiz.

Sonuç olarak dostlar, yakanıza yapıştırdığınız o pahalı mıknatıslar veya cebinizdeki turuncu oyuncaklar, akıllı telefonunuzu öldürmeyecek. Olsa olsa, teknoloji tarihinin “hatalı ürünler müzesinde” Google Glass’ın yanında tozlu bir rafı paylaşacaklar. Akıllı telefonlar mükemmel değil, evet bizi ekran bağımlısı yaptılar. Ama tedavisi, işlevsiz ve hantal bir ses kutusu değil.

Paranızı cebinizde tutun. İlla yapay zeka ile konuşmak istiyorsanız, telefonunuzdaki o uygulamayı açın. En azından sıkıldığınızda ekranı kapatma lüksünüz var.

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x