Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron
  • Anasayfa
  • Ekonomi
  • “Sam Amca” 14 Şirket’e Ortak Oldu: Yeni İş Birliğiyle Büyüme Yolunda

“Sam Amca” 14 Şirket’e Ortak Oldu: Yeni İş Birliğiyle Büyüme Yolunda

17 Ocak 2026 • 13:06 Patron Koltuğu 3

ABD’nin serbest piyasa anlatısının ötesine geçerek, yönetimin stratejik sektörlerde daha aktif rol aldığı bir döneme giriyoruz. Beyaz Saray, sadece düzenleyici veya teşvik edici adımlarla yetinmiyor; bazı alanlarda doğrudan ortak konuma kayıyor. Venezuela’nın petrol varlıkları bu yeni yönelimin bir sonraki durağı olarak öne çıkıyor. CBS’ye konuşan Enerji Bakanı Chris Wright, Maduro’nun devrilmesinin ardından Venezüela’nın petrol sektörüyle ilgili olarak ABD’nin hisse edinmesinin artık “gerçekçi” bir ihtimal olduğunu söyledi. Bu ifade, Washington’un Venezuela’da yatırımcıları çekmenin ötesinde, doğrudan “hissedar devlet” modeliyle hareket edebileceğini gösterdiğini düşündürüyor.

Devletin yatırımcı gibi davranması Venezuela’nın zayıf petrol altyapısı ve uzun süredir süregelen kaynakları, Trump yönetiminin dikkatini çekebilecek yeni bir cephe olarak görülüyor. Cato Institute’tan Scott Lincicome’un aktardığına göre, son bir yılda Trump yönetimi devlet adına 14 şirkette doğrudan pay sahibi hâle geldi. Bu şirketler, çelikten nadir toprak minerallerine, yarı iletkenlerden nükleer enerjiye uzanan stratejik sektörlere yayılan bir portföy oluşturuyor. Bu yaklaşımın 2026’da büyümesi beklenirken, “devletin yatırımcı gibi davranması” konusundaki tartışmalar Cumhuriyetçi camiada da giderek görünürleşiyor.

Yönetim üzerinde baskın bir etki Bazı Cumhuriyetçiler, özel sektörde devlet hissesi bulunmasının, partinin 1960’lardan beri savunduğu serbest piyasa ideallerine karşı çıktığını savunuyor. Kuzey Carolina Senatörü Thom Tillis, devletin bir şirkette yüzde 10 hisse almasının bile yönetim üzerinde baskın bir etki yaratacağını söyleyerek bu yaklaşımı “kaygan bir zemin” olarak nitelendiriyor. Venezuela’nın PDVSA’daki hisse edinme senaryosu, geçmişteki kamulaştırma ve el koyma olaylarının gölgesinde karmaşık bir hal alıyor. Chávez döneminde yükselen devletleşme dalgası ve 2010’larda bazı kuyumculuk işletmelerinin canlı yayında kamulaştırıldığı hatırlatılıyor. 2007’de petrol sektörüne uzanan süreçte ExxonMobil ve ConocoPhillips daha düşük paylarla çalışmayı reddedip ülkeden çekilmiş ve ardından Venezuela’ya dava açmıştı. Bu tarihsel arka plan, Venezuela’yı uzun süredir “yatırılamaz” olarak gören algıyı güçlendiriyor.

ExxonMobil krizi ve Trump’ın tepkisi Geçen hafta Beyaz Saray’da yapılan görüşmede ExxonMobil CEO’su Darren Woods’un Venezuela’yı “yatırılamaz” olarak nitelendirmesi, Trump’ın arzu ettiği büyük bir anlaşmayı tetikleyemedi. İddialara göre Trump, iki gün sonra ExxonMobil’i dışlama fikriyle yakınlaşmış olabilir. Ayrıca Venezuela’nın petrol gelirlerinin ABD’deki hesaplarda alacaklı taleplerinden korunmasına yönelik bir kararname de yayımlandı.

“Devlet hissesi değil, hukuk ve güvenlik istiyoruz” Amerikan Petrol Enstitüsü(API) Başkanı Mike Sommers, Venezuela’ya yatırım için devletin finansal destek vermesine gerek olmadığını vurguluyor. Sommers’e göre sektörden istenen öncelikler; istikrarlı hükümet, güvenlik, hukukun üstünlüğü ve kapitalizmin işleyişinin sağlanmasıdır. API’nin Washington’da düzenlenen yıllık enerji toplantısında da benzer mesajlar dile getirildi; Venezuela’da büyük yatırımların ancak güvence, uzun vadeli istikrar ve el koyma riskinin ortadan kalkması halinde mümkün olacağını belirtti. Sommers, şirketlerin özellikle Maracaibo Gölü ve Orinoco Kuşağı bölgelerine ilgi duyduğunu ifade ediyor.

Kontrol etme isteği artıyor Trump’ın sosyal medyada “Venezuela’nın geçici başkanı” ifadesini ima eden bir paylaşım yapması, yazıda sembolik bir mesaj olarak değerlendirildi. Enerji profesörü Carolyn Kisseau ise bu yaklaşımı “kaynak diplomasisini, neredeyse silah olarak kullanılan bir strateji” olarak tanımlıyor: “Amaç sadece kaynak çıkarmak değil, çıkarmayı kontrol etmek.”

ABD’nin enerji-politika gündemi, serbest piyasa savunusunun ötesine geçerek bazı stratejik alanlarda devletin doğrudan müdahalesini öne çıkarıyor. Beyaz Saray, düzenleyici rolün ötesinde bazı sektörlerde ortaklık kurmayı veya yönetsel etkisini artırmayı hedefliyor. Venezuela’nın petrol varlığı, bu yeni yaklaşımın bir sonraki adımı olarak öne çıkıyor. CBS’ye konuşan Enerji Bakanı Chris Wright, Maduro’nun devrilmesinin ardından Venezüela petrol sektöründe ABD’nin hisse sahibi olmasının “gerçekçi bir ihtimal” olduğunu belirtti. Bu sözler, Washington’un yatırımcıları çekmenin ötesinde hissedar devlet modelini gündeme taşıdığını gösterdi.

Devletin yatırımcı gibi davranması Venezuela’nın kırılgan petrol altyapısı ve geniş yeraltı kaynakları, Trump yönetiminin ilgi gösterebileceği yeni bir cepheyi işaret ediyor. Cato Institute’tan Scott Lincicome, son bir yılda Trump yönetiminin devlet adına 14 şirkette doğrudan pay sahibi olduğunu aktarıyor. Bu şirketler, çelik, nadir toprak mineralleri, yarı iletkenler ve nükleer enerji gibi stratejik alanlarda bir portföy oluşturuyor. 2026’da bu portföyün büyüyeceği öngörülüyor; “devletin yatırımcı gibi davranması” meselesi Cumhuriyetçi çevrelerde de tartışılıyor.

Yönetim üzerinde baskın bir etki Cumhuriyetçilerden bazıları, özel sektörde devlet hisselerinin bulunmasının serbest piyasa ilkelerine aykırı olduğuna işaret ediyor. Kuzey Carolina Senatörü Thom Tillis, devlette yüzde 10 hisse edinmenin yönetim üzerinde baskın bir etki yaratacağını ve bunun “kaygan bir zemin” olduğunu ifade ediyor. Venezuela’da PDVSA’ya yatırım yapılması tartışması, geçmişteki kamulaştırma kayıtları nedeniyle daha karmaşık bir hal alıyor. Chávez döneminde yükselen devletleşme politikaları ve 2010’lardan itibaren bazı kuyumculuk işletmelerinin canlı yayında kamulaştırıldığı hatırlatılıyor. 2007’de petrol sektörü çapında başlayan süreçte ExxonMobil ve ConocoPhillips daha küçük paylarla çalışmayı reddedip ülkeden ayrılmış ve Venezuela’ya karşı dava açmıştı. Bu geçmiş, Venezuela’yı uzun yıllar “yatırılamaz” bir ülke olarak konumlandırıyor.

ExxonMobil krizi ve Trump’ın tepkisi Beyaz Saray’da geçtiğimiz hafta yapılan görüşmede ExxonMobil CEO’su Darren Woods’un Venezuela’ya karşı “yatırılamaz” ifadesi, Trump’ın beklediği büyük anlaşmayı karşılayamamış olabilir. Söylentilere göre Trump, iki gün sonra ExxonMobil’i dışlama fikriyle ittifak kurmayı düşünmüş olabilir. Ayrıca Venezuela’nın petrol gelirlerinin ABD’deki hesaplarda alacaklı taleplerinden korunmasına yönelik bir kararname yayımlandı.

“Devlet hissesi değil, hukuk ve güvenlik istiyoruz” Amerikan Petrol Enstitüsü(API) Başkanı Mike Sommers, Venezuela’ya yatırım için devletin finansal destek vermesinin gereksiz olduğunu savunuyor. Sommers’e göre sektörün öncelikleri; istikrarlı hükümet, güvenlik, hukukun üstünlüğü ve kapitalizmin işleyişinin güvenceye alınmasıdır. API’nin Washington’daki yıllık enerji toplantısında da benzer görüşler paylaşıldı; Venezuela’da büyük yatırımların ancak güvence ve uzun vadeli istikrar ile el koyma riskinin geri planda kalması halinde mümkün olacağını belirtti. Sommers, şirketlerin özellikle Maracaibo Gölü ve Orinoco Kuşağı bölgelerinde ilgi gördüğünü ifade ediyor.

Kontrol etme isteği artıyor Trump’ın sosyal medyada Venezuela’nın geçici başkanıyla ilgili bir meme paylaşması, yazının sembolik bir mesajı olarak değerlendirildi. Enerji profesörü Carolyn Kisseau ise bu yaklaşımı “kaynak diplomasisini, neredeyse silah olarak kullanılan bir araç” olarak nitelendiriyor: “Amaç sadece kaynak çıkarmak değil, çıkarma sürecini de kontrol etmek.”

E-Posta
Patron Koltuğu

Yazar Hakkında
PatronKoltuğu, iş dünyasının nabzını tutan, ekonomiden teknolojiye, girişimcilikten liderliğe kadar geniş bir yelpazede analizler sunan bağımsız bir göz. Kurumsal dinamikleri, piyasa trendlerini ve gücün arkasındaki stratejileri sorgulayan yazılarıyla Patronkoltugu.com okurlarına...

İlgili İçerikler