Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron
  • Anasayfa
  • Sağlık
  • Sağlık Verimiz, Yeni Kripto Paramız mı? Dijital Mahremiyetin Nabzı

Sağlık Verimiz, Yeni Kripto Paramız mı? Dijital Mahremiyetin Nabzı

19 Ocak 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 12

Bileğinizdeki o şık akıllı saat, cebinizdeki o “sağlığınızı düşünen” uygulama, gece yastığınızın altındaki o uyku takip cihazı… Hepsi, hayatımıza ‘sağlıklı’ bir dokunuş vaadiyle sızdı, değil mi? “Daha iyi bir sen,” “optimum performans,” “sağlıklı yaşamın sırları”… Ağızlarımızdan bal damlayan bu dijital sağlık melekleri, aslında farkında olmadan, ruhumuzun en mahrem köşelerine, bedenimizin en özel bilgilerine erişim kartı kesiyor. Peki, bu kartın arkasında yazan küçük puntolu maddeleri hiç okuduk mu, Memduh Biçer olarak ben okuyorum da, siz ne âlemdesiniz?

Bir yazılımcı olarak, algoritmaların, veri akışının, arka planda dönen o karmaşık sistemlerin dilini az çok bilirim. Eskiden derlerdi ya, “parasız peynir fare kapanında olur.” Şimdi ise durum daha da inceldi, “bedava uygulama, bedava hizmet” diye diye, kendi varlığımızı pazarladığımızın farkında bile değiliz. Sağlık verisi, öyle kuru kuruya bir bilgi yığını değil ki. O, sizin kalp atış ritminiz, uyku kaliteniz, attığınız adım sayısı, yaktığınız kalori miktarı, hatta kan şekerinizin anlık değişimi… Bunlar tek başına anlamsız gibi dursa da, bir araya geldiğinde, sizin kim olduğunuzu, ne tür riskler taşıdığınızı, hangi hastalıklara yatkın olduğunuzu gösteren, parmak izinizden bile daha kişisel bir profil çıkarıyor ortaya.

A person looking thoughtfully at their smartwatch, which displays complex health data graphs like heart rate and sleep patterns. The background is slightly blurred, suggesting a busy, modern life.

Düşünün bir kere, bu veriler kimin eline geçiyor? Sadece o uygulamayı geliştiren küçük bir start-up mı? Yoksa, o start-up’ı satın alan dev bir sigorta şirketi mi, yoksa ilaç firması mı? Belki de, bambaşka bir sektörden, örneğin kredi notunuzu belirleyen bir finans kuruluşu mu? Bugün sağlığınızla ilgili tek bir detayın, yarın ev kredisi başvurunuzu, araba sigorta priminizi, hatta iş görüşmenizi nasıl etkileyebileceğini hiç düşündünüz mü? “Aman canım, ne olacak ki?” demeyin. Bugünün dijital dünyasında, her bir veri kırıntısı, altın madeni gibi işleniyor, değerleniyor ve ne yazık ki, çoğu zaman bizim rızamız ve bilgimiz dışında alınıp satılıyor. Yeni kripto paramız, bildiğiniz bitcoin falan değil, ta kendisi sizin kalp atışlarınız, sizin adımlarınız.

Hatırlarım, bir dostum vardı, spor bağımlısı. Bileğinde bir takip cihazı, cebinde bir uygulama, her an her saniye kendi “performansını” ölçerdi. Bir gün geldi dedi ki, “Memduh, bu cihaz bana geçen ay normalden daha fazla stres yaşadığımı, hatta hafif bir uyku apnesi başlangıcım olabileceğini söylüyor. Doktora gitmeli miyim?” Ne güzel değil mi? Teknoloji bizi kendi bedenimizle ilgili uyarabiliyor. Ama işin aslına bakarsan, o cihazın topladığı veriler, o dostumun hayat sigortası poliçesini yenilerken, belki de primlerinin tavan yapmasına sebep oluyordu. Göz göre göre, kendi ellerimizle teslim ettiğimiz bu mahrem bilgiler, birer koz olarak geri dönüyor bize. Bu, dijital bir köşe kapmaca değilse nedir?

Veri Mahremiyeti: Şifrelenmiş Bir Gerçek mi, Açık Bir Kapı mı?

Şifreleme, güvenlik duvarları, gizlilik politikaları… Bütün bu cafcaflı terimler, bizleri güvende hissettirmek için tasarlanmış birer illüzyon mu? Yoksa gerçekten verilerimiz sağlam kaleler içinde mi saklanıyor? Bir yazılımcı olarak çok iyi bilirim ki, “kırılamaz” diye bir şey yoktur, sadece “henüz kırılamamış” olan vardır. Ve işin daha da vahimi, çoğu zaman kırılmasına bile gerek kalmaz. Biz o “Kullanım Koşulları”nı “kabul et” tuşuna basarken, zaten anahtarları kendi ellerimizle teslim etmiş oluyoruz. Kaçımız gerçekten okuyoruz o sayfalarca yasal metni? “Okudum, anladım, kabul ediyorum” dediğimiz her an, aslında kendi mahremiyetimizin bir parçasını açık artırmaya çıkarıyoruz.

A complex digital network of interconnected data points, with various health icons (heart, brain, DNA helix) integrated into the nodes. A faint, almost invisible lock icon is embedded within the network, suggesting vulnerability.

Bu sadece sağlık verisiyle sınırlı değil elbette. Konuşmalarımız, alışkanlıklarımız, ilgi alanlarımız… Her bir dijital ayak izimiz, birer veri parçacığı olarak toplanıyor, analiz ediliyor. Ama sağlık verisi, işin en can alıcı noktası. Çünkü o, sizin en temel varlığınızla, yaşamınızla, bedeninizle ilgili. Bu verilerle yapılabilecek manipülasyonun, oluşturulabilecek ayrımcılığın boyutları akıl almaz. Diyelim ki, genetik bir yatkınlığınız var belirli bir hastalığa. Bu bilgi, henüz hastalığa yakalanmamışken bile sizi “riskli” kategorisine sokup, hayatınızın her alanında dezavantajlı duruma düşürebilir. Bir nevi dijital kadercilik bu. Kendi verilerimizle kendi geleceğimizi ipotek altına alıyoruz.

Peki, ne yapacağız? Teknolojiden tamamen mi uzak duracağız? Akıllı cihazları, uygulamaları bir kenara mı atacağız? Elbette hayır. Ama en azından, bu “dijital mahremiyetin nabzını” tutmayı öğrenmeliyiz. Her tıklamamızın, her “kabul et” deyişimizin bir bedeli olduğunu bilmeliyiz. Kullanmadığımız uygulamaların veri erişim izinlerini iptal etmeli, cihazlarımızın gizlilik ayarlarını sık sık gözden geçirmeliyiz. Bu, bir nevi dijital vatandaşlık görevi haline geldi. Kendi verimizin bekçisi olmak zorundayız. Çünkü bu veri, sadece birkaç byte’tan ibaret değil; o, sizin kimliğiniz, sizin geleceğiniz, sizin en mahrem sırlarınız. Ve inanın bana, bu yeni kripto para, altından da değerli.

A stylized padlock made of glowing digital code, with a pair of watchful, slightly worried eyes peering out from behind its bars, symbolizing the constant threat to digital privacy.

Unutmayın, teknoloji iki ucu keskin bir bıçak. Hayatımızı kolaylaştırabilir, evet. Ama aynı zamanda, eğer dikkat etmezsek, bizi hiç beklemediğimiz yerlerden yakalayabilir. Sağlık verimiz, yeni kripto paramızsa, o zaman bu parayı nasıl koruyacağımızı, nasıl harcayacağımızı, kimlerle paylaşacağımızı çok iyi bilmeliyiz. Yoksa yarın bir gün, kendi bedenimizle ilgili en temel kararları bile, bizim yerimize verilmiş algoritmaların hükmüne bırakmış oluruz. Dijital mahremiyet, sadece bir kavram değil, artık bir yaşam biçimi, bir mücadele alanı. Bu savaşta, kendi cephemizi sağlam tutmaktan başka çaremiz yok.

E-Posta
MEMDUH BİÇER

İlgili İçerikler