Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron
  • Anasayfa
  • Teknoloji
  • Prizdeki Casus, Buluttaki Tuğla: İnternet Gidince Aptallaşan ‘Akıllı’ Ev Saçmalığı

Prizdeki Casus, Buluttaki Tuğla: İnternet Gidince Aptallaşan ‘Akıllı’ Ev Saçmalığı

03 Şubat 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 56

Geçen gece, hani şu meşhur lodosun İstanbul’u vurduğu ve internet altyapımızı (yine) yerle bir ettiği o gece, mutfağa bir bardak su içmeye kalktım. Alışkanlık işte, elim duvardaki anahtara gitti ama sonra durdum. O anahtarın elektriği kestiğini, dolayısıyla “akıllı” ampulüme giden enerjiyi keseceğini ve tekrar açtığımda cihazın Wi-Fi ağına bağlanmak için 30 saniye boyunca disko topu gibi yanıp söneceğini hatırladım. Bu yüzden, cebimdeki telefonun feneriyle kör topal ilerleyip, sesli komutla ışığı açmayı denedim.

Sonuç? Zifiri karanlık.

Çünkü evimdeki o çok övülen, kutusunda “yapay zeka destekli” yazan, servet ödediğim aydınlatma sistemi, modemdeki internet ışığı kırmızıya döndüğü an, IQ seviyesi oda sıcaklığının altına düşen bir tuğlaya dönüşmüştü. İşte o an, elimdeki bardağı tezgaha (biraz sertçe) bırakıp kendi kendime sordum: Ben bu ampulü yakmak için neden okyanus ötesindeki bir sunucudan icazet bekliyorum?

Frankfurt Üzerinden Tuvalet Işığı Yakmak

Mesele sadece benim karanlıkta kalmam değil. Mesele, modern teknolojinin bize “konfor” diye yutturduğu o devasa mimari saçmalık. Gelin, bir yazılımcı gözüyle şu “akıllı” dediğimiz cihazların çalışma prensibine bir bakalım. Siz telefondaki düğmeye bastığınızda ne oluyor sanıyorsunuz? Sinyal telefondan çıkıp doğrudan iki metre ötedeki ampule mi gidiyor? Keşke öyle olsa.

Hayır efendim. O sinyal önce modeminize gidiyor. Oradan servis sağlayıcınızın (ISS) berbat altyapısına giriyor, fiber kablolarla sınır kapısını aşıyor, muhtemelen Frankfurt veya Dublin’deki bir Amazon (AWS) sunucusuna ulaşıyor. Oradaki bir veritabanı “Evet, Memduh Bey ışığı yakmak istiyor, yetkisi var” diyor. Sonra o onay emri aynı yolu geri teperek, tekrar sınır kapısından geçip, mahallenizdeki santrale, oradan modeminize ve nihayetinde ampule ulaşıyor.

Bakın, bu delilik. Bu, yan odadaki eşinize “Çay hazır mı?” diye sormak için mektup yazıp, mektubu Amerika’ya postalayıp, oradan eşinize telefon edilmesini beklemek gibi bir şey. Yerel ağda (LAN) milisaniyeler içinde çözülmesi gereken bir “aç/kapa” komutu için, veriyi dünyanın etrafında tura çıkarıyoruz. Buna mühendislikte “latency” (gecikme) diyoruz ama halk arasında buna “ahmaklık” denir.

Bulut Fetişizmi ve Tembel Mühendislik

Peki, neden böyle? Neden o pahalı termostatınız, internet gidince kombiyi ateşleyemiyor? İki sebebi var: Tembellik ve Açgözlülük.

Üreticiler için cihazın içine adamakıllı bir işlemci ve yerel ağ protokolü (mesela düzgün bir MQTT yapısı) koymak maliyetli ve zahmetli. Onun yerine, cihazın içine 2 dolarlık ucuz bir ESP8266 çipi atıyorlar. “Cihaz aptal olsun, bütün beyni buluta koyalım” diyorlar. Böylece hem donanım maliyetini düşürüyorlar hem de yazılım güncellemelerini uzaktan itebiliyorlar. Ama asıl sebep bu değil. Asıl sebep, veriniz.

Sizi “Bulut”a (Cloud) mecbur bırakıyorlar çünkü o cihazı yerel ağda, internet olmadan kullanırsanız, sizin ne zaman eve geldiğinizi, ne zaman uyuduğunuzu, hangi odada ne kadar vakit geçirdiğinizi loglayıp satamazlar. Sizi kendi ekosistemlerine hapsedemezler. O yüzden kutusunda “Hub gerektirmez, direkt Wi-Fi ile çalışır” yazan her cihazdan, vebalıdan kaçar gibi kaçın.

Dijital Tuğlalar Müzesi

Bir de işin “şirket batarsa ne olur” boyutu var ki, evlere şenlik. Geçenlerde bizim teknoloji editörü arkadaşlardan biri, zamanında 300 dolar bayıldığı o meşhur ev otomasyon merkezinin (Hub) fişini çekti. Neden? Çünkü firmayı daha büyük bir firma satın aldı ve “Biz artık bu eski modele destek vermeyeceğiz, sunucuları kapatıyoruz” dedi. Cihaz sapasağlam, donanım canavar gibi ama sunucuya bağlanamadığı için artık sadece şık bir kapı tutucu.

Bu, satın aldığınız malın sahibi olmadığınızın en büyük kanıtıdır. Siz o donanımı satın almıyorsunuz, o donanımı kullanma “hakkını” geçici bir süre için kiralıyorsunuz. Yarın öbür gün o akıllı mama kabını üreten Çinli startup iflas bayrağını çekerse, kediniz aç kalacak. Bu kadar basit ve korkunç.

Hatırlarsınız, bir dönem Revolv diye bir cihaz vardı. Google (Nest aracılığıyla) firmayı satın aldı ve bir gün ansızın “Fişi çekiyoruz” dedi. Binlerce kullanıcının evi bir gecede aptallaştı. Garaj kapıları açılmadı, alarmlar sustu. Sırf “bulut” fetişizmi yüzünden çalışan donanımlar elektronik çöp dağlarına eklendi.

Çözüm: Prizdeki Casusu Kovmak

Peki ne yapacağız? Mağaraya dönüp kandil mi yakalım? Elbette hayır. Ben bir teknoloji düşmanı değilim, aksine, evimde 50’den fazla sensör var. Ama benim evim, internet kablosunu makasla kesseniz bile tıkır tıkır çalışmaya devam eder. Çünkü ben “Akıllı Ev” değil, “Otonom Ev” prensibini savunuyorum.

Çözüm, yerel kontrolde. Zigbee veya Z-Wave gibi, Wi-Fi ağınızı meşgul etmeyen, internete çıkış ihtiyacı duymayan protokoller kullanmak zorundasınız. Home Assistant gibi, verinizi evinizdeki o küçük Raspberry Pi sunucusunda tutan, dışarıya tek bayt sızdırmayan sistemlere geçmek, bir tercih değil zorunluluktur.

Eğer bir cihaz alacaksanız, kutusunu çevirin ve şu soruyu sorun: “Şirket batarsa bu çalışır mı?” Cevap hayırsa, o cihazı rafa geri bırakın. Evinizin anahtarını, ışığını, güvenliğini elin oğlunun sunucusuna emanet etmeyin. Gerçek akıl, kendi kendine yetebilmekte yatar; binlerce kilometre öteden emir almakta değil.

Bir sonraki yazıda, şu robot süpürgelerin evinizin haritasını çıkarıp kime gönderdiğini konuşacağız. O zamana kadar, internetiniz gitse bile ışığınız sönmesin.

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x