Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

PORTSUZLUK: KABLOSUZ GELECEĞİN ZİNCİRLERİ

12 Nisan 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 1

PORTSUZLUK: KABLOSUZ GELECEĞİN ZİNCİRLERİ

Dün, evet dün akşam, kahvemi koydum bilgisayarın başına geçtim dedim şöyle biraz kod yazayım bir şeylere bakayım falan. Sonra bir baktım, ne göreyim, mouse’un şarjı bitmiş. Bluetooth’lu ya hani, böyle kablosuz mösyösüz takılıyoruz havamızdan geçilmiyor. E iyi de Memduh kardeş senin şarj kablosu nerede? Nerede olacak, tabii ki o minicik USB-C kablosu geçen haftadan beri ne bileyim ben çekmecenin en dibinde, eski modem kablolarının yanında falan bir yerdedir şimdi kesin. Ya da belki de kedi oynarken yatağın altına atmıştır, o da olası bir senaryo. Lanet olası kablosuz özgürlüğün bedeli bu işte, sürekli bir şeyler aramak, bir şeyler şarj etmek, bir de o adaptörler var tabii ki, o başlı başına ayrı bir dert kaynağı.

Şimdi bakıyorum, bu neyin estetiği allah aşkına? Hani bir zamanlar telefonlarımızda kulaklık girişi vardı. Sonra hop! Yok oldu. Ne dediler? “Daha ince”, “daha minimalist”, “gelecek kablosuzda”… Tabi canım! Gelecek kablosuzda değil, gelecek sizin o pahalı kulaklıklarınızda, o garip adaptörlerinizde, o saçma sapan aksesuarlarınızda. Her bir ayrıcalık için ayrı bir para ödüyorsun, yani şey gibi bu, hani eskiden uçaklarda su bedavaydı şimdi ekstra para veriyorsun ya, aynen öyle bir şey bu, hani ne bileyim…

Bu portsuzluk mevzusu varya, artık beni çileden çıkarıyor. Geçenlerde yeni bir laptop almaya kalktım, hani dedim belki biraz işlerimi hızlandırırım kendime bir güzellik yaparım falan, baktım ki cihazda sadece iki tane Thunderbolt girişi var. İKİ TANE! İyi de benim harici diskim var, klavyem var, mouse’um zaten belli, bir de monitör bağlayacağım. Ee, ne olacak şimdi? Her bir şey için mi adaptör taşıyacağım ben? Böyle bir şey olabilir mi ya, hani şey gibi bu, evine üç kapılı araba almışsın da, beş kişilik ailen var, “ya idare edin” diyorlar sana, hani böyle bir saçmalık. Yani nasıl bir ‘sadelik’ bu, anlamıyorum ki?

A frustrated man with disheveled hair, sitting at a desk cluttered with various dongles and adapters, looking desperately at a sleek, portless laptop. Wires are tangled around his head like a crown of thorns.

Bakın, bu teknoloji devleri, ‘basitlik’ ve ‘estetik’ adı altında, bizi resmen kendi ekosistemlerine zincirliyorlar. Hani o meşhur “elma” markası var ya, onlardan başladı bu mevzu zaten, yıllardır yapıyorlar bunu. Her şeye bir adaptör, her şeye bir yeni kablo standardı, sonra o kablo eskisiyle uyumsuz falan… Bıktım yemin ediyorum. Geçen bir arkadaşımın evine gittim, çocuk ne yapsın, masasının üzeri adaptör tarlası gibiydi. Şarj için ayrı, görüntü aktarımı için ayrı, bir de o garip çoklayıcılar var. Yani bu nasıl bir kolaylık? Neresi basit bunun?

Minimalizm diyorlar heh, minimalizm mi? Benim cebimden çıkan paranın minimalizme ne faydası var allah aşkına? Bir cihaz alıyorsun beş kuruşa, adaptörleri alıyorsun on kuruşa. Aslında tam tersi. Cihaz on kuruş, adaptörler beş kuruş… Yok ya, aslında cihaz da on kuruş adaptörler de on kuruş, yani toplamda yirmi kuruş oluyor. Hani ne bileyim.

Geçen markette sıra beklerken aklıma geldi, hani bu meyve sebze reyonunda bazen böyle “çirkin ama lezzetli” diye ürünler oluyor ya, aslında bu cihazlar da tam tersi. “Estetik ama kullanışsız”. Hani bakınca şık, parlak, falan filan ama kullanmaya gelince, çıldırıyorsun. Market dediğime bakmayın, aslında ben pek markete gitmem, genellikle online sipariş veririm ama o gün bir anlık hevesle gitmiştim, neyse konuyu dağıtmayayım şimdi.

Yazılımcı adamım ben, sürekli bir şeyler bağlıyorum bilgisayarıma. Klavyem mekanik, mouse’um optik, kulaklığım iyi bir şey, harici diskim desen zaten olmazsa olmaz. Hadi diyelim kulaklığı bluetooth yaptın, e ses kalitesi? Hadi onu da geçtim, pil ömrü? Devamlı şarj et, devamlı eşleştir, eşleşme gitmesin, pil bitsin falan. Kimi kandırıyorlar ki? Eski dostum, o 3.5mm jak girişi ne güzeldi, tak çalıştır, ne pil derdi ne eşleşme derdi! Şimdi yeni bilgisayarların çoğunda o bile yok. Gerçekten mi ya???

Bazıları şey diyor, “Aman Memduh abi, ne olacak ki, teknoloji gelişiyor, kablolardan kurtuluyoruz işte.” Yahu kurtulmuyoruz, bildiğin para karşılığı köleleştiriliyoruz. Daha fazla para ödeyerek, daha az esnekliğe sahip oluyoruz. Bu nasıl bir ilerleme anlayışı? Bu nasıl bir inovasyon??! Benim eski harici harddiskimi, o kocaman USB-A kablosuyla taktığım zaman aldığım o güven hissini, o “evet, şimdi verilerim güvende” hissini hiçbir kablosuz bağlantı veremez arkadaş. Belki de yanılıyorumdur ha, bilmiyorum, belki de adamlar gerçekten dünyanın iyiliği için yapıyordur bunu, ama bana hiç öyle gelmiyor.

Bu arada, biliyor musunuz, bazı cihazlarda artık güç tuşu bile neredeyse yok oluyor. Ya da vazgeçtim, öyle değil… Hani tuş var da böyle artık sanki dokunmatik bir şeymiş gibi hissediliyor, basıyorsun ama o eski “tık” sesi yok. O “tık” sesi ne kadar önemliydi halbuki. Hani her bastığında aldığın o geri bildirim varya, o seninle cihazın arasındaki fiziksel bağdı. Şimdi o bağ da kopuyor. Sanki her şey ruhsuzlaşıyor gibi, hani ne bileyim, her yer pürüzsüz, her yer tek parça, her yer tek renk. Böyle şey gibi bu, hani çok modern bir müzede geziyorsun da her şey dokunulmazmış gibi duruyor ya, aynen öyle bir his. Oysa teknolojik aletler dediğin şey, eline alıp kurcalayacağın, tuşlarına basacağın, portlarına bir şeyler takıp çıkaracağın şeyler olmalıydı sanki. Ya da öyle değil miydi? Ben mi yanlış hatırlıyorum?

A close-up of a hand struggling to plug a tiny USB-C dongle into an equally tiny, almost invisible port on a sleek, featureless device. The hand looks oversized and clumsy in comparison to the minimalist tech.

Dijital bağımsızlık diyorlardı, hani istediğin cihazı istediğin markanınkine takabilecektin falan. Şimdi? Herkes kendi kalesini kurmuş, “benim ekosistemime girersen, sadece benim kurallarımla oynarsın” diyorlar. Sanki böyle bir dijital feodalizm kuruluyor. Senelerdir açık kaynak kodlu yazılımların özgürlüğünü savunan bir insan olarak bu durum beni çok rahatsız ediyor. Hani yazılımın bile özgürlüğü varken, donanımın bu kadar kısıtlanması, bu kadar zincirlenmesi akıl alır gibi değil.

Hatırlıyorum, ilkokulda falan, bilgisayar laboratuvarında o kocaman CRT monitörlerin arkasındaki kablo yığınını. Korkunçtu biliyorum, yani görüntü olarak bayağı korkunçtu ama, işlevseldi. Her şeyi takıp çıkarabiliyordun. Şimdi öyle bir şey yok. Her şey gizli, her şey kapalı, her şey “daha iyi bir kullanıcı deneyimi” maskesinin altında bizi yolmaya odaklanmış. Bu “sadeliğin” altında yatan asıl şey, kontrol arzusu bence. Kesinlikle!

Yok ya, ne alakası var şimdi, belki de gerçekten insanlar daha az kablo istiyordur. Belki de bu dev şirketler gerçekten

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x