Piksel Başına Kaç Litre Su? Bulutun Gizli Çevre Tahribatı

Piksel Başına Su Faturası?
Şimdi durup bir düşünün bakalım sabah uyandınız ya da hani ne bileyim işe giderken o metroda otobüste falan elinizde telefon ekran kaydırıp duruyorsunuz değil mi? İnstagram Twitter belki de Youtube’da şort videoları izliyorsunuz hop bir tane mail geldi onu okudunuz sonra gece oldu Netflix’ten bir şeyler açtınız. Hepsini yaptınız bunlar sanal mıydı yani havada uçuşan böyle elle tutulmayan şeffaf baloncuklar mıydı yoksa?
İşte orası biraz karışık. Sanki öyle gibi hissettiriyor evet bir sürü sanal şeyden bahsediyoruz sürekli hani ‘bulut’ diyoruz falan havalı isimler veriyoruz ama bu bulut dediğiniz şey aslında Ankara’da bir yerde devasa bir hangar dolusu bilgisayar biliyor musunuz ya da Dublin’de Frankfurt’ta Japonya’nın bir köşesinde ışık hızıyla dönen fan sesleriyle dolup taşan metal kutular. Koca koca binalar o binaların içinde kilometrelerce kablo milyonlarca işlemci falan filan bir sürü şey.
Ve her biri her bir tıkınız her bir kaydırmanız o izlediğiniz saçma kedili video var ya hah işte o bile elektrik çekiyor. Hem de deli gibi. Hani yazılımcıyız falan diyoruz ya sürekli optimizasyon peşinde koşarız kodu küçültelim belleği az kullansın işlemciye yüklenmesin diye yırtınırız da dönüp kocaman veri merkezlerinin bir günde ne kadar su buharlaştırdığını hiç düşünmüyoruz sanki.
Geçenlerde bir makale okudum böyle yarım yamalak bir şeyler hani tam emin değilim ama kafama takıldı abi adamlar diyor ki bir e-posta atmak bile bir bardak su demekmiş neredeyse. Ya da vazgeçtim o kadar değilmiş ama yine de bir fincan kahve yapmak kadar bir şeyler harcıyormuş falan gibi bir hesap vardı. E hani bin tane mail atıyoruz günde e-posta kutumuz çöp dolu yani kaç kahvelik su içiyoruz haberimiz yok. Şey düşünsenize bütün gün e-posta falan okuyup cevaplıyoruz aslında gizlice kahve yapıyor gibi bir şeyiz sürekli. Bütün gün kahve yapsan dünya kadar su harcarsın değil mi. Valla bu dijital dünya da öyle bir şey işte.

Bu yedeklediğimiz fotoğraflar yok mu hani telefonumuzda yer kalmıyor diye hemen Google Drive’a iCloud’a falan atıyoruz ya hiç silmiyoruz bir de duruyor öyle orada sonsuza kadar güya. Aslında o fotoğrafların her biri bir yerlerde bir hard diskin üzerinde duruyor dönerken elektrik yakan bir hard disk. O diskin olduğu sunucu sürekli çalışıyor soğutuluyor havalandırılıyor ve bu süreçlerin hepsi çılgınlar gibi su ve elektrik demek.
E şimdi Memduh sen de amma paranoyaklaştın ya diyebilirsiniz hani “alt tarafı bir fotoğraf ne olacak” diye. Ama işte asıl mesele o “alt tarafı” dediğimiz milyonlarca milyarlarca fotoğraf e-posta video. Gezegenin bir yerlerinde böyle fırın gibi çalışan makineler var hepimizin “sanal” hayatını “gerçek” kılan. Ve o makineler aşırı ısınıyor soğutulmaları lazım neyle? Genelde suyla. Hani suyu havaya püskürterek falan soğutuyorlar bildiğin buharlaşıyor gidiyor bildiğimiz su. İçtiğimiz kullandığımız yıkandığımız su.
Geçen ben de şeyi fark ettim ha bu arada bizim şirket kullandığımız bulut servisinin yıllık raporunu yollamıştı da işte ne kadar enerji harcadık ne kadar karbon ayak izimiz oldu falan yazıyordu. Ufacık bir yazılım şirketiyiz yani öyle Google gibi falan değiliz küçücük bir ekibiz ama orada yazan sayılar gözümü korkuttu bayağı hani. Koskoca bir apartmanın elektrik faturası gibi bir şeydi bizimki bile. E düşün şimdi global devleri. Düşünmek bile istemiyorum ben o yüzden hiç düşünmedim de zaten ne alakası var şimdi.
Şey diyorlar bir de hani “ama yenilenebilir enerji kullanıyoruz” falan filan. İyi hoş da elektriği bile üretirken su harcıyoruz zaten değil mi barajlar falan filan. O su santralleri hani. E güneşi bile toplayan panellerin üretimi var onun da bir maliyeti var her şeyin bir maliyeti var aslında hiçbir şey beleş değil bu dünyada bedava peynir fare kapanında olurmuş derlerdi hep işte o hesap. Biz de dijitalleşme kapanında mıyız şimdi? Bilmiyorum ki.

Neyse bu diziler var ya netflix’ten izlediğimiz falan hani 4K izleyelim yok HDR olsun yok bilmem ne. Her bir pikselin de bir maliyeti var arkadaş. Ne kadar yüksek çözünürlük o kadar fazla veri o kadar fazla veri o kadar fazla bant genişliği o kadar fazla işlem gücü o kadar fazla enerji. Yani 4K bir şey izlerken aslında bir yandan da gezegenin suyunu içiyorsunuz bir nevi hani su içmek derken bildiğin su içmek gibi değil mecazi anlamda şey falan işte. Biraz tuhaf metafor oldu biliyorum ama ne yapayım şu an başka bir şey gelmedi aklıma.
Bazen düşünüyorum ya gerçekten biz bu kadar fotoğrafı depolamalı mıyız? Hani 2012’den kalma o eski sevgilinizin köpeğinin fotoğrafı hala duruyor mudur bulutunuzda. Duruyordur muhtemelen. Ve o fotoğraf her gün bir yerlerde sessizce enerji tüketiyor. Belki de bir gün o fotoğraflar yüzünden içecek suyumuz kalmayacak. Abartıyorum biliyorum ama bir yandan da bir köşede sessizce duran bir gerçek bu. Gözümüzden ırak olan gönlümüzden de ırak oluyor ya hani aynen öyle bir şey bu da.
Şimdi bir de bu yapay zeka furyası çıktı. Herkes bir şeyler üretiyor ChatGPT’ler Midjourney’ler falan. Bunların hepsi ne kadar enerji yiyor düşünsenize. Bir yapay zeka modeli eğitmek için dağlar kadar enerji harcanıyor tonlarca su kullanılıyor. Yani bizim bu ‘yapay zeka gelecek’ diye sevindiğimiz şeyin aslında ne kadar karanlık bir yüzü var kimse konuşmuyor. Sanki dijitalleşme bizi kurtaracakmış gibi bir hava var ama bir yandan da bizi boğuyor. Çok garip değil mi.
Hani tamam teknolojiyi seviyoruz Memduh olarak ben de severim yeni çıkan aletleri incelerim bilmem ne ederim ama bir yerden sonra da insan diyor ki “ulan nereye gidiyoruz”. Her şeyi online yapalım her şeyi sanal yapalım her şeyi dijitalleştirelim de bunun bir bedeli var. Ve o bedeli kim ödeyecek? Biz mi? Çocuklarımız mı? Gezegen mi? Bilmiyorum.

O kadar çok şeyi düşününce var ya böyle kafam şişiyor benim ya. Hani bazen hiç düşünmesek daha iyi olacakmış gibi geliyor ama olmuyor ki. Bir yandan da bu benim işim sonuçta değil mi bu teknolojik aletler bunları inceliyorum bunları yazıyorum e şimdi durup “bunları kullanmayın” da diyemem. Çok ikilemli bir durum. Yahu geçen markette sıra beklerken aklıma geldi adam elinde telefonla iki saattir bir şeyler izliyor ama bir yandan da torbasında su şişeleri var böyle kolilerle su alıyor. Komik değil mi. Ya da şey düşünsenize bizim evdeki bilgisayar kasasının içinde böyle küçük bir su faturası çıksa her ay. Gülersiniz değil mi ama aslında öyle bir şey bu işte.
Bulut dedikleri şey aslında koca bir buharlaşma döngüsü mü acaba? Bir tıkla bir damla su buharlaşıyor dünya üzerinde bir yerlerde. Öyle bir şey işte.
Gidip bir çay koyayım en iyisi. Belki de bir fincan çayın bile ayrı bir karbon ayak izi vardır kim bilir.













