Ortak Dil Yalanı: Tekno Kabilelerin Savaşı
Yine başladı bizim evin akıllı cihazları birbirine trip atmaya ya. Dün akşam, hani o yeni aldığım akıllı priz var ya çamaşır makinesi için, hah işte o kalkmış demiş ki “Ben bu modemle konuşmuyorum arkadaş! Ben Apple’ın evrenindeyim sen kimsin bakayım!” Tamam uyduruyorum belki ama hissettirdiği bu yani. Ortak dil mi? Yalan vallahi yalan billahi. Hem de kuyruklu bir yalan hani öyle masum falan da değil.
Şimdi ben yıllarca bu işin içinde bir yazılımcı olarak gördüm de yaşadım da bu teknoloji kabilelerinin savaşını biliyor musunuz. Sanki her biri kendi kalesini inşa etmiş de surlar dikmiş dışarıdan kimse girmesin içeri de kimse çıkmasın. Bilirsiniz hani her markanın kendi dijital kalesi o duvarları aşmak için de yok yeni bir uygulama indir yok ayar yap yok bilmem ne saçmalığı… Of yetti artık!
Hani diyorlar ya ‘her şey birbiriyle konuşacak’ falan… Konuşuyor evet de konuşulan dil herkesin kendi şivesi gibi oluyor o yüzden kimse kimseyi anlamıyor sonra sen gel de bu cihazları bağla birbirine hadi bağla! Geçen hafta şu akıllı ampulleri kurmaya çalıştım mesela oysa ne kadar basitti görünüyordu kutunun üstünde işte tık tık çalışacakmış hah!
Önce ampul kendi uygulamasını istedi sonra evin ana sistemi olan HomeKit’le anlaşamadı sonra modeme bir haller oldu internet koptu benim çocukların online dersi vardı hani neyse sonra yeniden bir kurulum falan filan bir saat sürdü ya bir saat benim hayatımdan çaldı bu saçmalık sadece bir ampul için. Bir saat. Şaka mı bu.

Bu ‘ortak dil’ diye yutturdukları şey aslında şirketlerin bizi kendi ekosistemlerine zincirleme stratejisi değil mi ha? Böyle uyanıkça bir hareket bu resmen. Kardeşim ben aldım Samsung telefonumu tamam mı? Sonra bir tane de akıllı saat istedim. E ne yapacağım şimdi Apple Watch mı alacağım hayır tabii ki Samsung alacağım çünkü öbür türlü tam çalışmıyor özellikler eksik kalıyor bir kısmı çalışıyor bir kısmı çalışmıyor sinir ediyor insanı ya. Neden peki? Neden bu zorlama? Neden bu dijital tekelcilik? Yani neden her şey böyle olmak zorunda.
Hatırlıyorum gençken bilgisayar toplamaya bayılırdım ya. Her parçayı kendin seçerdin, anakartından ekran kartına kadar bir bütün oluştururdun. Şimdi öyle mi? Şimdi alsan bir Apple bilgisayar neyin nesiyle uyumlu neyle uyumlu değil sanki kapalı kutu bir şey hani neyse sonra gel de bu uyumsuzlukla baş et. Aynı Intel’in zamanında AMD’ye karşı yaptığı taktiklerin dijitalleşmiş hali bu, evet bildiğimiz strateji oyunları bunlar. Başka bir şey değil.
Aslında ne biliyor musunuz bu şirketler rekabeti engellemek istiyorlar. Seni bir kere kendi kalene soktular mı bir daha çıkamıyorsun. Bir Apple ürünün varsa sonraki ürünlerin de Apple olmak zorunda gibi bir baskı hissediyorsun. Ya da Android’çiysen orada kalıyorsun. Geçişler o kadar sancılı oluyor ki insan vazgeçiyor. Ya da vazgeçmiyor da gidip yeni bir telefon ya da tablet alıyor sadece o markanın ürünleriyle uyumlu diye. Bu direkt cüzdanımıza saldırmak değil de ne.
Yani biz kullanıcılar neyiz bu durumda? Koyun mu? Nereye sürseler oraya giden sadece daha çok para harcayan tüketim robotları mı olduk biz? Ben o kadar da basit düşünmüyorum ama neyse… Bu durum sadece teknik bir sorun değil ayrıca. Bu bizim dijital özgürlüğümüzü kısıtlayan bir şey.

Şimdi mesela ben geçenlerde bir eski hard diskimi bağlamaya çalıştım yeni bilgisayarıma ama ne mümkün! Formatı uymadı, driverları yoktu, yok macOS bunu desteklemiyor Windows’la çalışıyor falan. Sinirden deliye döndüm. Eski anılarım, fotoğraflarım bir kısmına erişemedim aylarca düşünün! Sonra dedim ki “ya tamam at çöpe gitsin boş ver” ama nasıl boş vereyim? O hard diskte neler vardı neler. Ama işte bu teknoloji bizi bir yandan ilerletirken bir yandan da geçmişimizden koparıyor hani aslında bir yandan da.
Kimileri der ki “Ama güvenlik için öyle yapıyorlar” ya da “Herkes kendi standardını belirlemeli bu doğanın kanunu” falan filan. Doğanın kanunu mu? Yani vahşi batı mı burası her koyun kendi bacağından asılır mı? Hayır arkadaş bu kasten yapılmış, planlanmış bir şey. Daha çok para kazanmak daha çok pazar payı ele geçirmek için yapılan bir oyun bu. Kendi aralarında da kapışıyorlar bu kabileler evet ama asıl mağdur olan hep biz oluyoruz son kertede.
Mesela geçenlerde bir arkadaşım, o da benim gibi yazılımcı, kurmuş evine bu yeni nesil akıllı ev sistemlerinden birini. Her şey harika çalışıyor, ışıklar, perdeler, müzik her şey senkronize. Sonra eşi dedi ki “Bizim eski akıllı süpürgeyi de bağlasana buraya.” Süpürge farklı markaymış, bağlayamadı. İki gün uğraştı biliyor musunuz? Uykusuz kaldı adam. Sonunda ne oldu biliyor musunuz? Gitti süpürgenin aynı marka olan yenisini aldı. Eskisi de aslında sapasağlamdı, çalışıyordu. İşte bu! Bu ne biliyor musunuz tam olarak bu.
Yeni donanım aldırıyorlar bize sürekli, sonra yeni yazılım güncellemeleri, sonra eski cihazın performansı düşüyor hop yenisini al! Bu bir döngü bu bir kısır döngüden başka bir şey değil yani. Ne bitmez bir açgözlülük. Dijital özgürlüğümüzün bedeli dedikleri bu işte. Cihazlarımız arasındaki görünmez duvarlar sadece teknik birer sorun gibi gözükse de aslında bizim seçimlerimizi elimizden alıyor, bizi esir alıyor.
Ne yani şimdi ben evimde kullandığım her teknolojik aleti aynı markadan mı almak zorundayım. Akıllı ampulü Philips Hue, televizyonu Samsung, bilgisayarı Apple, telefonu da Google Pixel ise bittim ben. Ömür billah doğru düzgün konuşmazlar birbirleriyle. En basitinden bir fotoğraf aktarmak çileye döner ya da ne bileyim film izlerken ses ayarlarını yapmak için iki farklı uygulamada boğuşmak zorunda kalırsın! Of.

Bazen düşünüyorum bu kadar karmaşık olmak zorunda mıydı her şey? Daha basit daha kullanışlı bir dünya varken neden bu kadar zorluyoruz kendimizi. Bilmiyorum artık. Belki de haklılardır.
Ama neyse.
Bu markalar bu kadar kendi başlarına buyruk devam ettikçe bu savaş bitmez. Ve biz, her zamanki gibi, faturayı ödeyen taraf olmaya devam ederiz. Ne yazık ki…
Gidip bir çay koyayım en iyisi bu kafayla olmaz.













