Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

Mühendislik mi, Prompt Hilesi mi? Kodun Değeri Nerede?

30 Mart 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 18

Nereye gidiyoruz arkadaş ben gerçekten anlamıyorum şimdi bak. Hani onca yıl dirsek çürüttük ekran başında her bir satır kodun ruhunu anlamak için. Algoritma dedik veri yapısı dedik o mu bu mu derken beynimizin kıvrımlarını çatlattık ya resmen. Sonra ne oldu? Bir anda bir makine çıktı geldi. Chatbot bildiğin ya bildiğin chatbot. Tık diye yazıyor kodu. Benim aylardır kafa patlattığım o küçücük minicik detayı şey, ne bileyim, bir bakıyorsun tak diye önüne sunmuş. Sanki hiç uğraşmamışız gibi. Sinir bozucu değil mi?

Prompt Hilesi mi, Mühendislik mi?

Hani bir de bunun adını koydular ya şimdi. “Prompt mühendisliği” diyorlar buna. Aman Tanrım. Mühendislik mi gerçekten bu? Yoksa hani böyle el çabukluğu falan mı? Hani o pazarcıların olur ya çarşamba pazarlarında, bir anda bakıyorsun boş sepet dolmuş. Öyle bir şey mi bu şimdi. Daha çok sihirbazlık gibi ya. Çat diye bir şeyler oluyor sen de anlamıyorsun nasıl olduğunu. Bu mudur yani bizim onca yıllık birikimimizin karşılığı. Hayda! Ne bileyim yani ben biraz şey oldum, bozulmuştum aslında ilk gördüğümde. Ne olacak şimdi bizim halimiz falan diye ama sonra düşündüm. Belki de haklılardır.

Şimdi mesela olay ne oldu biliyor musun. Eskiden bir problemi çözmek için biz mühendisler o sorunu alırız böyle didikleriz her yerinden. Parametreleri çıkarırız kısıtları belirleriz en uygun algoritmayı seçeriz en optimum çözümü yazmaya çalışırız. Debug yap Allah yap. Saatlerce. Hani geçen de benim o yeni aldığım elektrikli matkap vardı ya bir tuhaf çalışıyor. Hani bir incelemesini yazacaktım onun ama neyse. Konuyu dağıtmayayım. Öyle işte.

Şimdi ne yapıyoruz? Sanki olay tamamen değişti. Aynı şeyi yapıyoruz aslında ama başka bir formatta gibi. Mühendisin yeni görevi ne peki? Ekrana doğru kelimeleri yazmak mı? Doğru komutları, o yapay zeka denilen canavara böyle tatlı tatlı fısıldamak mı? Hani çocukluğumuzda vardı ya o sihirli lambanın cinine üç dilek hakkı gibi. Bu biraz daha karmaşık tabii ama mantık aynı. İstiyorsun çat diye oluyor. Ama ne istediklerini bilmek gerekiyor. Peki ya bu kadar basit mi?

Bak, geçen markette sıra beklerken aklıma geldi bu. Hani o kasiyerin önündeki barkod okuyucu var ya. Adam basıyor tık tık ürün geçiyor. Bizim o barkodun arkasındaki karmaşık veri tabanlarını, optimizasyon algoritmalarını görmüyoruz bile. Sadece o “tık” sesini duyuyoruz. Sanki aynı hesap. Yani biz mühendisler, o tık sesini çıkaracak doğru talimatı veren yeni nesil barkod okuyucuları mı oluyoruz şimdi? Ya da barkod okuyucunun dilini bilenler mi? Bilmiyorum. Biraz tuhaf. Ve evet bir garip, soğumuş çay tadındaki gerçekler bu aralar önümüze diziliyor.

A confused software engineer with disheveled hair, staring intently at a laptop screen filled with colorful lines of code, while a futuristic, glowing AI assistant hovers nearby, displaying a single, perfectly written line of code on its own screen. The engineer's face shows a mix of awe and existential dread.

Yani bir yandan rahatlık. Evet, kabul ediyorum. Eskiden bir framework kurmak, o kütüphane bu kütüphane derken bir günü heba ederdik. Şey, sanki öyleydi ya. Şimdi iki prompt yazıyorsun çat diye kuruyor sana bütün development ortamını. Hatta basıyor kodu da içine. O da güzel. Valla bir keresinde denedim. Python’da bir şeyler yazacaktım. Dedim ki “bana şöyle bir API endpoint’i oluştur, database’e bağlansın, users tablosundan veri çeksin falan”. Yemin ederim iki dakika içinde çıktı. Çalıştı da. Şaşırdım. Sevindim de aslında ama sonra içimde bir boşluk oluştu böyle hani. Ne işe yarıyorum ben şimdi?

Bu, mühendisliği basitleştiriyor mu? Kesinlikle. Daha erişilebilir hale getiriyor. Ama aynı zamanda bizi daha soyut bir bağımlılığa da sürüklüyor sanki. O kutunun içinde ne olduğunu, o büyülü komutların aslında nasıl bir makine diline çevrildiğini, donanımın üzerinde nasıl çalıştığını kimse merak etmiyor mu şimdi? Yoksa ben mi çok yaşlandım. Yaşlandım galiba… Aman kimin umurunda ya.

Yapay zeka uzmanları diyor ki “Artık önemli olan yaratıcılık, o büyük resmi görmek, AI’a ne yapacağını söylemek.” Haklılar bir yerde aslında. Hani o mimar gibi. Binayı kendisi yapmıyor ama nasıl bir bina istediğini tasarlıyor. Ama o mimarın da malzeme bilgisi olmalı değil mi? Taşı tuğlayı demiri bilmeli. Yoksa her şeyi “usta halleder” diye mi bırakacak? E bizim “usta”mız şimdi bu yapay zeka mı oluyor yani. Neyse.

Bu geleneksel kodlama yeteneği de bir noktada değersizleşiyor mu peki? Bilgisayar bilimi dediğimiz şey artık sadece matematiksel mantık ve problem çözme becerisi mi olacak? Yoksa o “prompt” denen şeyi doğru yazmak mı esas meziyet. Yani bir bakıma dilbilgisi kurallarını iyi bilmek mi daha önemli olacak yoksa o dili kullanarak ortaya çıkaracağın fikir mi?

A whimsical illustration of a person with a speech bubble filled with complex, flowing text, attempting to communicate with a stoic, metallic robot who holds a tiny wrench and a very simple block of code. The background is a swirling vortex of binary data.

Hani bir keresinde bir makale okumuştum ya. O makalede diyordu ki “gelecekte herkes kod yazabilecek”. E yazsınlar. Ama ne yazacaklar. Neyi çözmeye çalışacaklar. Sorunu tanımlamak da bir beceri değil mi? Sanki hani o eski dönemlerin bilginleri gibi mi olacağız. Filozoflar gibi. Bol bol düşüneceğiz, büyük sorular soracağız. Ve o makineye doğru soruyu sormaya çalışacağız. Ama yanlış soruyu sorarsan ne olacak? Saçma sapan cevaplar alıp duracaksın. Ya da vazgeçtim, öyle değil belki.

Belki de bu bir evrim. Adaptasyon. Hani eskiden insanlar eliyle kitap yazardı, mücellitler vardı, ciltler falan… Sonra matbaa çıktı. İşler hızlandı. Kitaplar ucuzladı. Okuryazarlık arttı. Belki de bu da öyle bir şeydir ya. Hani o kadar şeyin arkasında biz hala o “elektrik var mı” sorusunu soran jenerasyon olacağız. Evet, belki de.

Yani şimdi diyorum ki, evet, yapay zeka kod yazma yeteneğini acayip hızla geliştiriyor. Ama bu bizim problem çözme kaslarımızı köreltmemeli. Hani o robotu yöneten insan figürü gibi. Robota ne yapacağını söyleyen de o insan. O insan robotun kapasitesini bilmeli. Zayıf yönlerini bilmeli. Yoksa bir gün robot senden daha akıllı olduğunu düşünürse ne olacak. O zaman var ya yandı gülüm keten helva.</p_n_s_d_k_m_s_z.

Hani geçenlerde benim cep telefonunun şarj aleti bozuldu yine. Üç ay oldu alalı. Kaliteli bir markaydı sözde. Yazılımda da aynı sorunlar var aslında. Yani o “prompt” ne kadar iyi olursa olsun o yapay zekanın kullandığı modellerdeki bug’lar, o verilerin eğitildiği hatalar. Bunlar ne olacak? Onları kim temizleyecek? O pisliği kim toplayacak??? Biz mi yine? Büyük ihtimalle biz ya…

Gelecek garip bir yer. Çok garip. Neyse ya.

A surreal depiction of a vast, digital landscape where traditional computer circuit boards are slowly being overgrown by glowing, ethereal neural networks. In the foreground, a single, rusty, manual typewriter sits abandoned, its keys covered in dust, next to a sleek, minimalist glowing orb.

Hani bu işin sonu nereye varacak ben de bilmiyorum ki. Hani her şey kolaylaşacak diyoruz ama bir yandan da karmaşıklaşıyor. Daha soyutlaşıyor. Sanki hani gerçekle bağlantımız kopuyor gibi. O kadar da değil ya. Belki de ben fazla dramatik bakıyorum olaya.

Aslında tam tersi de olabilir. Bu sayede biz daha büyük sorunlara odaklanabiliriz. Daha insani problemlere. Yapay zeka o basit kodlama işlerini hallederken bizler de gezegenin kurtarılmasına falan uğraşırız. Yok ya ne alakası var şimdi. Herhalde öyle bir şey olmaz. Daha çok şey olur, hani, daha fazla sosyal medya uygulaması falan yaz

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x