Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron
  • Anasayfa
  • Teknoloji
  • Kutu Açıldı, Garanti Kapandı: Cihaz Kimin? ÖZET: Bir cihaz satın aldığımızda, onun bize ait olduğunu sanırız. Ancak kapalı devre tasarımlar, yazılımsal engel…

Kutu Açıldı, Garanti Kapandı: Cihaz Kimin? ÖZET: Bir cihaz satın aldığımızda, onun bize ait olduğunu sanırız. Ancak kapalı devre tasarımlar, yazılımsal engel…

28 Mart 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 19

Kutu Açıldı, Garanti Kapandı: Cihaz Kimin?

Şimdi durup bir düşünün bakalım, geçen ay o parayı döküp aldığınız havalı akıllı telefon varya—hani o kutusunu sabırsızlıkla açtığınız, ilk şarjını yaparken elinizde tuttuğunuz o mis gibi cihaz—tam olarak kimin? Sizin mi? Haha. Güldürmeyin beni allah aşkına. Cidden mi ya? Sanki ömür boyu sahip olacakmışız gibi… Yahu, daha ilk günden, o minik, jilet gibi kutuyu açar açmaz, aslında bir tür kölelik sözleşmesi imzaladığımızı kimse söylemiyor bize. Yok, fatura senin üzerine, e-devlette görünen IMEI numarası senin adına kayıtlı, yani aslında senin diye düşünüyorsun di mi? Öyle olmuyor işte.

Bilmiyorum artık. Hani geçenlerde benim kızın bilgisayarında bir sorun çıktı şey, ne bileyim, ekran kartı saçmaladı durdu. Aldığımız yer, “efendim açmayacaksınız, garanti dışı kalır” dedi. İyi de ben onu aldım, benim o, içini açıp hava basamayacak mıyım ya da ne bileyim bir macun falan tazeleyemeyecek miyim? Hani, bilgisayar dedin mi benim için şeydir bu, hani böyle LEGO gibi, tak çıkar biraz kurcala… Ama şimdi öyle değil, “kırmızı kurdeleyi kopardınız, geçmiş olsun” gibi bir durum. Resmen şey, buzdolabına benzetiyorum ben bu durumu yani, hani kapısını açtın mı bozuluyor sanki gibi. Aman neyse.

Daha kötüleri var ya da vazgeçtim, öyle değil aslında, daha sinir bozucu diyeyim. Benim bir arkadaş var Emre, geçen bir akıllı saat almıştı. Hani bu nabız ölçen, adımsayar falan filan. Baya da iyi para vermişti şeye, onun en son çıkan modeline. Bir kaç ay sonra saatin yazılımında bir tuhaflık oldu, şarjı durup dururken bitiyor, bildirimler gelmiyor, böyle bildiğin çıldırdı alet. Garantiye yolladı, neyse… Üç hafta sonra geri geldi saat. Çalışıyor gibi ama bir anda bir baktı, bazı eski özellikleri gitmiş. Meğer güncelleme yapmışlar, eski saatlerdeki bazı özellikleri “cihaz performansı” adına falan kısmışlar. E ben bunu böyle aldım? Niye kısılıyor yani? Ben bu saati o özellikleriyle aldım, şimdi ne, yani yarım saat mi oldu bu? Hani çaldım mı ben bunu??

A close-up shot of a modern smartphone with a slightly cracked screen, reflecting a tiny, frustrated human eye looking back at it. The background is a blurry, sterile workbench with tiny tools.

Bu öyle bir noktaya geldi ki, artık eskisi gibi değil hiçbir şey, anlıyor musun? eskiden bir şey alırdık, o bizim olurdu. Saatimi tamirciye verirdim, tamir ederdi. Arabamı tamirciye verirdim, o da tamir ederdi. Şimdi telefonumu alsam, içini açsam garanti bitti. Yazılımı kurcalasam garanti bitti. Root yapsam hop, cihaz brick oldu. Neyse ki root yapma olayları eskisi gibi popüler değil, millet tırsıyor zaten haklı olarak, bir anda elinde kalan, böyle bir kilo plastik ve metal yığınıyla kalakalıyorsun çünkü.

Mesela şimdi, bu yazılım güncellemeleri meselesi varya. Hani bu firmalar sürekli “cihazınızı güncelleyin, daha güvenli, daha hızlı” falan filan diye başımızın etini yiyorlar ya. Aslında, o güncellemelerin çoğu, senin o ilk gün bayılarak aldığın cihazın performansını, yavaş yavaş, çaktırmadan, belli belirsiz nasıl kıstıklarının bir göstergesi olabilir mi? Ya da ne bileyim, hani eski cihazların ömrünü kısaltıp seni yeni bir cihaz almaya teşvik etmek için yapılan kurnaz bir oyun mu bu? Yok ya, ne alakası var şimdi, onlar bizi düşünüyorlardır herhalde… Değil mi? Bilmiyorum. Cidden bilmiyorum artık.

Benim en sinir olduğum noktalardan biri de şu, hani bazen bir cihaz alırsın, bir uygulama indirirsin. Sonra o uygulama senin bütün bilgilerini toplar. Ne alaka şimdi!!? Hani bir el feneri uygulaması var, neden benim konumuma, rehberime, galeriye erişmesi gerekiyor? Tamam, anladım bazı şeyler için gerekli olabilir ama el feneri için mi yahu? Sonra bir bakmışsın, senin tüm özelin, hani o evinin anahtarı gibi şeylerin, bir yerlerde birilerinin elinde. Ve sen “evet” butonuna bastığın anda, aslında o cihazın sadece bir parçası, bir sensörü oluyorsun sanki. Çok saçma değil mi?

Hani bu e-kitap okuyucular var ya, onlar da öyle. Alıyorsun, oh mis gibi kitaplarını okuyorsun. Ama bir gün, firma diyor ki, “bu model artık desteklenmiyor”. Ee? Benim cihazım çalışıyor ama sen desteklemiyorsun. Yani, hani ben şimdi bir kitap almak istesem, sen izin vermesen ne olacak? Çöpe mi atacağım o aleti? Ya da daha kötüsü, hani o satın aldığın e-kitaplar, bir anda erişilemez hale gelse… Düşünsene, onca para verdiğin kütüphanen, bir tuşla buharlaşsa. Gerçekten mi??? Bu, hani eskiden kütüphanem yanarsa gibi bir şeydi, şimdi ise firmanın sunucuları kapanırsa gibi bir şey. Soğumuş çay tadındaki gerçekler, işte bunlar.

A dishevelled, slightly stressed man (Memduh Biçer) is sitting at a desk overflowing with various gadgets, cables, and half-eaten snacks. He is looking intently at a tablet, but his expression suggests deep thought and slight annoyance.

Geçen markette sıra beklerken aklıma geldi, hani bu buzdolapları, çamaşır makineleri falan da şimdi akıllılaştı ya, internete bağlanıyorlar. Peki ya bir gün buzdolabının yazılımı bozulursa? Hani yemekler çürürken sen bir güncelleme beklemek zorunda kalırsan? Ya da çamaşır makinen, hani bir yazılım hatası yüzünden çamaşırları durmadan yıkamaya devam ederse, su faturasını düşünsene. Komik değil mi? Aslında hiç de değil. Hani buzdolabı bile benim değil sanki, artık bir sunucuyla konuşuyor, bir şeyler yapıyor. Belki buzdolabı benden izinsiz gidip süt sipariş ediyordur, kim bilir. Ne saçmalıyorum ya, ama işte bunlar oluyor. Tamamen kontrol edemediğimiz şeyler. Biz sadece şey, hani o düğmeye basan insanlarız gibi bir durum.

Ya da şöyle düşünün, arabalar. Otonom sürüş, elektrikli araçlar falan filan. Güzel. Ama hani şimdi arabanın yazılımında bir sorun çıksa, sen onu götürüyorsun servise, onlar da “aa yazılımı güncelleyelim” diyorlar, sonra arabada bazı özellikler değişiyor, performans ayarlarıyla oynanıyor. Senin haberin bile yok. Hani o araba senin diye biliyorsun ama aslında o yazılımın, hani o kod parçacıklarının kölesi. Bir yerden sonra, hani o direksiyon bile sana ait değilmiş gibi hissettiriyor.

Anlıyorsunuzdur umarım ne demek istediğimi. Bir şeyi satın almak, artık ona sahip olmak anlamına gelmiyor. Bu, hani böyle bir abonelik gibi, bir kira kontratı gibi bir şey. Cihazın fiziksel kabuğuna sahipsin ama ruhu, hani o içindeki her şey, başkasının kontrolünde. Sanki böyle, hani bir ev almışsın ama içindeki bütün prizleri, muslukları başkası istediği zaman açıp kapatabiliyormuş gibi. Çok sinir bozucu değil mi? Özellikle de benim gibi her şeyi kurcalamayı seven biri için…

Yani ne bileyim, bir yandan müthiş bir teknolojik gelişme bu, kabul ediyorum. Kolaylıklar var, hani hayatımızı kolaylaştıran bir sürü şey var. Ama diğer yandan, hani bu kontrolün elimizden kayıp gitmesi durumu… Garip. Korkutucu bile denebilir belki de. Gerçekten de, o kutuyu açtığın anda, garanti falan hikaye, o cihaz aslında asla tam olarak senin olmuyor. Olmuyor arkadaşım. Nokta. Hadi diyelim oldu, yarın bir gün bir güncelleme, bir firma kararı, bir sunucu kapanışı, her şey bitebilir. Kimin umurunda? Kimsenin.

A wide shot of a futuristic data center with rows of glowing servers, but with a single, small, old-fashioned padlock hanging incongruously on one of the server racks, symbolizing an ironic lack of control.

Belki de bu durumun bir çözümü yoktur, ya da vardır da biz bilmiyoruzdur. Belki de bu, yeni normalimizdir. Hani bu cihazlar bizim için var ama biz de onlar için varız sanki, böyle bir simbiyotik ama tek taraflı bir ilişki. Bir yazılımcı olarak bu durum beni şey yapıyor, hani hem hayran bırakıyor bu mühendislik harikalarına, hem de içten içe kemiriyor. Bu cihaz, kimin yahu? Kutu açıldı, garanti kapandı, ya sonra?

Gidip bir çay koyayım en iyisi, boğazım kurudu bu kadar konuşmaktan.

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x