Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron

Küresel Tekdüzelik: Dünya Yalnızca Ürünleri Değil, Kimliğini de Mi Kaybediyor?

06 Mart 2026 • 08:00 Sefa Mağat 2

Oturup düşünüyorum bazen hani, şu sabah kahvesinin buharına karışan tatsız bir gerçek gibi; dünya nereye gidiyor arkadaş?? Sanki birileri gizlice tüm mutfakları boşaltmış da, herkes aynı mikrodalga hazır yemeği ısıtıp yiyormuş gibi bir durum yok mu etrafta? Küresel tekdüzelik diyorlar, ne acı bir şey bu ya, hani o bizim mahalledeki köşeci amcanın ekmek kokusu, o köydeki teyzenin mantı tarifindeki gizli lezzet varya, heh işte onlar yok oluyor yavaş yavaş sanki…

Kimliksiz Kalabalıklar Yaratmak

Düşünsene ya, İstanbul’a gidiyorsun, New York’a gidiyorsun, Tokyo’ya gidiyorsun, artık her yerde aynı zincir kahve dükkanı, aynı hamburgerci, aynı giyim mağazası! Resmen ruhsuz bir alışveriş merkezine dönüşmüş koskoca şehirler, hepsi birbirinin kopyası olmuş. Hani hani nerede o farklılıklar, o şaşırtan küçük detaylar, o “vay be ne güzel yer” dedirten özgünlükler. Yok! Geçen gün bir arkadaşla konuşuyorduk tam da bunu, hatta şey dedi “Sefa, artık seyahat etmenin bir anlamı kaldı mı ki?” Ne bileyim ben de öyle düşündüm biraz içten içe yani, evden çıkıp başka bir evde uyanmak gibi, sadece duvar renkleri farklı o kadar.

Bu markaların peşinden koşmak, hep aynı şeyleri istemek, tüketmek… Sanki beynimize bir çip takmışlar da hepimiz aynı sinyali alıyormuşuz gibi. Bir ara bir reklam vardı şey diyordu “Düşünme, hisset.” Yahu hissetmek de mi artık tek tip olacak yani? Benim hissimle Amerikalı bir gencin hissi aynı olmak zorunda mı şimdi? Yok ya, ne alaka şimdi, saçmalık bence bu.

A distorted, blurry image of a typical modern city street, but with all brand logos replaced by a generic, identical placeholder symbol, conveying a sense of sameness and loss of identity.

Düşünmeyi Kirleten Fısıltılar

Medya desen, o da ayrı bir dert zaten. Haberler, diziler, filmler… Hep aynı mesaj, hep aynı başarı hikayesi, hep aynı hayat felsefesi. Sanki herkesin bir örnek düşünmesi, bir örnek sevmesi, bir örnek yaşaması gerekiyormuş gibi bir dayatma var. Eleştirel düşünce dediğin şey, o da ne ki? Marketten hazır düşünce paketi alıp içini açıyorsun, pıt, hop düşüncen hazır! Tartışmak, sorgulamak, farklı bir bakış açısı sunmak? Aman canım kim uğraşacak şimdi bunlarla, yorulur insan, ne gerek var, kafanı yormadan yaşamak varken…

Bu “küresel köy” lafı da komik geliyor bana, köy dediğin samimi olur, herkes birbirini tanır, farklılıklarıyla kabul eder. Ama bu, köy değil, olsa olsa bir distopik deney alanı, herkesin aynı denek faresi olduğu bir laboratuvar gibi bir şey. Benim dedemin köyünde herkesin ayrı bir kişiliği vardı, topal Mehmet amca bile kendi başına bir markaydı ya, şimdiki tekdüzeliğin neresinde o özgünlük, neresinde o kendine haslık.

Geçenlerde bir belgesel izledim, hani o kadar saçma ki, bütün dünyadaki okullarda aynı kitaplar okunuyor, aynı müfredat işleniyor, aynı testler yapılıyor. Ya tamam evrensel bilgi önemli de, benim çocuğumla Almanya’daki çocuğun aynı şeyi ezberlemesi mi önemli yani, yoksa kendi kültürünü, kendi tarihini, kendi kimliğini öğrenmesi mi? Bilmiyorum.

Ruhsuz Tüketim Pazarları ve Sahte Bağlantılar

İşin en acı kısmı ne biliyor musunuz? Bu sözde “ilerleme” ve “bağlantılılık” denen şeyin gerçek maliyeti. Ne ilerlemesi yahu? Birbirimizden uzaklaşmak mı ilerleme? Birbirimize benzemek mi bağlantı? Hayır, bu olsa olsa ruhsuz tüketim pazarları yaratmak, insanları sadece birer tüketici birimine indirgemek. Hani o her yerde çıkan siyah cuma indirimleri varya, o günlerde resmen insanlar çıldırıyor, ihtiyaç duymadığı şeyleri bile alıyor sırf ucuz diye, sonra eve gidince “ulan ne aldım ben şimdi” diye düşünüyor mu acaba, düşünmüyor bence, neyse…

Bizim çocukken oynadığımız oyunlar vardı, körebe falan, ip atlama. Şimdi çocuklar hep aynı oyunları oynuyor, aynı online platformlarda, hep aynı karakterler, aynı maceralar. Hani o yaratıcılık, o spontane gelişen oyunlar, o mahalledeki arkadaşla uydurduğun saçma sapan kurallar nerede? Yok oldu gitti.

Bu durum beni bazen çileden çıkarıyor. Hani olur ya, trafikte takılırsın, beş dakika sonra sinirlenirsin, işte bu tekdüzelik de öyle bir şey, içten içe seni kemiriyor, boğuyor, sanki boğazında bir yumru gibi takılıp kalıyor.

A close-up, slightly out-of-focus photo of a person's hand holding a smartphone, reflecting identical app icons and generic social media feeds, suggesting a manufactured connection rather than genuine human interaction.

Kimin Umurunda?

Aslında bu durum kimin umurunda ki zaten? Çoğu insan farkında bile değil bence. Ya da farkında ama işine geliyor. Kolay olanı seçiyor. Düşünmekten, araştırmaktan, farklı olmaktan daha kolay değil mi aynı şablona uymak? Tabii ki öyle. Otur evinde aynı diziyi izle, aynı yemeği sipariş et, aynı markadan kıyafet giy, aynı yerlerde tatil yap. E ne var bunda? Huzurlu bir hayat işte. Ben de böyle düşünsem mi acaba, belki daha mutlu olurum?? Ama neyse… Ben yapamam sanırım böyle.

Bu “global vatandaş” olma söylemleri de boş geliyor bana. Global vatandaş olmak, kendi kimliğinden, köklerinden vazgeçmek mi demek? Bence hayır. Bence global vatandaş olmak, kendi köklerine sıkı sıkıya tutunup, farklı kültürlere saygı duymak, onları anlamaya çalışmak demektir. Yoksa sadece küresel tüketim çarkının bir dişlisi olmak demek değildir ki.

Dün televizyonda bir haber vardı, bilmem hangi ünlü şarkıcı yeni bir albüm çıkarmış. Bütün şarkılar birbirinin aynısı, ritimler aynı, sözler aynı. Sanki bir algoritma yazmış da şarkı üretiyormuş gibi. Sanatta bile tekdüzelik… İçim sıkılıyor vallahi.

Belki de yanılıyorumdur ha, kim bilir? Belki de bu “ilerleme” dediğimiz şey gerçekten bu yönde olması gerekiyordur. Belki de insanların tek tip olması, daha az çatışma, daha çok barış getirir? Ama ne barışı ya, bu barış mı olur? Tekdüzelik barış değil, sessizliktir, ruhsuzluktur, ölüm sessizliğidir bence.

Neyse ya, canımı sıkmayayım daha fazla.

A close-up shot of a steaming, slightly chipped teacup on a worn wooden table, with reflections of abstract, blurred shapes in the liquid, evoking a sense of introspection and quiet contemplation after a rant.

Gidip bir çay koyayım en iyisi, demli bir demli çay.

E-Posta
Sefa Mağat
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x