Küresel Doğurganlık Çöküşü: Dünya, Geleceği Yaşlanarak mı Tüketiyor?

Yaşlanıyoruz. Hem de ne yaşlanmak! Sanki birileri gizli bir düğmeye basmış da, dünya denen koca gezegenin ömrünü falan mı kısaltıyor yani ne bu acele anlamıyorum ki… hani hep bir nüfus patlaması tehdidi vardı ya ilkokulda falan öğretirlerdi, birden ne oldu bu işe ne ara geldik biz bu noktaya şimdi. Baksana etrafa, kim doğuruyor çocuk? Ya da şöyle diyeyim, kim isteyerek, severek, bilerek doğuruyor bu devirde??? Geçen kahvede oturmuşum kendi kendime söylenirken yaşlı bir teyze baktı bana hafifçe güldü, “Oğlum,” dedi “dünya bu, bir gün batar bir gün doğar, boşver sen” Ne boşvereyim teyzecim, torun torba olmayacaksa ne anlamı kaldı yaşamanın neye kime bırakacağız bu kavgayı gürültüyü bu telaşı bu koşturmacayı?
Aslında mesele basit gibi görünüyor, değil mi? İnsanlar çocuk yapmıyor. Ya da az yapıyor. Ya da geç yapıyor. Bir de bu var, geç yapmak! Sanki çocuk dediğin, rafa kaldırılıp sonra alınan bir şeymiş gibi, kırkından sonra ‘haa dur ben bir de çocuk yapayım bari’ muhabbetleri. Bilmiyorum ya. Belki de haklılardır, herkesin kendi hayatı falan filan ama bir dakika, bu sadece bireysel bir tercih meselesi olmaktan çıktı sanki biraz. Değil mi? Yani öyle değil mi? Yoksa bana mı öyle geliyor? Geçenlerde bir yerde okudum, bir makale miydi neydi, hani o bizim her şeyi bilen ama hiçbir şeye çözüm bulamayan ekonomistler var ya hah işte onlardan biri yazmış, ‘emeklilik sistemleri çökecek’ diye bas bas bağırıyor. E ne bekliyorduk ki Allah aşkına? Genç nüfus olmadan, o koca koca binaları kim inşa edecek o fabrikalarda kim çalışacak da bizim emekli maaşımızı ödeyecek? Cevap basit, kimse.
Bu işin bir de o şey boyutu var, hani ‘kadınlar kariyer peşinde koşuyor o yüzden doğurmuyorlar’ diyenler. Yahu sanki kadınlar doğurmak için yaşıyor gibi bir algı. Tamam, biyolojik olarak evet, ama sadece bu mu yani? Hadi canım. Kadınlar da insan, onlar da bir şeyler başarmak, hayatta bir iz bırakmak istiyorlar, sadece “anne” olmak istemeyebilirler bu onların en doğal hakkı. Ha bir de bu ‘çocuk yapın yoksa soyumuz kurur’ kafasına bayılıyorum, yani devlet zoruyla, sosyal baskıyla çocuk mu yapılır allah aşkına? Yapılsa bile ne kadar sağlıklı olur o ruh haliyle büyüyen çocuklar, düşündünüz mü hiç? Ben düşündüm, pek parlak bir tablo çizilmiyor zihnimde yani. Daha doğrusu çiziliyor da sonra silmeye çalışıyorum çünkü saçma sapan şeyler geliyor aklıma, neyse.
Geçen hafta markette sıra beklerken aklıma geldi, hani bu “küresel doğurganlık çöküşü” muhabbetleri. Önümde genç bir çift vardı, birbirlerine bakıp gülümsüyorlardı. Sonra adamın elindeki alışveriş sepetine baktım, iki tane de dondurulmuş pizza, bir koli süt, iki kutu hazır çorba. Yani böyle çocuklu bir ailenin sepeti gibi değildi. Sonra düşündüm, acaba bunlar da mı çocuk istemiyorlar, yoksa durumları mı elvermiyor? Hangisi daha acı olurdu diye kendi kendime kurdum kafamda. Muhtemelen ikisi de. Kim bilir hangi kredinin borcunu ödemeye çalışıyorlardı ya da geleceğe dair ne kadar umutsuzlardı ki o sorumluluğu almak istemiyorlardı. Bilemiyorum. Belki de haklılardır. Hani derler ya, “çocuğun olacaksa adam gibi bak, düzgün yetiştir” diye, haklılar. Bu enflasyonda bez mi alınır mama mı alınır kira mı ödenir üniversite parası mı biriktirilir, bir insan kaç tane şeyi aynı anda düşünebilir ki? Düşünürsen boğulursun vallahi.

Ya bir de şöyle bir durum var. Bu yaşlı nüfus artışı diyorlar ya, eee iyi hoş da, yaşlı nüfus ne yapıyor? Torun seviyor, parkta oturuyor, emeklilik hayatını yaşıyor. Ama ya hiç torunu yoksa? Ya da emekliliğini geçirecek parası yoksa? Bak işte o zaman asıl kaos başlıyor. Hükümetler bunu çözmek için göçmen alıyor, dışarıdan genç iş gücü getiriyor falan ama o da ayrı bir dert. Kendi kültürüyle, kendi yaşam tarzıyla gelen insanlar eski düzenle çatışıyor, entegrasyon sorunları çıkıyor, oh mis! Çözmek isterken daha beter karmaşık hale geliyor her şey. Yani hani soğumuş çay tadındaki gerçekler derler ya, işte tam da öyle, acı ama yapacak bir şey yok gibi duruyor. Bir yandan da aslında var da, kimse o zorlu yola girmek istemiyor gibi. Ya da istemiyorlar evet. Yoksa neden bu kadar yavaş ilerlesin her şey?
Bu arada, Japonya falan diyorlar, en yaşlı ülke onlar bilmem ne. E tamam da, Japonya’nın kendine göre bir kültürü, bir yaşam biçimi var. Bizim gibi mi yani? Onların sorunları belki de bizimkinden farklıdır. Ya da vazgeçtim, öyle değil. Her yerde aynı sanki, Batı’dan Doğu’ya. Herkes aynı dertten muzdarip. Çocuk yapacak ne motivasyon kaldı insanlarda ne de gücü. Yahu eskiden böyle miydi? Bizim babaanneler yedi sekiz çocuk yapmış, hem de yoklukta, sefalette, savaş görmüş insanlar. Şimdi küçücük bir ekonomik sarsıntı, bir salgın hastalık, bir savaş tehdidi… Hoop, herkes evine kapanıyor, ‘çocuk mu yapacağım bu dünyada’ diye dövünüyor. Haklı da olabilirler mi… Belki. İkilemde kalıyorum işte hep böyle, hem anlıyorum hem de anlayamıyorum aynı anda. Tuhaf bir durum.

Sahi, bu işin bir de o teknoloji tarafı var. Hani diyelim ki kimse çocuk yapmadı, ne olacak? Robotlar mı çalışacak bizim yerimize? Yapay zekalar mı çözecek emeklilik sorununu? Şey, bilemiyorum. Robotlar çocuk büyütür mü mesela? Ya da robotlar aşık olur mu, evlenir mi, miras bırakır mı? Komik duruma düşüyoruz sanki böyle konuşunca ama aslında çok da komik değil, korkutucu. Hani o Matrix filmlerindeki gibi bir şeye mi evriliyoruz acaba? Ya da Blade Runner’daki o distopik geleceğe? Aman tanrım düşününce bile içim bir tuhaf oluyor. Neyse.
Bir de bu doğurganlık oranları düşerken, bir yandan da insanlar daha iyi eğitimli, daha bilinçli hale geldi. Eskiden ‘ne olursa olsun çocuk yapalım’ diye bir düşünce vardı ya, şimdi ‘acaba ben bu çocuğa ne verebilirim, ne kadar iyi bir gelecek sunabilirim’ diye düşünülüyor. E bu da doğal değil mi aslında? Herkes çocuğunun en iyiye sahip olmasını ister. Ama bu ‘en iyi’ tanımı öyle bir büyüdü ki, artık ulaşılmaz bir noktaya geldi. Eskiden bir ev bir araba falan yeterdi, şimdi özel okullar, yurtdışı eğitimleri, marka kıyafetler, özel dersler… Yani beklenti çıtası arşa çıktı, e haliyle insanlar da ‘ben bu yükün altından kalkamam’ diyor. Haklılar be. Kimse süper kahraman değil.

Yani ne bileyim, bu işin sonu nereye varacak merak ediyorum. Bir gün bakmışız herkes yaşlı, sokaklar boş, kimse kahve içmeye bile gelmiyor çünkü herkes evinde pinekliyor. Aman, kimin umurunda. Benim için fark etmez valla, ben yaşımı almışım zaten. Önemli olan bu işe bir çare bulmak ama kimsenin de pek umrunda değil gibi görünüyor. Yoksa neden bu kadar yavaş ilerlesin her şey? Sadece laf salatası, toplantılar, raporlar, sonra yine aynı tas aynı hamam. Ya da bilmiyorum, belki de insanlar haklıdır, bırakalım batsın dünya ne olacaksa olsun. En azından kimse doğmamış çocuğunun geleceği için endişelenmez. Belki de bu da bir çözüm. Kim bilir. Hadi ya, gidip bir çay koyayım en iyisi soğudu her yer soğuk havalarda çay iyi gider.












