Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron
  • Anasayfa
  • Teknoloji
  • Kolaylığın Bedeli: Tek Tuşla Yitirilen Yetkinlik ÖZET: Modern arayüzler ve “kolaylık” vaadi, bizi cihazlarımızın efendisi olmaktan çıkarıp, tek tuşla yönetil…

Kolaylığın Bedeli: Tek Tuşla Yitirilen Yetkinlik ÖZET: Modern arayüzler ve “kolaylık” vaadi, bizi cihazlarımızın efendisi olmaktan çıkarıp, tek tuşla yönetil…

06 Mart 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 1

Oturmuşum yine kahvemi yudumluyorum, soğuk gerçi, kim bilir kaç saattir duruyor öyle önümde, bu teknoloji mevzuları insanı bazen alıp götürüyor ya başka diyarlara… Neyse.

Kolaylığın Bedeli: Tek Tuşla Yitirilen Yetkinlik

Hani böyle, “tek tuşla hallet” dedikleri, o ‘kolaylık’ denilen, aslında bizi neye dönüştürdü biliyor musunuz? Ya da bilmiyorum, belki de umursamıyoruz, kim bilir? Geçen gün bilgisayarda bir şey yapmaya çalışıyorum, basit bir dosya sıkıştırma olayı, hah şöyle düşünün, hani eskiden komut satırından ‘tar -czvf’ yazıp dünyayı kurtarırdın ya, şimdi ne? Tıkla, sürükle, bırak, bitti gitti.

İyi güzel de, o arada ne oldu, hangi parametreler çalıştı, hangi kütüphane çağrıldı, ne bileyim yani, alt planda ne döndü hiç umurumuzda mı? Değil.

Biri sana bir sistem kurar, der ki “Bak, şuradan tıkla, bu iş çözülür.” Sen de tıklar çözersin. Peki sonra? O tıkladığın şey bozulsa, birazcık dışına çıksan, hani o çok basit görünen akıştan minicik bir sapma olsa, donar kalırız. Bildiğin aptal kutusu gibi bakarız ekrana. Çünkü o “kolaylık” denen şey, elimizden o işin nasıl yapıldığına dair en ufak bir merakı, en ufak bir yetkinliği alıp götürdü.

Geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyoruz, şey, banka uygulamasında bir sorun yaşamış, bak mesela havale yapacak ama bir türlü adını bulamıyor rehberde, yokmuş. Normalde ne yaparsın, dersin ki “uygulamayı silip yükleyeyim, ya da ne bileyim, bir ayarları kontrol edeyim”. Yok. Çocuk direkt “bankayı aradım, onlar uzaktan düzeltti” diyor. Uzaktan düzeltti ne ya? Banka mı senin telefonun efendisi oldu şimdi, bu nasıl bir teslimiyet?

Ne kadar korkunç bir manzara aslında.

A person's hand with a single finger hovering over a large, glowing "EASY BUTTON" on a sleek, futuristic control panel. The person's face is dimly lit, looking both bewildered and reliant, while in the background, complex machinery whirs out of focus, suggesting intricate processes hidden from view.

Aslında tam tersi olması gerekirken, yani teknoloji bizi güçlendirmesi, daha yetkin kılması gerekirken, bir baktık, cihazlar bizi yönetiyor. Tek tuşla başlayıp, tek tuşla biten bir döngünün içine sıkışıp kalmışız. Oysa yazılım dediğin, bilgisayar dediğin bir araç, bir uzantı olmalıydı. Sen istediğin şeyi ona söylemeliydin. O senin için yapmalıydı.

Şimdi o bile yok. Şimdi ne var biliyor musunuz? Birileri senin için en ideal (!) akışı tasarlıyor, sonra da seni o akışın içinde bir piyon gibi oynatıyor. Bir yerden şaştın mı, oyun bozuluyor, sen de çaresizce kalıyorsun.

Hani bu arabalardaki otomatik vites muhabbeti var ya, ben manuelciyimdir hep. Tamam, şehir içi trafikte otomatik rahat, kabul. Ama o arabayı hissetmek, devri ayarlamak, gerektiğinde vites küçültüp atılmak, o kontrol hissi var ya, işte o bambaşka bir şey. Şimdi herkes elektrikli araba, tek pedal sürüş falan… Çok güzel, çok konforlu. Ama o arabanın karakterini nerede anladın sen? Motoru nasıl tepki veriyor, şanzıman nerede devreye giriyor, hangi devirde en verimli, hepsi mi sıfırlandı şimdi?

Boşluk. Kocaman bir boşluk. Bildiğimiz her şey, öğrenmek için harcadığımız o didinme, o çaba, hani o kas hafızası var ya, hepsi yavaş yavaş eriyor.

Bunun adı “kolaylık” değil, bunun adı “kölelik”. Pardon, abarttım mı? Belki de. Ama hissettiğim bu. Çünkü senin bir şeyi yapabilmen için bir başkasına bağımlı hale gelmen, hatta o bir başkasının kim olduğunu bile bilmeden, sadece ‘sistem’ dediğin o devasa, görünmez ağa körü körüne güvenmen, bu ne bileyim, bana hiç de hoş gelmiyor.

Bir keresinde eski bir telefonumu kurcalıyorum, hani o tuşlu Nokia zamanlarından bahsediyorum, böyle bir ayarlarına girmişim, her şeyimi kendim kurmuşum, zil sesinden mesaj tonuna, hatta arayüzün temasına kadar. Sanki o telefonun sahibi bendim, evet! Şimdi? iPhone’u eline al, en fazla duvar kağıdını değiştirirsin, bir de widget falan ekle, o kadar. Gerisi? Kilitli. Apple efendimiz ne derse o.

Ya da Android’de biraz daha serbestsin sözde, ama o da aslında bir Google evreni içinde dönüp duruyor. Ne fark etti? Sadece zincirin halkaları biraz daha farklı.

Geçen bir gençle konuştum, böyle yeni mezun, parlak zihinlerden hani, dedik ki “Bir Linux kursuna git, öğren biraz komut satırı falan.” Çocuk bana baktı böyle, “Ama neden ki? Her şeyin grafik arayüzü var zaten” dedi. Neden mi? Nedenini mi soruyorsun? Çünkü o grafik arayüz çöktüğünde, senin hiçbir şey yapamayacak olman, neden!?. Ya da o grafik arayüzün arkasında ne döndüğünü bilmeden, kendini tamamen ona teslim etmen, neden!

Haklılar belki, belki de ben fazla eskiyim. Belki de bu yeni nesil böyle şeylerle uğraşmak istemiyor. Bilmiyorum.

Ama ben hala o makinenin ruhunu anlamaya çalışmanın, onunla bir nevi iletişim kurmanın, her şeyden önce onun neyi nasıl yaptığını bilmenin, gerçek gücün orada olduğuna inanıyorum. O tek tuşun arkasındaki o karmaşık algoritmayı anlamaya çalışmak, işte o, yetkinlik. Onun yerine sadece tıkla geç dediğinde, yetkinliği değil, kendini bir nevi otomatize ediyorsun.

A vintage computer terminal from the 1980s, displaying green text on a black screen. A hand is poised over the keyboard, ready to type complex commands, symbolizing direct interaction and control over technology, in stark contrast to modern abstract interfaces.

Bir de şu var tabii, hani bu ‘yapay zeka’ muhabbeti, o bambaşka bir seviye aslında. Tamam, o da bir ‘kolaylık’ vaadiyle geliyor. “Sen düşünme, o senin yerine halletsin”. Eee, sonra? Biz ne yapacağız? Düşünme becerimizi de mi ona devredeceğiz? Analitik yeteneğimizi, problem çözme kaslarımızı da mı paslandıracağız? Sanki bir yerden sonra, bu kadar kolaylık, bizi varoluşsal bir tembelliğe itecekmiş gibi geliyor bana, tuhaf bir durum.

Her şeye tek tuşla ulaşmak, her şeyi tek tıkla halletmek, kulağa ne kadar hoş gelse de, aslında ince bir iplikle bağlı bir illüzyon. O iplik koptuğunda, ki kopar, her şey tepetaklak olur. Ve sen o anda, o ipliği tamir etmeyi bırak, nasıl bir iplik olduğunu bile bilmediğin için, ne yapacağını bilemezsin.

Bu, sadece teknolojik aletler için de geçerli değil, bak mesela, yemek yapma uygulamaları. Tarif veriyor, adım adım anlatıyor. Güzel. Ama hani o annenin, büyükannenin göz kararı yaptığı, tadına bakıp “biraz daha tuz ister” dediği an var ya, o tecrübe nerede? O sezgi? O da gitti. Şimdi her şey gramla, dakikayla. Sanat gitti, bilim kaldı sadece. Ya da ne bileyim, onun gibi bir şey.

Bir şeyleri kendin yapabilme yeteneğin, sadece pratik bir beceri değil, aynı zamanda özgüven meselesi. Bir sorunu kendi çabalarınla çözdüğünde hissettiğin o tatmin duygusu var ya, işte o parayla pulla alınmaz. Onu da çalıyorlar bizden, tek tuşla, sessiz sedasız.

Neyse, çok mu dertlendim? Belki. Ama işte bu “kolaylık” denen şeyin aslında nasıl bir bedel ödettiğini, o bedelin de bizim yetkinliğimiz, merakımız, problem çözme becerimiz olduğunu gördükçe, insan ister istemez kafayı yiyor. Hani sanki bir çeşit zehirli bal gibi. Tatlı, ama yedikçe içini kurutuyor. Boşaltıyor seni.

A person's hand trying to mend a tangled, broken fishing net, symbolizing the struggle to regain lost skills and understand complex systems when the "easy" solution fails. The person's face shows concentration and slight frustration.

Bir şeyleri basitleştirmek iyidir evet ama aşırı basitleştirme, aslında karmaşıklığı gizlemekten başka bir işe yaramaz. Ve gizlenen karmaşıklık, eninde sonunda seni vurur. Çünkü bilmiyorsun.

Bilmiyoruz.

Ve bilmediğimiz için…

Gidip bir çay daha koyayım en iyisi, bu sefer soğumadan içerim belki.

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x