Kendini Savunmak Suç mudur? Meşru Müdafaanın Görünmez Sınırları

Toplumda “ne yaparsan yap, kendini savunduysan ceza almazsın” şeklinde bir inanış olsa da, hukuk sistemi meşru müdafaayı çok keskin ve adil bir teraziye oturtur. Meşru müdafaa (haklı savunma), maruz kalınan haksız bir saldırıyı o anki imkanlarla defetmek amacıyla işlenen, normal şartlarda suç teşkil eden bir fiildir. Ancak bu fiilin suç sayılmaması için Türk Ceza Kanunu’nun 25. maddesinde belirtilen bazı şartların milimetrik bir uyumla gerçekleşmesi gerekir.
Bir savunmanın meşru sayılabilmesi için ilk şart, haksız ve gerçek bir saldırının varlığıdır. Henüz başlamamış veya bitmiş bir saldırıya karşı hamle yapmak meşru müdafaa değil, ya “hazırlık” ya da “intikam” olarak değerlendirilir. Örneğin, size yumruk atmaya hazırlanan birine karşı kendinizi korumanız meşru müdafaadır; ancak size vuran kişi arkanı dönüp uzaklaşırken arkasından gidip ona vurmanız artık meşru müdafaa sınırlarından çıkmıştır.
Meselenin en kritik düğüm noktası ise “orantılılık” ilkesidir. Hukuk, savunmanın saldırı ile dengeli olmasını bekler. Size sadece hakaret eden birine karşı silah kullanmak veya tokat atan birini ağır yaralamak, saldırıyı defetmekten ziyade “saldırıyı fırsat bilmek” olarak görülür. Kullanılan araç ve şiddet, saldırıyı durdurmaya yetecek kadar olmalıdır. Eğer bu denge kaçarsa, mahkemeler “meşru müdafaada sınırın aşılması” hükmünü tartışmaya başlar.
Bununla birlikte, kanun koyucu insanın korku, panik ve heyecan altındaki psikolojisini de göz ardı etmez. Eğer kişi, yaşadığı o anlık dehşet ve telaş nedeniyle sınırı aşmışsa ve bu aşma durumu maruz kaldığı saldırının şiddetinden kaynaklanıyorsa, faile ceza verilmeyebilir. Ancak buradaki “korku ve telaş” kriteri, her somut olayın şartlarına göre hakim tarafından titizlikle incelenir.
Sonuç olarak; meşru müdafaa kişiye bir “suç işleme özgürlüğü” tanımaz; sadece çaresiz kalınan o kritik anda, hukuk düzeninin kişiye kendisini koruması için verdiği geçici bir yetkidir. Unutulmamalıdır ki, meşru müdafaa bir kalkan olmalı, asla bir kılıca dönüşmemelidir. Adalet, saldırganı durdurmaya çalışan el ile hıncını alan el arasındaki farkı görebilecek kadar dikkatlidir.













