İstanbul’da Kadınların En Büyük Korkusunun Ortaya Çıkması

İPA (İstanbul Planlama Ajansı) tarafından yayımlanan İstanbul Barometresi’nin şubat sayısında, Dünya Kadınlar Günü çerçevesinde yürütülen bir çalışmanın sonuçları paylaşıldı. Görüşülen 756 İstanbullu kadın üzerinden elde edilen veriler, günlük yaşamın çoğunlukla fiziksel güvenlik endişeleri etrafında şekillendiğini gösterdi.
Birçok katılımcı için sorunların kaynağı, kadına dönük riskler ve toplumsal baskılar olarak öne çıktı. Katılımcıların yalnızca yüzde 27’si, mevcut durumla ilgili herhangi bir sorun yaşamadıklarını ifade etti. Buna karşılık bazı konularda kayda değer endişeler ve karşılaşılan sorunlar da belirginleşti. En çok korkulan olaylar arasında cinayet veya cinayete uğrama riski %15,1 ile ilk sırada geldi. Bunu %11,2 ile sosyal baskılar, %10,8 ile iş bulma güçlüğü, %10,4 ile şiddet görme ya da şiddet korkusu ve %8,5 ile sözlü ya da fiziksel taciz izledi.
İş hayatında karşılaşılan eşitsizlikler Araştırma, kadınların iş yaşamında da belirgin zorluklar yaşadığını ortaya koydu. Katılımcıların %53’ü yetkinliklerinin zaman zaman veya sık sık sorgulandığını kaydetti. İş yerlerinde karşılaşılan olumsuzluklar arasında cinsiyet temelli şakalar veya yorumlar %39,7 ile en üst sıralarda yer aldı. Ayrıca cinsiyet temelli ayrımcılık %37,4, görünüş hakkında uygunsuz yorumlar %35,6 ve önemli toplantı veya projelerden dışlanma %29,5 olarak dile getirildi. Katılımcıların %27,9’u ise istenmeyen cinsel içerikli söz veya davranışlara maruz kaldıklarını ifade etti.
Hamilelik ve annelik Kariyer üzerinde engelleyici bir etki olarak görülüyor: Çalışan kadınların %61,1’i iş yerinde kendilerini değerli hissetse de sorunlar sürüyor. Kadınların %50,4’ü hamilelik ve anneliğin kariyer gelişimini engellediğini düşünürken, %33,9’u iş yükünün adil dağıtılmadığını belirtti. Ayrıca katılımcıların %38,1’i taciz ve ayrımcılığa karşı yaptırım mekanizmalarının yetersiz olduğunu veya hiç bulunmadığını ifade etti. Uzmanlar, bu sonuçların hem kamusal alanda hem de iş yaşamında güvenlik, eşitlik ve fırsatlara erişim konularında halen önemli boşluklar bulunduğunu gösterdiğini vurguluyor. Bu durum, yaşam kalitesini artırmaya dönük politika önceliklerinin yeniden ele alınması gerektiğini işaret ediyor.







