İran ve ABD-İsrail Çatışması Küresel Yıkıma Yol Açtı: Maliyet 1 Trilyon Dolar

Dr. Elif Kaya, Gazze’ye yönelik operasyonlar, İsrail’in Lübnan’daki müdahalesi ve son 40 gün içindeki İran atağının dünyayı derin kırılmalara sürüklediğini belirtiyor. Özellikle Orta Doğu’da İran merkezli gerilimin artması, küresel sonuçlar ve ekonomik etkiler açısından kayda değer bir düzeye ulaştı.
Küresel bilanço açısından Kaya, mevcut gerilimlerin 1 trilyon dolarlık bir uçuruma yaklaşan maliyeti tetiklediğini ifade ediyor. Bu tabloya göre bombardımanların ABD’ye bağlı operasyonel maliyeti günlük yaklaşık 220 milyon dolara çıkarken, İsrail’in savunma bütçesine eklenen 30,3 milyar dolarlık yük, küresel finans sisteminde kırılganlığı artıran bir etki yaratıyor. ABD’nin İsrail’e açıkladığı askeri yardımlarının yaklaşık %20,4’ünü doğrudan sübvanse etmesi bu durumu güçlendiren önemli bir unsur olarak öne çıkıyor.
İran tarafında ise stratejik enerji tesislerine yönelik hasar ve askeri kayıpların toplam mali bedeli 7 milyar dolara ulaşmış durumda. Bu yıkım, Hürmüz Boğazı’nın kapanması ile enerji akışında oluşan tıkanmanın bir sonucu olarak ortaya çıktı. Bu süreç, petrol fiyatında ek 20-30 dolarlık bir prim ve bölgedeki uçuşların büyük bir kısmının iptali gibi etkilerle küresel piyasalarda enflasyonist baskıya yol açtı.
FATURAYI TÜM DÜNYA ÖDÜYOR, Türkiye gazetesine yaptığı değerlendirmede Kaya, İsrail-ABD saldırılarının maddi yükünü tüm dünyanın paylaştığını vurguluyor. Goldman Sachs ve IMF verileriyle desteklenen bu mali tablo, sadece askeri harcamaları aşan bir maliyet yaratıyor. Enerji arz güvenliğinin sarsılması ise küresel sürdürülebilirliği tehdit eden ve tüm dünyayı etkileyen bir sonuç doğuruyor. Bu kapsamda Netanyahu’nun bölgeyi hâkimiyet altına alma arayışının, uluslararası güvenlik ve ekonomi politikaları üzerindeki etkileri dikkat çekici. Türkiye ise bu dönemde istikrar ve barış girişimlerinin merkezi olarak öne çıktı. Varılan ateşkes sürecinde Türkiye, Mısır, Katar ve Pakistan arasındaki diyalog üçgeninin kritik bir rol üstlendiğini belirtti. Ankara’nın denge politikası, krizde barış ve istikrarın korunması adına önemli bir güç gösterdi. Buna ek olarak, Türkiye’nin değişen dünya düzeninde öncü konumunu pekiştirdiği belirtiliyor. Bu süreçte İsrail’in askeri-diplomatik stratejilerinin sınırlı etkisi olduğunu gösteren bulgular da ortaya çıktı; küresel güvenlik doktrinleri ile teknolojik ve bilimsel eksenin yeniden biçimlendiği bir döneme girildi. Yeni düzen, ahlaki duruş kadar standartlar açısından da Türkiye’nin önderliğini güçlendirdi ve batı hegemonisinin krizden etkilendiğini işaret eden ifadeler öne çıktı. Gazze süreci, bu hegemonya kriziyle bağlantılı olarak yaklaşık 15–20 yıl ertelenmiş bir değişim dalgasını işaret ediyor.












