Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

İnovasyon Dogması: Her Yeni Daha İyi mi Demek?

18 Mart 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 1

İnovasyon Dogması: Her Yeni Daha İyi mi Demek?

Şimdi bakın geçenlerde yine bir teknoloji lansmanı izliyorum malum işimiz bu, hani ne bileyim sürekli bir şeyler tanıtılıyor yeni telefon yeni araba yeni uygulama yeni kahve makinesi falan. Ama ben böyle izlerken bir noktada durdum ve dedim ki “Ya dur Allah aşkına, bu ne yani ne değişti şimdi?” Hani, o kadar reklam o kadar şatafatlı sunum sonra bir bakıyorsun aslında bildiğin şey sadece üç beş milimetre incelmiş ya da rengi değişmiş ya da kamerasına yapay zeka adı altında biraz blur eklenmiş falan, anlıyor musunuz? Hayda.

İnovasyon. Çok havalı bir kelime, değil mi? Ağzından çıkan herkes bir an kendini Steve Jobs sanıyor, bir vizyoner hissediyor. Ama ya değilse? Yani, her yeni çıkan şey hakikaten bir ilerleme mi, yoksa sadece eskiyi çöpe atıp yerine yeni bir tüketim döngüsü başlatmak için uydurulmuş bir bahane mi? Vallahi bilmiyorum, bazen kafam almıyor bu durumu.

Düşünsenize, en son ne zaman “Vay be! Bu gerçekten hayatımı değiştirdi!” dediğiniz bir teknolojik ürün aldınız? Benim için son birkaç yılda böyle bir şey olmadı. Çoğu zaman “Hım, eskisi de iş görüyordu ama hadi almış bulunduk şimdi” tadında bir şeyler yaşıyoruz. iPhone’lar. Her yıl yenisi çıkıyor, değil mi? Ne bileyim işte 13’ten 14’e geçtin, ne fark etti ki? Hadi şimdi 15 falan var, çok mu değişik bir dünya? Kamerası biraz daha iyi oldu belki, pil ömrü azıcık uzadı ya da vazgeçtim o da pek değişmedi. Aslında tam tersi, sürekli şarj kablosu arıyoruz.

Hani bir de şu var, bu firmalar inovasyon diye diye bizi bir şeye ikna etmeye çalışıyorlar sanki, bir inanç sistemine, bir dogma. Sorgulamak yasak. “Yeni çıktıysa iyidir. Yeni çıktıysa almalısın. Yeni çıktıysa hayatını kolaylaştırır.” Yalan. Büyük yalan bence. Geçen hafta arkadaşla konuşuyoruz, onun eski bir telefonu var hala çatır çatır çalışıyor, o kadar hızlı değil belki ama ne bileyim hala arıyor mesajlaşıyor sosyal medyaya giriyor, neye yetmiyor yani? Şey. Tamam, belki kamera daha iyi değil ama o da fotoğraf çekiyor sonuçta. Birkaç tık daha iyi fotoğraf çekmek için binlerce lira harcamak neyin nesi? Gerçekten mi???

Sanırım sorun şu: ‘Yeni’ kelimesiyle ‘daha iyi’ kelimesini eşit tutmaya başladık. Bir mühendis olarak, bir yazılımcı olarak bakıyorum olaya, bazı şeyler hakikaten çığır açıcıydı. Mesela akıllı telefonların ilk çıktığı zamanlar. O zaman hakikaten bir devrimdi. Bilgisayarı cebine koymak, interneti her yere taşımak… Ama şimdi? Şimdi çıkan her ürün, o ilk devrimin tortuları üzerine, küçük, inkremental, çoğu zaman da gereksiz, anlamsız iyileştirmeler ekliyor. Ne bileyim yani, sanki bir tatlı yapmışlar, o kadar lezzetli ki, sonra her yıl aynısını çıkarıp üzerine farklı bir sos gezdirip “Bakın bu yeni!” diyorlar, oysa altındaki tatlı hep aynı. Ne alaka şimdi!!?

Bir de şu çevresel yıkım muhabbeti var. Hadi diyelim ki her yıl yeni bir telefon alıyoruz, eskiyi ne yapıyoruz? E-atık dağları oluşuyor. Çocukluğumda ne bileyim bir eşya alınırdı, yıllarca kullanılırdı, bozulunca tamir edilirdi. Şimdi bozulsa da bozulmasa da yenisi çıkınca hemen eskisi gözden düşüyor. Hani bir şeyi tamir etmek yerine, yenisini almak daha karlı hale geliyor hem üretici hem tüketici için. Bu da başlı başına bir saçmalık. Sadece piyasanın doymak bilmez iştahını besleyen birer dogma bu durum. Eskiyi atmak için yeni bahane… sanki evdeki eski halıları yırtmak için yeni bir süpürge almışsın gibi, saçma.

Geçen markette sıra beklerken aklıma geldi. Önümdeki teyze bozuk tartısını tamir ettirmek için uğraşıyordu, günlerce, haftalarca. Servise gitmiş gelmiş, parça bulunamamış falan. Sonunda yenisini almak zorunda kaldı. O an düşündüm, biz teknolojiyle o kadar içli dışlıyız ki, aslında bozulan şeyi tamir etme kültürünü tamamen kaybettik. Çünkü firmalar tamir etmemizi istemiyor ki, yenisini alalım istiyorlar. Neredeyse her şeyin ömrünü bilerek kısıtlıyorlar, biz mühendisler buna planned obsolescence diyoruz, planlı eskitme. Yok ya, ne alakası var şimdi, neyse konuyu dağıtmayayım.

Ha bir de yazılım tarafı var. Her gün yeni bir framework, yeni bir dil, yeni bir araç. “Bu kesinlikle projeni hızlandıracak, bu kesinlikle daha performanslı olacak!” diyorlar. Sonra iki sene sonra başka bir “çığır açan” teknoloji çıkıyor, seninkisi demode oluyor. Sürekli bir öğrenme, adapte olma zorunluluğu, oysa altındaki problem aynı. Çözüm de aslında o kadar değişmiyor çoğu zaman. Sadece paket değişiyor, sos değişiyor işte.

Mesela geçen bir inceleme yapıyordum, yeni bir akıllı saat çıkmış. Ne bileyim nabız ölçüyor, adımlarını sayıyor, uyku takibi yapıyor. Peki bir önceki model ne yapıyordu? Aynısını. Eee, o zaman fark ne? Parlaklığı biraz artmış, çerçevesi incelmiş falan. Sanki elinde evrenin sırrını çözmüş bir cihaz varmış gibi anlatıyorlar. Soğumuş çay tadındaki gerçekler ise, hiç de öyle değil. Bildiğin aynı tas aynı hamam.

A cluttered desk full of various tech gadgets, some old and some new, with tangled cables and a half-eaten sandwich, highlighting the excess and constant churn of technology.

Bu sürekli yenilik baskısı, insanı yoruyor da biraz. Sürekli “geride kalıyor muyum?” endişesi, FOMO (Fear Of Missing Out) dedikleri şey. Aslında hiçbir şeyi kaçırmıyorsun ki. Dünya dönmeye devam ediyor, seninki de gayet işini görüyor. Ama yok, birileri sürekli sana yeni bir şeylerin “olmazsa olmaz” olduğunu fısıldıyor kulağına. Bu da, bence, bir manipülasyon şekli.

Kabul etmek lazım, bazen hakikaten güzel yenilikler de oluyor. Her şeyi tamamen çöpe atamam. Bazı gelişmeler gerçekten hayatı kolaylaştırıyor, verimliliği artırıyor, ya da ne bileyim bambaşka kapılar açıyor. Yapay zeka bazı alanlarda cidden inanılmaz şeyler yapıyor, etrafımdaki geliştiriciler sürekli yeni modellerden falan bahsediyor. Ama orada bile bir sürü “hype” var, hani bir köpük. Gerçekten işe yarayanlarla, sadece PR çalışması olanları ayırmak lazım, ama bu da giderek zorlaşıyor.

A person looking bewildered at a wall of new smartphones in a brightly lit electronics store, with exaggerated expressions of confusion and mild frustration.

Peki ya bu ‘inovasyon dogması’ olmasa ne olurdu? Herkes daha az tüketir, daha uzun süre kullanır, belki daha mutlu olurdu? Bilmiyorum. Belki de haklılardır, belki de bu sürekli yenilik itici güçtür, insanlığı ileriye taşıyan budur. Ama ne bileyim, her sabah uyanıp da “Bugün hayatımı değiştirecek hangi yeni gadget çıkacak acaba?” diye düşünen ben değilim, kesinlikle değilim.

Yok, ya. Bence değil. Bir süre sonra bıkıyor insan bu aynı hikayelerin tekrar tekrar anlatılmasından, aynı yemeğin farklı isimlerle ısıtılıp önüne konmasından. İnovasyon evet, ama ne uğruna? Gerçek bir ihtiyaç için mi, yoksa sadece piyasanın şişirilmiş egosu için mi?

An abstract illustration of gears turning frantically, but with some gears not connecting or turning other gears, symbolizing inefficient or pointless innovation.

Sanırım gidip kendime bir çay koymalıyım. Eski usul demlikte, çaysız da olmuyor şimdi… Belki de çayın yeni bir versiyonu çıkar, ultra hızlı demlenen, nanoteknolojili, kahve tadında ama aslında çay olan… Aman neyse.

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x