Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron
  • Anasayfa
  • Teknoloji
  • İkiz Gerçeklik, Tek Kontrol: Sayısal Suretin Yeni Prangası ÖZET: “Dijital ikiz” kavramı, fiziksel dünyanın sanal bir kopyayla yönetilip optimize edilmesi vaa…

İkiz Gerçeklik, Tek Kontrol: Sayısal Suretin Yeni Prangası ÖZET: “Dijital ikiz” kavramı, fiziksel dünyanın sanal bir kopyayla yönetilip optimize edilmesi vaa…

11 Nisan 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 1

İkiz Gerçeklik, Tek Kontrol: Sayısal Suretin Yeni Prangası

Şimdi bu dijital ikiz mevzusu… Bilmiyorum ki ne diyeyim. Hani herkes bayılıyor ya, “optimizasyon, verimlilik, geleceğin teknolojisi” falan filan. Gözünüzü seveyim. Geleceğin teknolojisi mi o, yoksa geleceğin yeni gözetim ve kontrol mekanizması mı, ona bakmak lazım bence.

Kavram güzel, hadi tamam. Fiziksel bir şeyin sanal kopyası, orada simülasyonlar yap, hata payını sıfırla, maliyeti düşür… Kağıt üzerinde mükemmel, harika. Yaşam döngüsü yönetimiymiş, öngörücü bakım, bilmem ne. Sanki biz bu işleri dijital ikizsiz yapamıyorduk ya da ne bileyim, yaparken illaki felaketler oluyordu da şimdi bu bizi kurtaracak.

Ama hep bir yerde, benim bu yazılımcı beynim alarm veriyor, anladın mı? Hani o sürekli bir şeyleri kurcalayan, “acaba bunu böyle yaparsak ne olur, açığı neresi bunun” diye düşünen kafam var ya… İşte o kafa, bu dijital ikiz lafını duyduğunda hep aynı yere takılıyor. Kontrol. Kimin kontrolü? Kimin için? Benim aklıma direkt şey geliyor, Matrix’teki gibi, hani o Neo’nun anladığı gerçeklik var ya, bildiğin simülasyon işte. Hadi biz o kadar değiliz de, fiziksel dünyayı o sanal kopyayla yöneteceksek, kimin eli kimin cebinde oluyor o zaman? Ya da, daha doğrusu, kimin hayatı kimin kodunda…

Geçenlerde bir makale okudum, uzay istasyonlarının dijital ikizlerini yapmaktan bahsediyor. Müthiş değil mi, Ay’daki koloninin dijital ikiziyle buradaki mühendisler her şeyi simüle edecekler, en optimum şekilde yönetecekler. E tabi, orada hata yapmak lüks değil, anladın mı. Yani milyarlarca dolar, insan hayatı falan filan. Okey, anlıyorum. Ama bizim apartmanın, bizim şehrin, bizim vücudumuzun hatta dijital ikizini yapalım dediklerinde duruyorum, orada bir saniye.

Vücudumun dijital ikizi ne demek ya? Hani tansiyonum, kalp atışım, yediklerim içtiklerim, kaç adım attığım… Zaten hepsi sensörlerde, saatlerde, telefonlarda, uygulamalarda. E sonra ne olacak, benim dijital ikizim bana ne zaman yemek yiyeceğimi, ne zaman uyuyacağımı, hatta ne zaman hasta olacağımı söyleyecek. Vay anasını… Bu mu özgürlük, bu mu ileri teknoloji? Ben buna “dijital pranga” derim, bildiğin. Daha şık bir isimle paketlenmiş kölelik.

Bir de şu var, bu “optimizasyon” kelimesi… Çok tehlikeli bir kelime. Herkes bir şeyleri optimize etme derdinde. Şirketler maliyetleri, devletler şehirleri, insanlar hayatlarını. Ama optimum neye göre optimum? Kim belirliyor o optimumu? Yapay zeka mı? Algoritma mı? Veri setleri mi? Benim optimumumla senin optimumun aynı olmak zorunda mı? Ya da o büyük verinin optimumuyla benim minicik, anlık heveslerim, saçma sapan isteklerim aynı olur mu? Yok ya, ne alakası var şimdi.

Düşünsene, şehrin dijital ikizi var. Trafik akışı optimize ediliyor, çöp toplama rotaları, enerji tüketimi… Her şey kusursuz. Peki ya benim o gün canım çekti de uzun yoldan yürümek istedim, ya da otobüse binmek yerine bisikletle gitmeye karar verdim? Sistem buna “anomali” der. Verimliliği düşürür, optimum rotayı bozar. O zaman ne olacak? Beni mi optimize edecekler? Sistem bana diyecek ki “Hayır Memduh, o yoldan gitme, ana arter daha optimum, ayrıca bisiklet sürmek yerine metrobüse binmelisin, şehrin genel karbon ayak izi hedefi için bu daha iyi.” Vallahi billahi, ben buna direnmek için elimden geleni yaparım, gerekirse ana arterin ortasına yatarım, bilmiyorum.

A surrealist painting depicting a human figure made of glowing data points, connected by thin lines to a shadowy, giant hand holding a digital tablet. The human figure is enclosed within a transparent, geometric cage, while the giant hand is manipulating controls on the tablet, subtly implying external direction and surveillance.

Ya da şöyle bir şey vardı hani, akıllı evler… Her şeyi uzaktan kontrol edebiliyorsun, süper. Bizim komşunun biri, neyse isim vermeyeyim, akıllı ev sistemine takıntılı. Evi dışarıdan izliyor, alarm kuruyor, ışıkları açıp kapatıyor… Bir gün elektrikler kesildi. Adamın bütün sistemi çöktü. Ne ışık açabiliyor ne bir şey. Kapılar bile takıldı. Yani dijital ikiz falan, ne kadar güzel olursa olsun, fiziksel dünya her zaman kendi sürprizleriyle gelir. O algoritmaların öngöremediği şeyler var ya, işte hayat dediğin o zaten. İnsan dediğin, o öngörülemeyen şeylerin toplamı.

Bu arada geçen markette sıra beklerken aklıma geldi, hani bu self-checkout makineleri var ya… Orada bile bir ikiz yaratma çabası var. Sizin alışveriş alışkanlıklarınızın sanal ikizi. Size ona göre indirimler, öneriler, bilmem neler. Ben almıyorum o indirimleri, sırf gıcık olsun diye alakasız bir şey alıyorum bazen, ne bileyim, kedi maması alıyorum kedim olmadığı halde. Ya da vazgeçtim, öyle değil… Alıyorum yani, ne bileyim, sistemin kafası karışsın istiyorum biraz. Zihnim dağınık biraz bugün, kusura bakmayın.

Düşün ki tüm şehirdeki trafik lambaları, kameralar, sensörler, otobüsler, hatta bizim evdeki kombi bile tek bir dijital ikize bağlanmış. Ve o ikiz, şehri yönetiyor. Her anı, her saniyesi. Nereye ne kadar enerji verilecek, hangi sokak ne zaman temizlenecek… Her şey. Hani o ‘smart city’ hayalleri… Gözümde canlandırdığım şey, bir şehrin değil, bir karınca kolonisinin çok daha gelişmiş ve acımasız bir versiyonu oluyor. Kendi irademle hareket etmemin neredeyse imkansız hale geldiği bir yer.

Oysa biz, hani yazılımcı milleti olarak, hep daha fazla özgürlük, daha fazla seçim hakkı peşindeydik, değil mi? Açık kaynak kodlar, kişiselleştirme, işte bu falan filan. Şimdi geldik, kendi ellerimizle kendimize daha büyük bir kafes mi inşa ediyoruz? Dijital bir kafes. Ama neyse…

Şey, bu sistemler geliştikçe, sanal ikizlerimiz de bizden daha zeki, daha tutarlı, daha verimli olacaklar. Çünkü onlar hatalarımızdan ders çıkaracaklar. Bizim o anlık heveslerimizden, mantıksız kararlarımızdan arınmış olacaklar. E o zaman, kim kimin dijital ikizi olacak? Biz mi kendi sanal kopyamızın ikizi olacağız, yoksa o sanal kopya mı bizi yönetmeye başlayacak? Aslında tam tersi…

Bazen düşünüyorum, belki de bu işin bir de iyi yanı vardır, anladın mı? Hani o küresel ısınma falan var ya, gezegeni kurtarırız belki böylece. Her şey optimum olunca, kaynaklar boşa gitmez, enerji tüketimi en aza iner… Ama kaç insan o “optimum” yaşamı sürdürmek ister ki? Kendi kararlarıyla hatalar yapmaya, gereksiz enerji harcamaya, hatta bazen sadece “canı istediği için” bir şey yapmaya meyilli olan insanları, bu mükemmel sisteme nasıl entegre edecekler?

A close-up, slightly distorted image of a human eye, reflecting a complex network of glowing circuits and data streams. The pupil is a tiny, distorted representation of a cityscape, emphasizing the idea of the individual being absorbed into a larger, digitally controlled system.

Yani, diyeceğim o ki, her ne kadar kulağa fütüristik, havalı gelse de, bu dijital ikiz olayı benim için biraz şey… Kontrol saplantısının yeni, dijital versiyonu. Bir zamanlar biz ‘big brother’dan korkardık, şimdi ‘digital twin’imiz var. Hangisi daha az korkutucu, ben henüz karar veremedim. Belki de ikisi de aynı bokun laciverti, ne dersin?

Benim en büyük endişem şu: Bu dijital ikizler sadece sistemleri optimize etmekle kalmayacak, aynı zamanda bizim davranışlarımızı, tercihlerimizi, hatta düşünce şekillerimizi de şekillendirecek. Çünkü sistemin en verimli çalışması için, içindeki her birimin (yani bizlerin) de “verimli” davranması gerekecek. Anladın mı? Yani dolaylı yoldan bir manipülasyon söz konusu olacak, hem de çok sofistike bir şekilde.

Bu, en basitinden bir GPS uygulamasının size “şu yoldan gitme, trafik var” demesi gibi değil. Bu, sizin neye ihtiyacınız olduğunu, ne zaman ne yapmanız gerektiğini sizin adınıza “daha iyi bilen” bir varlığın oluşması demek. Ve bu varlık, sizin için en iyisini (!) düşündüğü için, sizden farklı bir şey yapmanızı istemeyecek. En azından, bu onun ‘optimizasyon’ algoritmasının dışına çıkmanızı gerektiriyorsa. Ne alaka şimdi!!?

Yani, kısacası, teknoloji güzel, faydalı da… Ama her zaman bir yan etkisi, bir karanlık tarafı var. Dijital ikiz de o cepheden bir gelişme gibi duruyor benim gözümde. Ya da belki ben çok abartıyorumdur, bilmiyorum. Olabilir. Aman

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x