Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

Herkesin Kendi Gerçeği: Uzmanlık Dediğin Ne Ki? Ortak Zemin Neden Kayboldu?

01 Nisan 2026 • 08:00 Sefa Mağat 12

Herkesin Kendi Gerçeği: Uzmanlık Dediğin Ne Ki? Ortak Zemin Neden Kayboldu?

Yahu sabah kahvemi içerken düşündüm yine, bildiğin canım sıkıldı bak. Hani, eskiden böyle bir şeyler vardı ya, ‘sağduyu’ falan denirdi, herkesin aşağı yukarı anlaştığı, üzerinde uzlaştığı birtakım temel doğrular; bir de tabi ‘uzman’ diye birileri, eğitim almış, tecrübeli insanlar vardı, onların dediğine az çok kulak asılırdı.

Ne oldu şimdi he? Nereye gitti bütün bunlar? Sanırsın herkes bir anda profesör, bir anda gurme, bir anda siyasetçi, ekonomist, hatta galaksiler arası ilişkiler uzmanı kesildi! Ben diyorum ki kedi miyavlar, karşımdaki çıkıyor, “Hayır Sefa Bey, kedi aslında içindeki aslanı dışa vuruyor ama toplum baskısı yüzünden sadece miyavlayabiliyor. Bu, modern kapitalist sistemin hayvan hakları üzerindeki yansımasıdır!” diyor, sen de kalıyorsun öyle. Ne desen boş. Hayır, ben şimdi kimin lafına inanacağım, kediye mi, bu adama mı? Gerçek kedi ne istiyor hiç düşündük mü acaba?

An old man, Sefa, with a furrowed brow, sips from a steaming coffee cup, looking thoughtfully but somewhat exasperatedly at his laptop screen. The kitchen behind him is slightly messy, with unwashed dishes in the sink.

Bak mesela, geçenlerde arkadaşlarla toplanmışız. Hava kararmış, dışarıdan yağmurun sesi geliyor, muhabbet ediyoruz, canım sıkkın, konu dönüp dolaşıp, bu “uzmanlık” meselesine geldi. Eski komşunun oğlu, hani şu üniversiteyi uzatmış olan Mert varya, o bile “bilgi ekonomisi” üzerine ahkam kesiyordu, şaka gibi. O ana kadar Mert’in tek bildiği şeyin hangi oyunda daha hızlı level atlandığı olduğunu sanıyordum ben, neyse. Hani diyorum ki bir şeyin uzmanı olmak için illaki o konuda yıllarını harcaman, dirsek çürütmen mi gerekiyordu, yoksa artık Google’a iki kelime yazıp ilk çıkan üç makaleyi okumak yeterli mi oluyor?

Şey bir de, bu bilgi enflasyonu, inanılmaz. İnterneti açıyorsun her yerden bir ses, her köşeden bir “gerçek” fırlıyor yüzüne. Birisi diyor ki, domates yemek ömrü uzatır, diğeri beş dakika sonra çıkıp, “Domates, aslında bağırsak floranı altüst eden zehirli bir meyvedir. Atalarımız boşuna yememiş!” diye bangır bangır bağırıyor. E ben şimdi ne yapacağım? Domatesi yiyecek miyim, yemeyecek miyim?

Aslında tam tersi belki de, hani biz mi eskiden çok safmışız da her söylenene inanmışız? Ya da uzmanlık dediğimiz şey, tek bir doğruya giden yol muydu, yoksa hepimizin kendi daracık koridorlarında, feneri elinde, körlemesine yürüdüğü bir patika mıydı ki aslında? Belki de dünya öyle karmaşıklaştı ki, tek bir uzman, tek bir ‘doğru’ diye bir şey kalmadı, her şeyin bin bir türlü rengi, bin bir türlü açısı var. Ama bu kadar çok renk, bu kadar çok açı, yahu insanın gözünü yormuyor mu be?

Hani bir de, ‘ortak zemin’ meselesi var. Bu beni asıl deli eden şey zaten. Eskiden, tamam, tartışılırdı, kavga da edilirdi ama en azından bir başlangıç noktamız vardı. Aynı dünyanın, aynı gezegenin üstünde durduğumuza, yerçekimi diye bir şey olduğuna, güneşin doğudan doğduğuna filan inanılırdı. Şimdilerde herkesin kendine ait bir evreni var gibi. Kendi uydusu, kendi yıldızları, kendi ‘gerçekleri’. Birisi “Dünya düzdür!” diyor, diğeri “Yahu yuvarlak o!” diyor, üçüncü bir tanesi çıkıp “Hepimiz bir simülasyonun içindeyiz zaten, ne fark eder ki?” deyince, ben de “Vay anasını, ben bu simülasyonda hangi karakterim acaba?” diye saçma sapan düşüncelere dalıyorum, sonra diyorum ki, neyse. Yok ya, ne alakası var şimdi?

Geçen markette sıra beklerken aklıma geldi, hani şu kasadaki ablanın sürekli kredi kartı makinesinin şifre paneline vurarak çalıştırdığı an var ya, işte o an benim kafamda şimşekler çaktı. Dedim ki, bak bu makine bozuk, tamir edilmesi lazım. Ama kasadaki abla, “Yoook, bunun huyları var, böyle vurdun mu çalışır.” diyor. Şimdi ben buna ‘uzmanlık’ mı diyeceğim, ‘geleneksel bilgi’ mi diyeceğim, yoksa sadece ‘makinenin şerefsizliği’ mi? Ya da, bu da bir tür gerçeklik mi? Kendi gerçeği. Kendi makinesi, kendi gerçeği…

A person's hand is vigorously tapping the side of an old, somewhat worn credit card machine on a grocery store counter. The background is slightly blurred, showing other customers waiting in line.

Sahi, toplum olarak nereye varacağız böyle? Herkesin kendi kalesinde barikat kurduğu, kendi bayrağını salladığı, kendi ‘doğru’sunu bağırdığı bir yerde nasıl bir araya geleceğiz? Nasıl ortak kararlar alacağız? Nasıl bir geleceğe yürüyeceğiz? Yürüyecek miyiz acaba, yoksa herkes kendi minik adacığında, kendi kendine mi yürüyecek? Ada mı kalır ki o zaman?

Hani bir de, bu durumun en acı yanı ne biliyor musunuz? Güven kaybı. Kimseye güvenemez hale geldik. Ne devlete, ne bilime, ne medyaya, ne de komşunun Ayşe Teyze’sine. Herkesin bir ajandası varmış gibi hissediliyor. Her bilginin arkasında bir çıkar, her sözün ardında bir manipülasyon. E, o zaman neye tutunacağız? Kimin sözüne inanacağız?

Belki de haklılardır hani, belki de gerçekten bir tek ben mi bu kadar düşünüyorum, bu kadar takılıyorum bu işlere. Diğerleri mutlu mutlu yaşıyor kendi gerçeklik balonlarında. Aman kimin umurunda zaten?

Yok ya, öyle değil. Bence hepimiz biraz yorulduk, biliyor musunuz? Bu kadar bilgiden, bu kadar karşıt görüşten, bu kadar ‘uzmandan’ yorulduk. Bazen oturup sadece tek bir sesi, güvenilir bir sesi dinlemek istiyorsun. Ama yok, o ses kayboldu sanki, arada bir yerde, gürültünün içinde ezildi gitti. Belki de birileri onu kasten ezdi, kim bilir?

Çok da takılmamak lazım aslında, hayat kısa falan diyorlar, doğru mudur acaba? Ya da vazgeçtim, öyle değil, takılmak lazım. Çünkü bu işin sonu, hani böyle, şey, bir yere varmıyor sanki. Daha doğrusu varıyor da, hiç sevmediğim bir yere.

A chaotic collage of various digital screens, each displaying different, conflicting news headlines or social media posts, with question marks and exclamation points scattered around them, creating a sense of information overload and confusion.

Neyse, gidip bir çay koyayım en iyisi. Belki çay içerken başka bir şey bulurum, başka bir gerçeği, soğumuş çay tadında bir gerçek mesela.

E-Posta
Sefa Mağat
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x