Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

Gülümseme Zorunluluğu: Dünya, Sahte Bir Neşe Maskesiyle Hakiki Kederi mi Gizliyor?

22 Mart 2026 • 08:00 Sefa Mağat 29

Vallahi bilmiyorum ki ne olacak bu işin sonu, hani şöyle bir etrafa bakıyorsun herkesin yüzünde öyle bir anlamsız, öyle bir zorlama ifade var ki sanki biri arkalarından tutmuş da zorla çektiriyor o dudağı yukarıya, ne bileyim ben geçenlerde bankada sıra bekliyorum ya da aslında hatırlamıyorum neresiydi tam olarak ama öyle bir yerdi işte bir kadın var yanımda böyle telefonda bir arkadaşına anlatıyor var gücüyle ‘Bugün çok iyi bir gün olmalı, pozitif enerjini yaymalısın evrene, yoksa olmaz’ falan diye, ben de o sırada kendi içimde diyorum ki ‘Ya ablacım bir dur Allah aşkına bir soluklan ya hani o kadar da şey değil ki hayat yani tamam pozitif olmak güzel de bu kadar zorlama bu kadar gözümüze sokulan bir şey midir bu ya gerçekten mi yani?’

Şimdi mesela şu ‘mutluluk endüstrisi’ denen garip şey var ya bütün hayatımızı ele geçirdi, her yerde, her mecradan böyle pembe bulutlar fışkırıyor, ‘gülümse’, ‘şükret’, ‘olumlu düşün ki gelsin’ tadında bir sürü zırva— ki bu zırva kelimesini biraz şey yapıyorum, sevmiyorum da hani— laflar böyle kafamıza kafamıza vuruluyor sürekli, sanki üzülmek ayıp bir şeymiş gibi, ağlamak günahmış gibi, ya da ne bileyim bazen sadece bomboş tavana bakıp hiçbir şey hissetmemek en büyük suçmuş gibi bir durum var ortada anlıyor musun.

Bu Sahte Gülümsemelerin Bize Maliyeti Ne?

Bak şimdi geçen gün kahvede oturmuşum kendi halimde böyle soğumuş çayımı yudumluyorum, o tadı severim ben biraz öyle kekremsi buruk bir tadı vardır böyle hayatın kendisi gibi hafiften acı falan, neyse birden yanımdaki masada iki genç konuşuyorlar biri diğerine dedi ki ‘Hayatım çok kötü gidiyor, işler berbat oldu, kız arkadaşımdan ayrıldım, kiramı ödeyemiyorum’ falan diye bir döktü içini öteki de hemen yapıştırdı cevabı ‘Olmaz öyle, hemen pozitif düşün, sen mutsuz olursan evren de sana mutsuzluk verir’ dedi ya ben inanamadım, resmen çocuğu susturdu, resmen ‘Acını yaşama, yok say, maske tak’ dedi, yani ne denir buna ben bilemedim ki şimdi.

Bu kadar mı korktuk gerçeklerden ya? Kendi içimizde fırtınalar koparken, ekonomik krizler kapımıza dayanmışken, sevdiklerimizi kaybetmenin o tarifsiz ağırlığı omuzlarımıza çökmüşken, ya da sabah uyanıp aynaya baktığımızda o boşluk hissi var ya içimizdeki hani hepimiz yaşıyoruz bunu işte, bunların hepsini o bir garip zoraki gülümsemenin altına mı saklayacağız sonsuza dek.

A person's face split in half; one side is smiling broadly but unnaturally, almost a grimace, with cracks starting to show around the eyes. The other side reveals a deep sadness, a single tear tracing down the cheek, and a tired, vacant gaze. The background is a blurry mix of bright, cheerful social media posts and dark, muted real-world problems.

Bence dünya farkında olmadan daha derin bir uçuruma doğru sürükleniyor, bu kadar bastırılmış, bu kadar görmezden gelinen o hisler, o acılar, o korkular hani patlamaz mı bir gün ya da ne bileyim paslanmaz mı içimizde çürümez mi?

Yani ne bileyim ben bu kadar ‘iyi ol’ baskısı altında ezilen bir toplumun otantik, gerçek, hani böyle çiğ bir varoluş sürdürmesi mümkün müdür ya? Mümkün müdür sence? Hani o çiğ kelimesini de severim aslında böyle insanın içinden geldiği gibi davranmasıdır biraz da çiğ olmak. Ne bileyim, her sabah kalkıp o sahte neşe maskesini takıp sokağa çıkmak, işe gitmek, sosyal medyada en mutlu halimizi sergilemek, vay efendim hayat ne güzelmiş gibi yapmak, bu ne kadar sürdürülebilir bir şey, ha? Bir yere kadar değil mi?

Ben şahsen bazen sadece oturup dünyanın tüm saçmalığına küfretmek istiyorum, ya da susup ağlamak, ya da hiçbir şey yapmadan öylece boşluğa bakmak istiyorum ama yok, hemen bir yerden biri çıkıp ‘Sefa, enerjini düşürme!’ diyor, ‘Hadi bak hayat ne kadar güzel aslında’ diyor, hani sanki ben bilmiyorum ya hayatın iyi taraflarını. Ben de insanım sonuçta değil mi ya. Sanki böyle bir düğmemiz var da basınca ‘mutlu’ oluyoruz ‘üzgün’ oluyoruz falan. Çok saçma değil mi?

Geçen hafta eski bir arkadaşımla karşılaştık, uzun zaman olmuştu görmeyeli. Ay neyse, çok uzatmayayım ama çocuk dedi ki ‘Sefa, ben artık depresyona girmeye bile korkuyorum, çünkü çevremdeki herkes bana ‘daha pozitif ol’ diyor, kendimi suçlu hissediyorum mutsuz olduğumda’ dedi, ben de dedim ki ‘Vay be, geldik mi bu noktaya yani? Üzülmek bile lüks oldu, suç oldu?’ diye. Hakikaten ya.

Ya da vazgeçtim belki de abartıyorumdur, belki de gerçekten insanlar bu kadar pozitif olarak bir şeyleri değiştirebiliyorlardır, kim bilir ya. Belki de ben fazla şey yapıyorum, fazla kurcalıyorumdur her şeyi. Hani belki de o sahte gülümsemeler aslında bir kalkan görevi görüyordur, kimseyi kırmamak için, kimsenin moralini bozmamak için, ya da belki de içten içe kendimize inanılmaz bir telkin şeklidir bu, her gün ‘mutluyum, mutluyum, mutluyum’ diyerek kendimizi kandırıyorsak, ne diyeyim.

Ama ne bileyim, bir yandan da o otantikliği kaybetmenin bedeli çok ağır değil mi ya? Kendin olamamanın, her an bir performanstaymış gibi yaşamanın getirdiği o yorgunluk hissi var ya hani, o çok daha derin, çok daha içinden çeken bir şey değil mi?

A lone figure sitting on a park bench, hunched over, looking at their shoes. Around them, other people are smiling, laughing, taking selfies, oblivious to the figure's quiet despair. The colors are muted around the sad figure and vibrant around the others, creating a stark contrast.

O kadar çok anlamsız zorlamalar var ki bu hayatta zaten. Bir de üzerine bu mutluluk baskısı eklendi. Sanki herkesin bir şeyler başarması, bir şeyler göstermesi gerekiyormuş gibi. Yoksa hemen sorgulanırsın, ‘Sen neden mutsuzsun? Yoksa bir eksiğin mi var?’ diye, böyle bir his var ya bende. Ben bir eksiğim falan değilim arkadaş, bazen mutsuz olmayı seçiyorum, bazen kederlenmeyi, bazen sadece susmayı, bu kadar basit. Neyi bu kadar zorlaştırıyoruz ki?

Hani o sosyal medyada sürekli o ‘mükemmel hayatlar’, o ‘her anı keyifli anlar’ var ya… İşte onlar bence bu sahte gülümseme endüstrisinin en büyük silahı, herkes birbiriyle yarışıyor kim daha mutlu görünecek diye. Kim daha çok ‘şükredecek’ havalarında gezecek diye. Ve o maskelerin ardında ne fırtınalar kopuyor, ne sessiz çığlıklar var, kimse bilmiyor ya da bilmek istemiyor bence.

Şey, düşünsene bir an, bütün dünya bir anda maskelerini düşürse, herkes içindeki gerçek hisleriyle dışarı çıksa, ne olurdu acaba? Kıyamet mi kopardı, yoksa aslında biraz rahatlar mıydık? Yoksa dünya daha mı yaşanılır bir yer olurdu? Hani böyle dürüstlüğün, otantikliğin, gerçek acıların ve sevinçlerin olduğu bir dünya, çok mu ütopik bir şey bu şimdi, çok mu saçma geldi kulağına? Belki de haklısındır, belki de saçmadır. Bilmiyorum ki.

Ama bazen keşke herkes biraz daha insan olabilse, biraz daha kendi olabilse diyorum, bu kadar kalıplara sığmaya, bu kadar zorlama şeylere gerek kalmasa. Sanki bir oyun oynuyoruz, sürekli bir rol yapma hali var üzerimizde. Ben bıktım valla bu rol yapmaktan, bu maskelerden, bu zorlama şeylerden.

Neyse işte, ne diyordum ben… Sanırım gidip kendime yeni bir çay koyayım en iyisi soğuk değil de şöyle demli, sıcacık bir çay iyi gider şimdi.

E-Posta
Sefa Mağat
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x