Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron
  • Anasayfa
  • Tatil
  • Disconnect Tuşu Nerede? Tatilde Bile E-posta Kontrol Eden Neslin Dramı ÖZET: Akıllı telefonlar elimizdeyken, tatilde ‘disconnect’ tuşuna basmak neden imkansı…

Disconnect Tuşu Nerede? Tatilde Bile E-posta Kontrol Eden Neslin Dramı ÖZET: Akıllı telefonlar elimizdeyken, tatilde ‘disconnect’ tuşuna basmak neden imkansı…

15 Ocak 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 15

Disconnect Tuşu Nerede? Tatilde Bile E-posta Kontrol Eden Neslin Dramı

Sevgili okuyucu, bir düşünün. Tatil planları yapılır, biletler alınır, valizler hazırlanır… Hatta belki o çok beklenen “otomatik yanıt” bile ayarlanır: “Şu tarihler arasında tatildeyim, acil durumlar için X kişisine ulaşabilirsiniz.” Her şey tamam gibi değil mi? Ruhumuz, bedenimiz, zihnimiz bu dijital prangalardan kurtulup şöyle bir nefes alacak, rahatlayacak. Ama gelin görün ki, o nefesi daha tam çekemeden, elimiz istemsizce cebimizdeki o ışıklı kutuya gidiyor. Ve evet, bir kez daha… Gözümüzün nuru ekran, yine bir e-posta bildirimini, bir iş mesajını, bir “acil” (!) talebini önümüze seriyor. Ne oldu bizim o “disconnect” tuşumuza? Nerede o tuş, bilen var mı?

Memduh Biçer olarak, bu modern zaman dramını her köşede, her kumsalda, her dağ başında görüyorum. Teknolojiyle iç içe bir hayat süren, hatta teknolojinin ta kendisini inşa etmeye çalışan biri olarak, bu ironi beni hem güldürüyor hem de içimi burkuyor. Akıllı telefonlar, tabletler hayatımıza “özgürlük” vaadiyle girdi. İstediğimiz yerden çalışabilme, istediğimiz zaman bağlantıda kalabilme lüksü… Ama bu lüks, farkında olmadan bir zincire dönüştü. Artık iş yerinden fiziksel olarak uzaklaşsak bile, zihnen asla ayrılamıyoruz. Sanki o “otomatik yanıt” mesajı, sadece bir kamuflaj, bir yutturmaca. Arkasında “Aslında ben buradayım, beni rahatsız edebilirsiniz” diyen küçük bir şeytan fısıltısı var gibi.

A person sitting on a beautiful beach, facing the ocean, but their face is illuminated by the glow of a smartphone screen they are intently looking at, with beach items like sunglasses and a straw hat beside them. The contrast between the serene environment and the focused screen interaction is evident.

Geçen yaz, Kaş’ta bir arkadaşımla oturmuş, denizin keyfini çıkarıyorduk. Güneş tam tepede, su pırıl pırıl… Tam bir cennet. Arkadaşım birden “Dur, bir e-posta gelmiş” dedi. Önce önemsemedim, “Sonra bakarsın” dedim. Ama o, “Yok yok, patronumdan, kesin önemli bir şeydir” diye mırıldanarak telefonu açtı. On dakika sonra, omuzları çökmüş, yüzü asık bir şekilde başını kaldırdı. Meğerse, tatildeyken yapılması “beklenen” bir raporun detaylarıymış. Tatil miydi şimdi bu? Yoksa uzaktan kumandalı bir ofis mi? O an anladım ki, “disconnect” tuşu sadece bir fiziksel kapanma düğmesi değil, aynı zamanda zihinsel bir bariyer, bir “şimdi değil” komutu. Ve biz, bu komutu vermeyi unuttuk, ya da daha doğrusu, vermeye cesaret edemez olduk.

Sürekli Bağlı Kalma Kaygısı: Modern Köleliğimiz mi?

Neden bu kadar zor peki? Neden o “bildirimleri kapat” tuşuna basmak, dağları delmekten daha çetin geliyor? Bir yazılımcı olarak bu durumu bir tür “bağımlılık döngüsü” olarak tanımlıyorum. Beynimiz, her yeni bildirimle salgılanan o minik dopamin dalgasına alıştı. “Önemli bir şeyi kaçırıyor muyum?” korkusu (FOMO), bizi sürekli tetikte tutuyor. Sanki o an bakmazsak, dünyanın sonu gelecek, kariyerimiz bitecek, şirket batacak. Abartıyor muyum? Belki. Ama bu hissi yaşayan milyonlarca insan var dışarıda, değil mi?

Bir de işverenlerin, yöneticilerin beklentileri var tabii. Her ne kadar resmi olarak “tatilde rahat edin” denilse de, o “acil” e-postaların çoğu zaman gerçekten acil olmadığını hepimiz biliyoruz. Ama ya bakmazsak? Ya “umursamaz” damgası yersek? Bu ince çizgi, tatilimizi bir tür “uzaktan nöbet” haline getiriyor. Gözümüz bir yanda denizde, diğer yanda ekranın sağ üst köşesindeki o küçük kırmızı sayıya takılı kalıyor. Kafa dinlemek için gittiğimiz yerde, kafamızın içinde bitmek bilmeyen bir iş gürültüsüyle boğuşuyoruz. Bu, olsa olsa kafa şişirmek olur, dinlemek değil.

A close-up shot of a smartphone screen displaying multiple email and messaging app notifications, with a blurred background of a tropical beach or a relaxed holiday setting, emphasizing the intrusion of work into leisure.

Peki ya sevdiklerimiz? Eşimiz, çocuklarımız, arkadaşlarımız? Onlarla geçirdiğimiz o değerli anlar, bir “ping” sesiyle bölündüğünde ne oluyor? O anki sohbetin, o anki kahkahanın, o anki anının büyüsü bozulmuyor mu? Bir e-posta uğruna, belki de ömür boyu hatırlayacağımız bir anıyı feda etmiyor muyuz? Bu dijital çağın getirdiği bu “sürekli ulaşılabilirlik” dayatması, sadece bizim mental sağlığımızı değil, ilişkilerimizi de kemiriyor. Bir düşünün, çocuğunuz size bir şeyler anlatırken sizin gözünüzün ekranda olması, ona ne hissettirir?

Kurtuluş Reçetesi Var mı?

Şimdi gelelim can alıcı soruya: Bu kısır döngüden çıkış yolu var mı? Yoksa bu, modern insanın kaderi mi? Ben, Memduh Biçer olarak, umutsuzluğa kapılmak yerine, küçük ama anlamlı adımlar atabileceğimize inanıyorum. Öncelikle, kendimize karşı dürüst olmalıyız. Gerçekten her e-postaya anında yanıt vermek zorunda mıyız? O şirket, bizim 24/7 ulaşılabilir olmamız olmadan batar mı? Çoğu zaman cevap, kocaman bir “Hayır!”

Basit bir yazılımcı mantığıyla yaklaşalım: Eğer bir sistem sürekli arıza veriyorsa, sorun sistemdedir, kullanıcıda değil. Bizim “sistemimiz” de, yani bu “hep bağlı kalma” kültürü de arızalı. Belki de tatildeyken telefonu tamamen kapatmak, ya da en azından iş uygulamalarını silmek, bildirimleri tamamen kapatmak gibi radikal çözümler denemeliyiz. Belki de bu, sandığımızdan daha az felakete yol açar ve sandığımızdan daha çok huzur getirir. Denemeye değer değil mi?

A person joyfully throwing their smartphone into a large, soft pile of sand or a metaphorical 'digital detox' bin, with a look of liberation and relief on their face, set against a vibrant, sunny holiday backdrop.

Unutmayalım ki, tatil, gerçekten dinlenmek, şarj olmak ve hayata farklı bir pencereden bakmak içindir. Eğer zihnimiz sürekli işin derdiyle meşgulse, o tatil, sadece bir mekan değişikliğinden öteye geçemez. O “disconnect” tuşu, aslında bizim zihnimizde. Ona basmaya cesaret edip etmemek ise tamamen bize kalmış. Hadi, biraz cesaret. Bir dahaki tatilinizde, o tuşa basmayı deneyin. Bakın bakalım dünya batıyor mu, yoksa siz yeniden doğuyor musunuz? Ben şahsen, ikinci seçeneğin ağır basacağına bahse girerim.

E-Posta
MEMDUH BİÇER

İlgili İçerikler