Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron

Dijital Haraç Düzeni: Donanımı Rehin Alan Abonelik Modelleri

21 Ocak 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 34

Geçen hafta, hani şu “teknoloji harikası” diye pazarlanan yeni nesil elektrikli araçlardan birini test etmeye gittim. Satış temsilcisi çocuk, yüzünde o kurumsal gülümsemeyle tablet büyüklüğündeki ekranı parmaklıyor, bana aracın 0’dan 100’e kaç saniyede çıktığını anlatıyor. “Peki,” dedim, “Kışın Ankara ayazında bu deri koltuklar popomuzu dondurur mu?” Çocuk hiç istifini bozmadan, “Donanım olarak ısıtma var Memduh Bey,” dedi, “Ama aktif etmek isterseniz aylık 18 dolar abonelik başlatmanız gerekiyor.”

Bir an duraksadım. Arabayı satın alıyorum. Parasını, vergisini, o can yakan ÖTV’sini ödüyorum. Koltuğun içindeki rezistansın, kablonun, düğmesin parasını da ödüyorum. Ama o rezistansa elektrik gitmesi için, Almanya’daki bir sunucuya her ay haraç kesmem gerekiyor. “Deli Dumrul köprüsü mü bu evladım?” diyecektim, sustum. Çünkü sorun o çocukta değil, sorun bizim bu “Kullan-Öde” tuzağına balıklama atlamamızda.

Mülkiyetin Cenaze Namazı

Eskiden bir malı aldığınızda, o artık sizindi. İster tepe tepe kullanır, ister içini açar kurcalar, isterseniz de duvara çivilerdiniz. Şimdi ise satın aldığımızı sandığımız cihazların sadece “geçici kullanım hakkını” kiralıyoruz. Yazılım dünyasında buna SaaS (Software as a Service) diyorduk, alıştık. Photoshop’u kutulu almayı bıraktık, buluta taşındık. Ama bu virüs artık donanıma, yani atomlardan oluşan fiziksel dünyaya sıçradı.

Buna da “Hardware as a Service” diyorlar ama ben buna düpedüz “Dijital Haraç” diyorum. Donanım orada, elinizin altında. Ama üretici firma, cihazın beynine yerleştirdiği küçücük bir “if-else” bloğuyla sizi kapıda bekletiyor. Bir yazılımcı olarak o kodun ne kadar basit ve ne kadar acımasız olduğunu adım gibi biliyorum. if (!subscription_paid) { enable_heated_seats = false; }. İşte bütün mesele bu kadar. Sizin konforunuz, bir veritabanındaki “true/false” değerine hapsedilmiş durumda.

Bu sadece arabalarla sınırlı kalsa yine iyi. Evinizdeki yazıcıyı düşünün. Mürekkebi bitmesin diye abone olduğunuz sistemler, internet bağlantınız koptuğunda dolu kartuşla baskı almanızı engelliyor. Kendi paranızla aldığınız, masanızda duran, fişe takılı alet, “Merkezden onay alamadım, basmıyorum” diye size trip atıyor. Yahu sen yazıcısın, kendine gel! Ama yok, o artık bir yazıcı değil, o artık üreticinin evinizdeki bir şubesi, bir tahsilat veznesi.

Akıllı Cihaz mı, Truva Atı mı?

Bu gidişatın sonu nereye varacak, hiç düşündünüz mü? Yarın öbür gün buzdolabınızın, “Aylık buz yapma kotanız doldu, soğuk su için Premium pakete geçin” demeyeceğinin garantisi var mı? Veya akıllı fırınınızın, sadece markanın onayladığı hazır yemekleri pişirmeye programlanması? Bu bir distopya değil, kapitalizmin dijitalleşmiş en vahşi hali.

Geçenlerde bir arkadaşım, “Akıllı kahve makinem sadece kendi markasının kapsüllerini okuyor, başka kapsül takınca hata veriyor, ne yapayım Memduh?” diye aradı. “At o makineyi camdan aşağı,” dedim. Çünkü o makine, sana kahve yapmak için değil, seni o markaya ömür boyu abone yapmak için tasarlandı. Donanımı ucuza, hatta zararına satıp, yazılımsal kilitlerle sizi ömür boyu sağmaya çalışıyorlar. Biz buna teknoloji dünyasında “Jilet ve Jilet Bıçağı” modeli derdik ama artık işin rengi değişti; artık jileti de vermiyorlar, sadece sapını tutturup “Kesmek istiyorsan para at” diyorlar.

Buradaki asıl tehlike, mülkiyet kavramının içinin boşaltılmasıdır. Bir şeye dokunabiliyor olmanız, ona sahip olduğunuz anlamına gelmiyor artık. Üreticiler, sattıkları ürünlerin üzerine “Uzaktan Yönetilebilir” bir tasma takıyorlar. Ve o tasmanın ucu, Silikon Vadisi’ndeki veya Münih’teki bir plazanın bilmem kaçıncı katındaki sunucu odasında duruyor.

An illustration of a smart home living room where everyday objects like the fridge, TV, and coffee maker have price tags and coin slots attached to them. A frustrated user is looking at their empty wallet. The style is cyberpunk noir with neon accents.


Traktörünü Hackleyen Çiftçiler

İşin en trajikomik yanı ne biliyor musunuz? Bu düzene en sert başkaldırı, Silikon Vadisi’ndeki anarşist hackerlardan değil, Amerika’nın göbeğindeki nasırlı ellere sahip çiftçilerden geldi. John Deere marka traktörleri bozulduğunda, üretici firma “Sadece yetkili servis tamir edebilir, yazılım kilitli” dediğinde, o çiftçiler ne yaptı? Gittiler Ukraynalı hackerlardan “crack”li yazılım satın alıp kendi traktörlerini “hack”lediler. Tarlasını sürmek için kendi malını korsanlamak zorunda kalan bir düzen… İşte geldiğimiz nokta bu.

Bizim de artık uyanmamız gerek. “Akıllı” diye satılan her cihazın arkasındaki sözleşmeyi okumadan “Kabul Et”e basarken, aslında evimizin anahtarını tanımadığımız adamlara veriyoruz. Donanım bizim, elektrik bizim, internet bizim ama kontrol onlarda. Bu sürdürülebilir bir teknolojik gelişme değil, bu düpedüz teknolojik feodalizm.

Son Çıkış

Çözüm ne peki? Eski Nokia 3310’lara mı dönelim? Hayır, ama tercihlerimizi yaparken “aptal” cihazların kıymetini bilelim. İnternete bağlanma zorunluluğu olmayan, donanımı kilitlenmemiş, tamir edilebilir ürünleri tercih etmek, sadece cebimizi değil, özgürlüğümüzü de korumaktır. Açık kaynak kodlu donanımları desteklemek, “Tamir Hakkı” (Right to Repair) yasaları için baskı oluşturmak zorundayız.

Yoksa çok yakında, sabah uyanıp yüzünüzü yıkamak istediğinizde, akıllı musluğunuzdan “Su akışını başlatmak için kredi kartınızı okutun” uyarısını duyarsanız, Memduh abiniz uyarmıştı dersiniz. Cüzdanınızın da, donanımınızın da efendisi olun, kölesi değil.

E-Posta
MEMDUH BİÇER

İlgili İçerikler