Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron
  • Anasayfa
  • Sağlık
  • Cüzdan Kalınlığıyla Ölçülen Sağlık: Hastaneler Artık Birer AVM mi?

Cüzdan Kalınlığıyla Ölçülen Sağlık: Hastaneler Artık Birer AVM mi?

14 Ocak 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 33

Duyuyor musunuz? Gıcır gıcır mermerlerin, son model MR cihazlarının, devasa plazma ekranların arkasından gelen o uğultuyu? Bana kalırsa bu, insanlığın vicdanının, cüzdanların kalınlığıyla ölçülmeye başlandığı bir çağın fısıltısı. Eskiden “hastane” dendiğinde akla şifa, merhamet, derman gelirdi. Şimdi ise… Ne yalan söyleyeyim, aklıma ilk gelen, otopark ücreti ve fatura kalemleri oluyor.

Sağlık, temel bir insan hakkı değil miydi yahu? Hani şu doğumla birlikte gelen, anayasal güvence altına alınmış o kutsal hak? Ne zaman oldu da, ayakkabı mağazası seçer gibi hastane seçer, “şu daha lüks, bu daha uygun fiyatlı” diye düşünür olduk? Yoksa bizim bilmediğimiz bir yerde, sağlığın tanımı değişti de, “cüzdanın kadar yaşa” diye bir madde mi eklendi evrensel beyannamelere?

A stark image of a modern, gleaming hospital lobby that resembles a luxury hotel or a high-end shopping mall, with very few people, emphasizing its polished, expensive, and somewhat impersonal atmosphere. In the foreground, a single, elderly person sits alone on a plush chair, looking small and overwhelmed.

Hatırlıyorum, rahmetli dedem “Doktor eli değdi mi, yarısı iyileştim sayılır” derdi. O eli değdiren doktor, cebindeki parana bakmazdı. Kapıdan giren her hastayı, dertli bir can olarak görürdü. Şimdiki durum ne? Hastane koridorları, sanki birer AVM reyonu gibi. “Check-up paketlerimiz”, “premium ameliyat seçeneklerimiz”, “lüks doğum odalarımız”… Allah aşkına, ne zamandan beri sağlık hizmeti, yanına kahve makinesi ve özel banyo ekleyince “lüks” oldu?

Geçenlerde bir dostum anlattı. Annesinin basit bir rahatsızlığı için gitmediği hastane, çalmadığı kapı kalmamış. En sonunda, eşinin yıllarca biriktirdiği, zar zor denkleştirdiği parayla özel bir hastanede, “vip” (!) muamele görerek sıra bulabilmiş. “Memduh abi” dedi, “Annem iyileşti şükür ama ben o parayı öderken, sanki böbreğimi satmış gibi hissettim.” İşte bu, piyasa mantığının insan hayatını nasıl metalaştırdığının, vicdanlarımızı nasıl paslandırdığının acı bir göstergesi değil mi?

Sağlık Üssünden Hizmet Sektörüne: Kaybolan İnsanlık

O devasa, ışıklı binalar, son teknoloji cihazlarla donatılmış ameliyathaneler… Hepsi göz kamaştırıcı. Ama gelin görün ki, o parlak cephelerin ardında nice insani dramlar yaşanıyor. Bir yanda, parası olanın anında en iyi tedaviyi alıp, en konforlu odada iyileşme sürecini geçirdiği bir dünya. Diğer yanda ise, borç harç içinde kıvranan, “acaba şu ilacı almasam da olur mu?” diye düşünen, randevu kuyruklarında ömrü çürüyen, umutları tükenen yüz binler. Bu ayrım, bir toplumu nasıl ayakta tutar?

A split image or a clever juxtaposition. On one side, a gleaming, futuristic hospital corridor with high-tech equipment and well-dressed, confident medical staff. On the other side, a crowded, slightly dilapidated public hospital waiting room, filled with anxious faces, long queues, and a sense of weariness.

“Kamu sağlığı” diye bir kavram vardı eskiden. Toplumun genel sağlığının, bireylerin cebindeki paraya bakılmaksızın korunması ve geliştirilmesi esasına dayanan bir anlayış. Ne oldu ona? Nereye gitti o sağlam, gürbüz yapı? Adım adım eridi, küçüldü, sonunda da özel hastanelerin gölgesinde cılız bir fısıltıya dönüştü. Şimdi, kamu hastanelerimiz, adeta özel hastanelerin “ücretsiz staj yeri” ya da “yük boşaltma alanı” gibi muamele görüyor. Hani nerede o “herkes için sağlık” sloganları?

Peki, nereye varıyoruz bu “parası olan yaşar” felsefesiyle? En pahalı ameliyatları yaptırabilenler mi “daha iyi vatandaş” sayılıyor artık? En lüks hastanede doğan çocuklar mı daha şanslı, daha değerli addediliyor? Bu gidişle, sağlık hizmeti almak için sadece hasta olmak yetmeyecek, aynı zamanda banka hesabınızın da “sağlam” olması gerekecek. Bu, sadece bir sağlık krizi değil, aynı zamanda bir insanlık krizi, bir vicdan krizi.

Vicdanımızın Röntgeni Çekilmeli

Şimdi bir düşünelim: Bir gün hepimiz yaşlanacağız, hepimiz hastalanacağız. O gün geldiğinde, cüzdanımızın kalınlığı mı belirleyecek kaderimizi? Yoksa insanca, eşitçe bir muamele görme hakkımız mı? Bu soruların cevabı, sadece hastane lobilerinde değil, her birimizin vicdanında yatıyor. Eğer bu gidişata dur demezsek, yarın öbür gün kendi çocuklarımız da hastane kapılarında, cebindeki paranın yetersizliği yüzünden çaresiz kalabilir. O zaman dönüp kendimize ne diyeceğiz?

A close-up of a human hand holding a very thin, almost empty wallet, while in the background, out of focus, a hospital sign is visible. The lighting is dim, emphasizing a sense of struggle and limited options.

Unutmayalım ki sağlık, sadece bedenimizin değil, aynı zamanda ruhumuzun ve toplumumuzun da temel direğidir. O direk çürürse, hepimiz altında kalırız. Cüzdanımızın kalınlığıyla ölçülen bir sağlık sistemi, eninde sonunda hepimizi hasta eder. Hem de öyle bir hasta eder ki, hiçbir ilaç, hiçbir ameliyat kâr etmez. Çünkü asıl hastalık, vicdanlarımızda başlar.

E-Posta
MEMDUH BİÇER

İlgili İçerikler