Boşanma Kararı Almak Değil, Süreci Tamamlamak Zor

Boşanma kararı çoğu zaman uzun bir düşünme sürecinin sonunda alınır. Ancak Türkiye’de asıl zorluk, bu kararı hukuken sonuçlandırma aşamasında başlar. Uygulamada boşanma davalarının yıllar sürmesi, taraflar açısından yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ciddi bir psikolojik ve ekonomik yük oluşturmaktadır.
Özellikle çekişmeli boşanmalarda süreç başlı başına yorucudur. Duruşma günlerinin aylar sonrasına verilmesi, tanık dinlenmesi, raporlar, talepler ve karşı talepler derken dava ilerledikçe karmaşık bir hâl alır. Taraflar çoğu zaman dava başladığındaki taleplerinden çok, sürecin ne zaman biteceğine odaklanır hâle gelir.
Bu tabloya bir de mal paylaşımı eklendiğinde, boşanma davasına ek adeta ikinci bir dava sürecine dönüşür. Mal rejiminin tasfiyesi, taşınmazlar, şirket payları, banka hesapları ve diğer ekonomik değerler nedeniyle dosyalar daha da uzar. Uygulamada boşanma kesinleşmiş olsa bile, mal paylaşımı davasının yıllarca devam ettiği sıkça görülmektedir. Bu durum, tarafların fiilen boşanmış olsalar bile hukuken birbirlerinden kopamamalarına yol açmaktadır.
Uzayan süreç, çoğu zaman tarafların hayatlarını askıya almasına neden olur. Yeni bir düzen kurmak, ekonomik planlama yapmak ya da sadece zihinsel olarak bu süreci geride bırakmak zorlaşır. Hak arama süreci, bir noktadan sonra hakkın kendisinden daha ağır bir yük hâline gelebilir.
Bu nedenle boşanma davalarında yalnızca “haklı olmak” değil, sürecin nasıl ve ne kadar sürede sonuçlanacağı da en az sonuç kadar önemlidir. Bazen makul bir uzlaşma, yıllar sürecek bir davadan çok daha sağlıklı bir çözüm sunabilir. Çünkü boşanma, sadece bir evliliğin bitmesi değil; tarafların hayatlarına yeniden başlayabilmesidir. Ve bazen en büyük ihtiyaç, bir an önce bu sayfayı kapatabilmektir.













