Bana Yardımcı Olan Cihaz, Neden Sürekli Dikkatimi İstiyor?
Geçenlerde, nihayet bulduğumu sandığım o nadir anlardan birindeydim. Hani şu, kodun içindeki o sinsi hatayı, sabahlara kadar arayıp da bir türlü bulamadığınız; sonra bir anda, duşta, kahve yaparken ya da tam da o anda, zihninizin derinliklerinden fışkıran çözümle aydınlandığınız anlar vardır ya… İşte tam öyle bir ‘eureka’ anının eşiğindeydim. Ekrandaki satırlar, beynimin içinde karmaşık bir dans ediyordu, çözüm parmaklarımın ucundaydı sanki. Sonra telefonum titreşti. Bir değil, iki değil, üç kez. Hayır, önemli bir iş maili değildi, acil bir arama hiç değil. “Hatırlatma: X uygulamasında yeni bir özellik var, hemen denemelisin!” yazıyordu. Bir anlığına tüm o zihinsel inşaat, kumdan kale gibi dağıldı. Zihnimin odaları boşaldı, geriye sadece o bildirimden yayılan hafif bir sinir bozukluğu kaldı.
Bu gerçekten yardım mıydı, yoksa sadece bir anlık dikkat hırsızlığı mı? Uzun zamandır düşünüyorum bu meseleyi. Her ‘akıllı’ diye adlandırılan cihazımız, bize yardım etme bahanesiyle bitmeyen bir bildirim ve öneri bombardımanı mı sunuyor? Benim ‘dijital asistanım’ olması gereken bu aletler, ne ara benim ‘dijital diktatörüm’ oldular? Bir zamanlar sadece arama yapmak, mesajlaşmak için kullandığımız telefonlar, şimdi hayatımızın her köşesine sızmış durumda. Sabah kahve makinesi “Bugün sade mi içmek istersiniz, yoksa yeni gelen aromalı kapsülü mü denersiniz?” diye soruyor, akıllı termostat “Evde kimse yokken neden bu kadar sıcak?” diye sorguluyor, hatta buzdolabım bile “Son kullanma tarihi yaklaşan yoğurdunuz var, bir tarif önerisi ister misiniz?” diye dırdır ediyor.
Sanki her birinin ayrı bir kişiliği, ayrı bir ajandası var. Ve bu ajanda, genellikle benim ajandamla çakışıyor. Ben sakin bir akşam yemeği yerken, akıllı saatim “Bugünkü adım hedefine ulaşmak için sadece 300 adım kaldı!” diye bağırıyor. Ya da tam bir kitaba dalmışken, tabletim “Şu an okuduğunuz kitapla ilgili ilginç bir makale buldum!” diye bir pop-up çıkarıyor. İyi niyetli mi? Belki. Ama bu iyi niyet, benim o anki zihinsel akışımı, odaklanmamı, hatta bazen sadece var olma halimi paramparça ediyor.
Bir yazılımcı olarak bu sistemlerin nasıl çalıştığını az çok biliyorum. Her bildirim, her öneri, bir metrikle ilgili. Kullanıcı etkileşimi, uygulama içi kalma süresi, dönüşüm oranları… Biz, yani son kullanıcılar, aslında o büyük denklemin sadece birer değişkeniyiz. Bizi meşgul tutmak, bizi ekranda tutmak, bizi tıklatmak… İşte tüm mesele bu. Ama bu sürekli ‘meşguliyet’, gerçekten bir verimlilik getiriyor mu? Yoksa sadece anlık bir yanılsama mı? Sürekli bir şeyler tarafından dürtülen, yönlendirilen, hatta uyarılmak zorunda kalan bir zihin, gerçekten ‘üretken’ olabilir mi? Ben çoğu zaman kendimi, gelen bildirimleri yönetmeye, gereksiz önerileri kapatmaya çalışırken, asıl yapmam gereken işten daha fazla zaman harcarken buluyorum.
Neyse, konuya dönelim. Akıllı cihazların asıl amacı hayatımızı kolaylaştırmak değil miydi? Peki, neden sürekli bizi bir şeyler yapmaya, bir şeyler düşünmeye, bir şeylere tepki vermeye zorluyorlar? Benim için en akıllı özellik, bir cihazın ne zaman susacağını bilmesidir. Ne zaman araya girmemesi gerektiğini, ne zaman sadece arka planda durup işini yapması gerektiğini… Bir cihazın ‘akıllı’ olması, benim yerime düşünmesi değil, benim daha iyi düşünmem için bana alan açması demek olmalı.
Şunu da söyleyeyim ki, bu durum sadece kişisel cihazlarımızla sınırlı değil. Akıllı şehirler, akıllı evler, akıllı arabalar… Her şey birbiriyle konuşuyor, sürekli veri alışverişinde bulunuyor. Peki ya insan? Biz bu dijital senfoninin neresindeyiz? Sadece birer alıcı mı, yoksa hala orkestranın şefi miyiz? Bazen düşünüyorum da, acaba benim yerime düşünen, benim yerime karar veren bu cihazlar, en sonunda benim yerime yaşamaya mı başlayacaklar? Korkutucu bir düşünce.
Bir cihazın gerçekten akıllı olduğunu ne zaman anlarız? Belki de onu unuttuğumuz an. Belki de bir gün, o cihaz, benim gün içinde ne zaman odaklanmam gerektiğini, ne zaman dinlenmem gerektiğini, ne zaman gerçekten bir şeye ihtiyacım olduğunu anlayacak. Ve o zaman, sadece o zaman, o gereksiz bildirimleri, o bitmeyen önerileri kesip atacak. Bana sadece sessizliği ve kendi düşüncelerimi geri verecek.
Belki de en akıllı özellik, gerçekten de, susmaktır.













