Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron
  • Anasayfa
  • Tatil
  • Algoritma Tatili: Rotamızı Veri Mi Çiziyor, Ruhumuz Mu?

Algoritma Tatili: Rotamızı Veri Mi Çiziyor, Ruhumuz Mu?

16 Ocak 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 22

Herhalde hepimizin başına gelmiştir; kışın ortasında, ofisin boğucu griliğinde ekrana dalmışken, bir anda karşınıza çıkan o masmavi deniz manzarası… Ya da bunaltıcı bir trafik sıkışıklığında, zihniniz Ege’nin serin rüzgarlarıyla savrulurken, telefonunuzda beliren ‘size özel’ bir butik otel reklamı. Ne kadar da düşünceliler, değil mi? Sanki iç sesimizi dinlemiş, en derin arzularımızı okumuş gibi… Ama gelin görün ki bu “düşüncelilik” dediğimiz şey, çoğu zaman ruhumuzun değil, algoritmanın bir yansıması.

Ben bir yazılımcıyım, sayılarla, verilerle haşır neşir bir adamım. Kodu yazarken, veriyi işlerken, hep bir optimizasyon peşinde koşarız. En hızlısı, en verimlisi, en ‘doğru’ sonucu vereni… Peki, hayatın kendisi, özellikle de tatil gibi en kişisel, en özgürlükçü deneyimlerimiz, bu optimizasyon süzgecinden geçince neye dönüşüyor? Bir zamanlar haritaları açıp parmağımızı rastgele koyarak bulduğumuz, ya da bir arkadaşın “şuraya git, pişman olmazsın” dediği yerler, şimdi nerede? O kendiliğindenlik, o tesadüfün büyüsü, o bilinmeyene açılma cesareti, veri setlerinin derinliklerinde mi kayboldu?

Veri Setlerinin Büyüsü ve Gölgesi

Şimdi bir düşünün: Geçen hafta hangi otellere baktınız? Hangi destinasyonları arattınız? Hangi havayolu şirketlerinin sitelerinde gezindiniz? Belki de sadece bir arkadaşınızla kahve içerken, “Ah, keşke şöyle Karadeniz yaylalarında bir hafta geçirebilsek” diye laf arasında geçirdiniz. İşte o an, sizin ağzınızdan çıkan kelime bile, yakınınızdaki bir cihazın mikrofonundan, bir yapay zeka tarafından işlenip, “potansiyel ilgi alanı” olarak kaydedilmiş olabilir. Korkutucu mu geldi? Belki de sadece “kişiselleştirilmiş deneyim” dediğimiz şeyin perde arkası bu kadar şeffaf değil. Biz farkında olmadan, bıraktığımız her dijital kırıntı –tıklamalarımız, beğenilerimiz, arama geçmişimiz, hatta duraksamalarımız bile– bir araya getirilip, adeta bir “dijital ikiz” yaratıyor. Ve bu ikiz, bizim yerimize tatil rotamızı çizmeye başlıyor.

A person looking thoughtfully at a smartphone screen displaying travel recommendations, while in the background, abstract digital lines and nodes subtly suggest algorithmic processes influencing the choices.

Geçen yaz, üniversiteden bir arkadaşımla tatil planı yapıyorduk. Kendisi teknolojiye benden daha mesafeli, “Benim ruhum nereye çekerse oraya giderim” diyenlerden. Ama bir baktım, elinde telefon, “Şu Instagram’da karşıma çıkan Butik otel ne kadar güzelmiş, bir de şurada bir ada var, herkes oraya gidiyormuş” diye söyleniyor. Hani algoritmalara prim vermezdi? Dedim ki, “O herkes dediğin, seninle aynı demografik ve ilgi alanlarına sahip, algoritmanın seni içine dahil ettiği bir ‘veri kümesi’ olabilir mi?” Yüzündeki ifade görülmeye değerdi. Aslında o “herkes” değil, algoritmanın ona özel olarak sunduğu, ama “herkesin gittiği” hissini veren optimize edilmiş bir rotaydı. Kendi isteğiyle mi o rotayı seçti, yoksa algoritma mı onu o rotaya doğru nazikçe iteledi? İşin ince çizgisi burada.

Optimize Edilmiş Mutluluk, Gerçek Keşif mi?

Algoritmalar bize en “optimize” edilmiş rotayı sunar. En az bekleme süresi, en çok görülecek yer, en uygun fiyat… Her şey tıkır tıkır işler. Ama bu “tıkır tıkır” işleyen sistemde, o küçük sürprizlere, o beklenmedik keşiflere yer kalıyor mu? Hani o yol kenarında tesadüfen bulduğunuz küçük köy kahvesi, ya da haritada bile olmayan o gizli plaj… Bir zamanlar tatillerimize renk katan bu “anı”lar, şimdi yerini önceden programlanmış, mükemmel açılarla fotoğraflanmış, “Instagram’a layık” anlara mı bırakıyor?

Bir yazılımcı olarak biliyorum ki, bir sistem ne kadar optimize edilirse edilsin, asla tam anlamıyla rastgeleliği taklit edemez. Rastgelelik, yani kaos, aynı zamanda yaratıcılığın ve keşfin de kaynağıdır. Algoritma, sizin geçmiş verilerinize bakarak gelecekte ne isteyeceğinizi tahmin eder. Ama ruhumuz, hayallerimiz, beklentilerimiz; bunlar sürekli değişen, gelişen, bazen de tamamen mantık dışı kararlar alabilen karmaşık yapılar. Algoritma, sizi konfor alanınızdan çıkarmak istemez. Çünkü konfor alanınızda neyi beğendiğinizi bilir, bu da onun için daha az risk, daha çok tahmin edilebilirlik demektir. Ama gerçek büyüme ve keşif, çoğu zaman o konfor alanının dışındadır.

A person stands at a crossroads, one path clearly marked with digital arrows and glowing lines indicating "optimized route," while the other path is a winding, overgrown, natural trail leading into an unknown but inviting forest. The person looks conflicted.


Peki, bu “optimize edilmiş” tatiller bizi gerçekten mutlu ediyor mu? Ya da sadece veri setine uygun, “bekleneni veren” bir deneyim mi sunuyor? Bir tatilden döndüğünüzde, “Harika bir tatildi, her şey mükemmeldi!” mi dersiniz, yoksa “Beklediğim gibiydi, evet” mi? Aradaki o ince farkı yakalamak lazım. Mükemmellik, bazen ruhsuz bir tekrara dönüşebilir. Gerçek mutluluk, çoğu zaman kusurların, beklenmedik anların ve kişisel keşiflerin arasından süzülüp gelir. Algoritmaların bize sunduğu o pürüzsüz, hatasız deneyimler, belki de bizi asıl insan yapan o çatlakları, o sürprizleri alıp götürüyor.

Rotayı Ruhumuza mı Bırakmalıyız?

Şimdi sormak lazım kendimize: Tatil planı yaparken, o arama motorunun ilk sayfasına çıkan önerilere ne kadar güveniyoruz? Sosyal medyada gördüğümüz “rüya gibi” fotoğrafların ardındaki algoritmayı sorguluyor muyuz? Yoksa sadece bir koyun gibi, sürünün gittiği yöne mi gidiyoruz? Bu, bir teslimiyet mi, yoksa bir kolaycılık mı? Belki de ikisi birden. Kolaylık, günümüz dünyasında en değerli meta. Ama bu kolaylığın bedeli, kendi irademizden, kendi keşif ruhumuzdan feragat etmek mi olmalı?

Elbette, teknolojinin sunduğu imkanları tamamen reddetmek naiflik olur. Ama mesele, teknolojiyi kullanırken, onun bizi kullanmasına izin vermemek. Mesele, dijital dünyanın sunduğu kolaylıkları bir araç olarak görüp, nihai kararı kendi ruhumuza bırakabilmek. Bazen o telefonun ekranını kapatıp, eski bir dünya haritasını açmak, parmağımızı rastgele bir yere koymak ve “Belki de bu yaz buraya gitmeliyiz” demek, algoritmanın size sunduğu en optimize rotadan çok daha fazla keşif, çok daha fazla özgünlük vadedebilir. Unutmayalım ki, rotayı çizen kalem, hala bizim elimizde olmalı. Yoksa bir gün uyanıp, tüm hayatımızın, sadece bir “veri setine uygun” bir deneyimden ibaret olduğunu fark edebiliriz. Ve bu, tatilden çok bir kabusa benzer

Hadi gelin, bu yaz rotamızı veri değil, ruhumuz çizsin. Biraz kaybolalım, biraz şaşıralım, biraz da kendimizi bulalım. Ne dersiniz?

E-Posta
MEMDUH BİÇER

İlgili İçerikler