Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron

İşçi – İşveren Davalarında İşverenler Neden 1–0 Geriden Başlıyor?

13 Ocak 2026 • 07:00 Damla Eker 29

Hukuk çoğu zaman dosyalar, maddeler ve karar numaraları üzerinden anılmaktadır. Oysa iş dünyasının içinde olanlar için hukuk, günlük faaliyetlerin doğal bir parçasıdır. Bir çalışanla yapılan görüşme, gönderilen bir e-posta ya da imzalanan bir belge, zaman içinde şirketlerin karşısına hukuki bir mesele olarak çıkabilmektedir. Bu köşede, tam da bu noktadan hareket ederek, teorik anlatımlardan uzak bir şekilde iş hayatının içinden hukuki konuları ele alacağız.

Bugün birçok şirket sahibinin dile getirdiği ve yakındığı ortak bir tespit bulunmaktadır: İşçilik alacağı davası açıldığında, şirketler daha en baştan kendilerini 1–0 geriden başlamış gibi hissetmektedir. Bu durum yalnızca bir algıdan ibaret değildir. Uygulamada patronlara çoğu zaman peşinen daha temkinli, hatta olumsuz bir gözle bakıldığı; şirketlerin dava sürecine adeta baştan mağlup kabul edilerek dâhil edildiği görülmektedir. Şirket vekilliği yapan pek çok değerli meslektaşımın da bu tespite hak vereceğini düşünüyorum. Mevzuat ve yerleşik yargı pratiği, işçiyi korunması gereken taraf olarak konumlandırmakta; bu da uygulamada şirketlerin daha dava başında savunma pozisyonuna geçmesine neden olmaktadır. Henüz iddialar netleşmeden açıklama talep edilmesi ve ispat yükünün fiilen işverene kayması, dengenin erken aşamada bozulmasına yol açmaktadır.

Öte yandan, işçilik alacağı davalarındaki artışı yalnızca hukuki nedenlerle açıklamak giderek zorlaşmaktadır. Ekonomik koşullar bu süreci doğrudan etkilemektedir. Artan yaşam maliyetleri ve nakit sıkışıklığı, iş ilişkilerinde yeni bir dili beraberinde getirmiştir. “Tazminatımı alıp ayrılmak istiyorum, kredim var, borcum var, beni işten çıkarın” şeklindeki talepler, artık birçok şirket için tanıdık hale gelmiştir. Bu talepler her zaman kötü niyetli olmasa da, işçilik alacağı davalarının bir kısmının ekonomik bir çıkış yolu olarak görüldüğü de inkâr edilemez bir gerçektir.

İşçilik alacağı davalarının doğası gereği, şirketlerin elindeki belgeler her zaman yeterli kabul edilmemektedir. İş hayatında yaygın olan sözlü uygulamalar ve karşılıklı anlayışa dayalı ilişkiler, yargılama sürecinde aynı karşılığı bulmamaktadır. Bu durum, şirketlerin çoğu zaman “doğru davranılmış olması”ndan ziyade “nasıl ispat edileceği” üzerinden değerlendirilmesine neden olmakta ve davaların başlangıcında ciddi bir dezavantaj yaratmaktadır.

Gelinen noktada, işçilik alacağı davalarında dengenin uygulamada şirketler aleyhine daha zorlayıcı bir tablo ortaya koyduğu açıkça görülmektedir. Bu durum, tek tek şirketlerin tutumlarından ziyade sistemin işleyişiyle ilgilidir. Dolayısıyla mesele bir kusur arayışından çok, mevcut şartların doğru okunmasıdır. Nitekim iş dünyasında da bu gerçeklik artık daha açık biçimde dile getirilmektedir.

Önümüzdeki süreçte bu köşede birlikte olacağız. Günlük hayatta sıkça karşılaşılan hukuki sorunları, uygulamada yaşananları ve iş dünyasının gerçeklerini ele alacağız. Bunu yaparken yalnızca patron koltuğundan bakmayacak; yeri geldiğinde tüketici, yeri geldiğinde çalışan, yeri geldiğinde patron perspektifinden değerlendirmelerde bulunacağız. Amacımız, hukuki meseleleri sade bir dille ele almak ve karmaşık görünen konuları daha anlaşılır hale getirmektir. Bu köşenin, okuyanlar için faydalı bir durak olmasını ve sizlere katkı sağlamasını temenni ediyoruz. Yarın görüşmek üzere.

E-Posta
Damla Eker

İlgili İçerikler