Londra Finans Merkezi Unvanını Rakiplerinden Geri Alıyor

İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkışının ardından küresel finans sahnesinde Londra yeniden kendine yer açıyor. Beş yıl önce Paris, Amsterdam veya Frankfurt’un gölgesinde kaldığı iddia edilen dönemde bile, başkent Londra ekosisteminin ağırlığını korudu. Avrupa’da işlemlerin birlik kuralları çerçevesinde yürütülmesi gerektiği görüşleri Londra’ya yönelik tehdit olarak öne sürülmüş; ancak güncel veriler, ABD merkezli büyük bankaların Paris’e toplu geçiş yapmadığını gösteriyor. Bu süreçte Londra, piyasalarda kendi konumunu güçlendirmeye devam ediyor.

Geçen hafta JPMorgan’ın bazı çalışanlarını Paris’ten Londra’ya döndürdüğü haberleri bu dinamiği destekliyor. Şirketin icra kurulu başkanı Jamie Dimon’un 2021’de Avrupa operasyonlarını genişletebileceğine dair uyarısı olsa da, Canary Wharf’ta personel sayısı artırıldı ve yeni bir merkez binası inşa edildi. Paris operasyon merkezi fikri ise yavaş yavaş geri planda kaldı. Fransa’da küresel bankacılar için vaat edilen özel düzenlemelerin hayata geçmesi gecikti ve vergi politikalarında yapılan değişiklikler, özellikle gelirinin yüksek dilimlerinde, bankacıların Paris’teki yerleşim planlarını etkiledi.
Avrupa başkentlerinde vergi yükünün yükselmesi Londra ile arasındaki rekabeti belirgin şekilde etkiliyor. Amsterdam da finans merkezi olma iddiasını sürdürüyor; ancak Hollanda’da planlanan sermaye kazancı vergisi artışı yatırımcıları uzaklaştırma potansiyeli taşıyor. Bu arada Frankfurt tarafında somut taşınma hareketliliği gözlemlenmiyor; Almanya’daki genişlemeye rağmen ekonomi durgunluk çizgisini sürdürüyor. Tüm bu tablo, Londra için alternatif bir merkez olarak güçlenmesini sağlayan bir faktör olarak öne çıkıyor.

Finans piyasaları Londra odaklı yeni bir yapı kazanıyor ve İngiltere’de halka arz kurallarını esneten, ikramiyeler üzerinde üst sınırı kaldıran adımlar süreci hızlandırdı. Bu ayın sonunda yapılacak resmi açıklamalarda yeni reform paketlerinin duyurulacağı beklenirken, Londra için rekabet avantajını pekiştirecek adımlar da işaret ediliyor. Ancak sektörün karşısında hâlâ yüksek gelir vergisi ve yurtdışından gelen personel muafiyetlerinin son bulması gibi engeller bulunuyor. Ayrıca veraset vergisi ve temettü dağıtımlarındaki verginin halihazırdaki tartışmalar arasında olduğuna dikkat çekiliyor. Gelecek bütçe döneminde bu oranların artış ihtimali, bankacı kararlarını etkileme potansiyeli taşıyor.
Ekonomik büyüme için vergi düzenlemeleri kritik olarak görülüyor; hükümetin sektördeki büyümeyi desteklemek için daha kapsamlı adımlar atması gerektiği görüşü kuvvet kazanıyor. Milano’daki sabit vergi modeline benzer öneriler ve daha az bürokratik bir borsa yapısı da tartışmalar arasında yer alıyor. Finans sektörü, İngiltere ekonomisinin en önemli dinamiklerinden biri olarak kalmaya devam ediyor. Brexit’in finansal zararları beklenenden daha sınırlı çıktı; ancak Londra’nın Avrupa’daki merkezi konumunu güçlendirmek için düzenleyici reformların kararlı bir şekilde sürdürülmesi gerekiyor. Küresel piyasalardaki değişimler, Londra’ya karşıt rakiplerle rekabet avantajı sunuyor ve Avrupa’daki yüksek vergi politikaları sermayeyi yeniden İngiltere’ye çekme potansiyeli taşıyor. Gelecek dönem için Londra finans merkezi, yeni yasal düzenlemelerle küresel piyasalardaki payını artırmaya odaklanıyor.








