Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

Kişisel Öğrenme: Eğitimin Yeni Yanılgısı

26 Nisan 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 2

Yahu şu “kişiselleştirilmiş öğrenme” dedikleri şeye bayılıyorum bazen, hakikaten. Hani senelerdir anlatır dururuz ya, herkesin öğrenme stili farklıdır kimisi görerek kimisi duyarak kimisi dokunarak öğrenir diye… sonra bir geldi bu teknoloji, ‘tamam’ dedik, ‘artık herkese özel eğitim’. Vay be, düşünsene, harika bir şeymiş gibi duruyor kağıt üstünde, değil mi?

Ama şöyle bir durup baktığımda, geçen gün bir makalede okudum, kafamı kaşıdım, yani ne bileyim, bu işin altından hep bir tuhaflık çıkıyor.

Algoritma Eşitler mi Standartlaştırır mı?

Bak şimdi, mesele ne biliyor musun? Bu algoritmalarla kişiselleştirme mevzusu var ya—hani senin hızına, senin anlama seviyene göre içerik veriyor, zorluğunu ayarlıyor falan— iyi de, bu tam olarak ne anlama geliyor? Benim için kişiselleştirilmiş bir dünya, benim seçtiklerimden, benim hissettiklerimden, bazen dümdüz saçmalıklarımdan ibaret bir şey olmalı, kendi başıma, kendi hatamla, kendi keşfimle. Ama bu sistemler… neyse.

Bir veri noktasına dönüşüyoruz hepimiz. Evet, tek tek noktalarız, doğru. Ama bu noktaların birbirine benzediği, hep aynı düzlemde, aynı eksenlerde hareket ettiği bir simülasyondan bahsediyoruz. Benim ‘öğrenme yolculuğum’ dediğim şey, aslında bir algoritmanın bana dayattığı, önceden belirlenmiş bir parkur, bir labirent gibi, labirentin çıkışı da hep aynı peynire çıkıyor, biliyor musun?

A student with a frustrated expression sits in front of a glowing screen, which displays abstract, interconnected data points instead of traditional learning material. The room is dim, suggesting isolation.

Geçen hafta benim yeğenim, ilkokul dördüncü sınıf, geldi bana, “Amca, öğretmen dedi ki, şu uygulamadan yapmadığın testleri bitirmen lazım, yoksa puanın düşük gelecek” dedi. Çocuk resmen test makinesi olmuş. Nerede o ders kitaplarının kenarına not düşmeler, karalamalar, okuduğu bir şeyi alıp kendi hayatına yormaya çalışıp bambaşka bir şey çıkarmalar? Hani bizim zamanımızda, şey vardı ya, mesela bir tarih dersinde Selçuklu mimarisi anlatılırdı, ben eve gider, eski kitaplardan o mimarinin fotoğraflarına bakar, kendimce bir hikaye uydururdum. Kimse bana ‘burayı anlamadın, bu konudan 5 soru daha çöz’ demezdi. Çözseydim de muhtemelen sıkılır bırakırdım, zaten. Bu işler biraz da meraktan değil mi?

Bu uygulamalar ne yapıyor peki? Diyelim ki bir konuda zorlandın, hop, sana o konunun başka bir versiyonunu, başka bir anlatımını sunuyor. Ama hep aynı konu, hep aynı kalıplar, hep aynı, nasıl desem, kapalı devre bir tekrar. E o zaman benim beynim ne zaman yan yollara sapacak, ne zaman alakasız bir bağlantı kurup “Aaa, bu aslında şununla da alakalı olabilir mi!” diyecek? İşte o yok.

Eleştirel düşünce dediğimiz tam da bu değil miydi zaten? Verilen bilgiyi sorgulamak, farklı açılardan bakmak, bir şeyleri birleştirmek. Ama bu sistemler eleştirel düşünceyi köreltiyor bence, yok ediyor bile diyebiliriz aslında. Çünkü sana ‘doğru’ olanı, algoritmanın ‘doğru’ dediğini dayatıyor, başka bir yol, başka bir yorum… ne alaka şimdi!!?

Hani bir de şu var, bu “kişiselleştirilmiş” eğitim denen şeyin arka planında kimlerin ne kadar veri topladığını düşünsenize. Benim yeğenimin hangi konularda takıldığını, hangi videoyu kaç saniye izlediğini, hangi soruyu yanlış cevapladığını, hatta klavyeye basma hızını bile biliyorlar. Ne için? Daha iyi eğitim için mi? Yok ya, samimiyetin dibi, yani. Bu veriler yarın öbür gün hangi reklamların önüne çıkacağını, hangi üniversiteye ‘uygun’ olacağını, hangi mesleğe yönelmesi gerektiğini fısıldamayacak mı kulağına? Şey, hani o bizim ‘özgür irade’ falan dediğimiz şey…

A complex network of glowing data lines converges on a single, idealized student avatar, which is surrounded by neatly categorized educational content modules. The avatar lacks individuality.

Teknolojiye bayılırım ben, yanlış anlaşılmasın. Son çıkan telefonu kurcalar, yeni bir işletim sistemini hemen yüklerim, hatta arada kendi küçük otomasyon kodlarımı yazarım. Ama teknolojiyi sadece verimlilik ve standartlaşma aracı olarak görmek, hele ki eğitim gibi hassas bir konuda, bana biraz, nasıl desem, soğumuş çay tadındaki gerçekler gibi geliyor. Yani tadı yok.

Şimdi mesela, o çok övülen Netflix algoritması bile, hani sana sürekli beğeneceğin filmleri önerir ya, bazen insanı boğar. Ben bazen sırf algoritmanın dışında bir şey izlemek için saatlerce katalogda gezinirim. Saçma gelebilir ama o da bir ‘kendi öğrenme yolculuğum’ işte. Ne izleyeceğimi kendim seçmek istiyorum, bazen kötü bir şey seçsem de bu benim seçimim. Eğitimde bu şansı elden alırsak ne kalır geriye? Robot yetiştirmekten ne farkı kalır? Yoksa zaten öyle miyiz?

Belki de haklılardır, bilmiyorum. Belki de bu yeni dünya düzeninde herkesin aynı, optimize edilmiş bilgi havuzundan beslenmesi gerekiyor. Belki de eleştirel düşünmek, sorgulamak, farklı olmak artık lüks, hatta bir engel. Ne bileyim, bir de şöyle bir şey var, bu ‘kişiselleştirme’ dedikleri şey, aslında bizi daha çok yalnızlaştırıyor olabilir mi? Herkes kendi kapsülünde, kendi algoritmasıyla. Sınıf arkadaşınla tartışmayacaksın, hocana soru sormayacaksın, çünkü sistem sana zaten ‘doğru cevabı’ verecek. Bilmiyorum, ben bu işlerden sıkıldım artık.

Hani o eski okul bahçesi anıları, teneffüste arkadaşlarla koşuşturmalar, sonra derste bir konuyu beraber anlamaya çalışırken kıkırdamalar… Onlar da kişiselleştirilmiş eğitimin bir parçası değil miydi? Sosyal etkileşim, empati, başkasının bakış açısıyla tanışmak… Bunları hangi algoritma sana sunabilir ki? Hiçbir şey.

Neyse, konuyu dağıttım biraz galiba. Zaten hep dağıtırım. Bir yerden başlar, bilmem nerede bitiririm. Tıpkı şu yazı gibi, sanki.

An old-fashioned, worn textbook lies open on a wooden desk, surrounded by scattered pens and handwritten notes. Sunlight streams through a window, illuminating dust motes in the air, creating a nostalgic, warm atmosphere.

Şu an mesela bu sistemi savunan biri çıksa karşıma, der ki “Ama bakın, bu sistemler sayesinde kimse geride kalmıyor, herkes kendi hızında ilerliyor”. Doğru, tamam, buna katılıyorum belki, ama ne pahasına? Bir öğrencinin kendini keşfetme, hata yapma, sorgulama ve gerçekten kendi benliğini oluşturma şansını çalarak mı? O zaman bu eğitimin kişiselleştirilmişi falan olmaz, düpedüz otomatize edilmiş fabrika ayarı öğrenci üretimi olur, yani. Ben böyle şeylerden rahatsız oluyorum işte, sanırım. Çok rahatsız edici.

Gidip bir çay koyayım en iyisi, iyice beynim yandı.

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x