Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

Gündemin Sıfırlama Tuşu: Dün’ün Hesabı Neden Hiçbir Zaman Sorulmuyor?

26 Nisan 2026 • 08:00 Sefa Mağat 2

Yine o bildik his var üzerimde biliyor musunuz sabahın köründe daha kahvaltı bile etmeden ilk iş gazeteleri karıştırırken—hani boğazınıza bir yumruk oturur ya, öyle bir şey. Sanki her gün, ama her Allah’ın günü, aynı filmin farklı fragmanlarını izliyoruz gibi. Her sabah yeni bir ‘büyük’ haber, yeni bir ‘çok önemli’ gelişme. Sanki dün hiç yaşanmamış, sanki geçen hafta o kulaklarımızla duyduğumuz o dehşet veren vaatler, o gözümüzle gördüğümüz skandallar, o içimizi burkan felaketler, hiç olmamış gibi. Eriyip gitmişler havaya, buharlaşmışlar resmen. Bizim kolektif hafızamızda yerleri yok artık, öyle mi?

Şey, ben buna bir sıfırlama tuşu diyorum. Bildiğin reset. Hani eski bilgisayarlar takılır da açma kapama tuşuna basıp tekrar başlatırsın ya, ama bu sefer her şey silinmiş, yepyeni bir başlangıç yapmış gibi. Ama öyle değil tabii. Sanki her gün yeni bir disk formatlıyoruz zihnimizde. Dün neydi? Aman boş ver şimdi onu, bak yeni bir tartışma konusu çıktı, gel buna odaklanalım! E peki dün o mecliste ne dedilerdi, o bakan ne söz vermişti, o yandaş müteahhit neyin peşindeydi? Tık. Ses yok. Yokmuş gibi davranıyoruz. Kim yapıyor bunu bize? Ya da biz mi yapıyoruz kendimize?

Bak geçen aklıma geldi, pazarda domates alırken—biliyorsunuz memleketin en gerçek dertleri orada konuşulur, domatesin fiyatından anlarsın ülke ekonomisinin halini—yaşlı bir teyze fısıldadı yanındaki adama, “Şu falan filan muhabbeti ne oldu şimdi?” diye. Adam omuz silkti, “Aman teyzem, o eskide kaldı. Şimdi başka dertler var!” dedi. İşte dedim kendi kendime, buydu Sefa. Tam da buydu. O sıfırlama tuşu bizim evimizde, marketimizde, sokakta. Kimse hesabı sormuyor, soramıyor çünkü sürekli yeni bir dert bombardımanı altında eziliyoruz. Nefes alma şansı vermiyorlar ki dünü düşünelim.

Bu manipülasyon denen şey öyle ince, öyle sinsi işliyor ki; farkına vardığında artık çok geç oluyor. Enformasyon bombardımanı değil sadece mesele, aynı zamanda bir tür kamuflaj bu. Her yeni başlık, her yeni tartışma, aslında arkadaki büyük resmi, çözülmemiş problemleri, hesap sorulmamış yanlışları örtbas etmek için bir perde gibi. Hadi dünü unuttuk diyelim, ya geçen haftayı? Ya geçen ayı? Ne olmuştu o zaman? Kim ne demişti? Hatırlıyor muyuz? Yok be! Mümkün mü? Sürekli yeni kaygılar yığını altında eziliyoruz. Kredi kartı borcu, çocuğun okul taksiti, elektriğe gelen son zam… Hangi birini düşüneceksin ki bir de dönüp “dün ne oldu?” diyeceksin.

A blurry, chaotic image of overlapping newspaper headlines from different days, creating a visual noise, with a single finger about to press an invisible "reset" button in the foreground.

Bazen düşünüyorum, bu kadar mı aptalız biz? Ya da o kadar mı yorulduk? Hani insanda bir direnç olur, bir hafıza olur, bir adalet duygusu olur ya. Bizde hepsi yara bere içinde galiba. Ya da vazgeçtim, öyle değil. Biz unutmak zorunda bırakılıyoruz. Çünkü eğer unutmazsak, o zaman hesap sorarız, değil mi? Hesap sorarsak birileri zor durumda kalır, koltuklar sallanır, çıkar ilişkileri bozulur. Yani öyle kolay değil bu işler. Unutkanlık, bir zırh aslında. Sorumsuzluk zırhı. Hesap vermeyenlerin, sözünü tutmayanların, çuvallayanların üzerine giydiği paslı ama sağlam bir zırh bu.

Kim Kârlı Çıkıyor Bu Hafıza Kaybından, Sahi?

Soruyu sorar gibi yapıyoruz, sormuyoruz aslında. Ama işte tam da burada kilitleniyoruz. Kimin işine geliyor bu sürekli sıfırlama hali? Kimin geleceği bu amnezide saklı? Açıkça görülüyor ki, dün’ün hesabını vermek istemeyen herkesin! Hani derler ya “balık baştan kokar” diye, bu durum tam da öyle. Yönetenler, kararları alanlar, ipleri elinde tutanlar… Onlar için dün hiç olmasın, hatta mümkünse bir saat önce bile olmasın, her an yeni bir başlangıç, yeni bir temiz sayfa olsun ki kimse dönüp “peki o zaman ne demiştiniz?” diye sormasın.

Mesela geçen gün arkadaşım anlattı, iş yerinde proje teslimi var ama ekibin önceki projelerde yaptığı hatalar yüzünden sürekli revizyon istiyorlar. Ama patron asla önceki hataları masaya yatırmıyor, hep “geleceğe bakalım” diyor. E tamam da, geçmişten ders almazsan gelecekte de aynı hataları yaparsın, bu kadar basit. Toplum olarak biz de tam olarak bunu yaşıyoruz bence. Sürekli “ileri” derken, aslında geçmişin yükünü sırtımızda taşıyor ama bunu görmezden geliyoruz. Ağır bir yük ama görünmez, bu yüzden kimse itiraz etmiyor. Ya da edemiyor. Bilemiyorum ki…

A person walking through a dense fog, hands outstretched, trying to remember something, with faded, indistinct images of old newspapers floating in the mist.

Yani düşünün, bir politikacı seçim öncesi ‘şunu yapacağım, bunu bitireceğim’ diye bangır bangır bağırdı, oyunu aldı, sonra hiçbirini yapmadı. Peki, üç ay sonra, altı ay sonra kim hatırlıyor bunu? Kimse. Çünkü o arada başka bir kriz çıktı, başka bir gündem yaratıldı, başka bir tartışma patladı. O sözler ne oldu? Unutuldu gitti. Kimse dönüp yakasına yapışıp “Hani ne olacaktı?” demiyor. Diyemiyor çünkü o arada zaten yeni bir sıfırlama tuşuna basılmış oluyor. Biz de robot gibi, evet, yeni gündem! Diğerini çöpe at! İnanılmaz bir sirkülasyon. Beynim patlayacak neredeyse.

Bazen gerçekten yoruluyorum ben bu durumdan. Bu sürekli unutkanlık hali, bu sinsi hafıza silme ritüeli, beni benden alıyor. Sanki birileri bizim adımıza düşünüyor, bizim adımıza hafıza tutuyor ama sonra onu siliyor gibi. Ya da aslında o hafıza duruyor da, üstüne o kadar çok çöp atıyorlar ki, artık ulaşamıyoruz ona. Hani evde anahtarını kaybedersin de, eşyaların arasına düşmüştür ama bulamazsın ya, aynen öyle. Bizim de dün’ümüz o eşyaların arasına düşmüş durumda. Kimse de dönüp, ‘durun arkadaşlar, bu anahtar önemliydi, bulalım şunu’ demiyor.

Belki de her şey, hani o sosyal medya dediğimiz mecra yüzünden de oluyordur, ne bileyim. Her saniye bir şeyler akıyor, bir şeyler geçiyor. Bir tweet, bir post, bir haber… Hepsi bir ömürlü, anlık tüketimlik. Ertesi gün kimse hatırlamıyor. O kadar çabuk eskitiyoruz ki her şeyi, dün de bu akışta kaybolup gidiyor. Kimin umurunda ki? Aman, bırakın şimdi dünü, bu yeni video patladı, buna bakalım!

A hand holding a remote control with a single, large, glowing "RESET" button, aimed at a blurry television screen displaying various news channels.

Bu sürekli yeni kaygılar sarmalı… İnsanı o kadar yoruyor ki, geçmişe bakacak, hesap soracak enerjisi kalmıyor. Tek derdimiz, bugün hayatta kalmak, yarını bir şekilde getirmek. E tabii bu da onların işine geliyor, değil mi? Bizi sürekli bu hayatta kalma mücadelesine hapsedenler, arkada sessiz sedasız işlerini çeviriyor, paçayı kurtarıyor. Kimsenin dönüp “sen bize ne söz verdin, ne yaptın?” demesine gerek kalmıyor. Kime ne söyleyeceksin ki? Zaten herkes unutmuş. Hatta sen bile unutmuşsun. Trajikomik bir durum bu.

İşte bu yüzden, hani olur ya bazen, bir an durup derin bir nefes almak istiyorum. Bu sürekli bilgi akışını kesmek, etrafa bir bakmak, dün ne oldu diye gerçekten düşünmek istiyorum. Ama sonra yine bir ses, bir bildirim, yeni bir manşet… Ve tuş yine basılıyor. Ve ben yine o sonsuz döngüye, o unutkanlık çarkına geri dönüyorum. Yeter artık ya. Vallahi yeter. Gidip bir çay koyayım en iyisi, belki de bu soğukta biraz ısınırsam zihnim de açılır. Kim bilir belki…

E-Posta
Sefa Mağat
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x