Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron
  • Anasayfa
  • Teknoloji
  • Zihnin Arka Planı: Görünmez Teknoloji ve Seçim Yanılgısı ÖZET: Artık ekranlara bakmıyoruz, ekranlar bize bakıyor. Görünmez sensörler, tahminci algoritmalar v…

Zihnin Arka Planı: Görünmez Teknoloji ve Seçim Yanılgısı ÖZET: Artık ekranlara bakmıyoruz, ekranlar bize bakıyor. Görünmez sensörler, tahminci algoritmalar v…

13 Nisan 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 3

Zihnin Arka Planı

Bakın arkadaşlar, şimdi bu sensörler falan var ya… hani etrafımızda görünmez bir ağ gibi saran o sürekli veri emen şeyler. Ya da vazgeçtim, “ağ” kelimesi biraz klişe kaçıyor sanki. Öyle değil aslında. Daha çok… ne bileyim, bir tür dijital toz gibi her yere yapışmış. Sürekli bir şeyler kaydediyor, izliyor. Eskiden biz ekranlara bakardık, şimdi sanki ekranlar bize bakıyor gibi. Hatta ekran da değil, duvar, ayakkabı, kahve makinesi, hepsi. Uyanık mısınız bilmiyorum ama bu durum iyice bir paranoya seviyesine geldi benim için son zamanlarda. Geçen hafta, hani o bizim mahallenin yeni açılan fırını varya, oradan bir simit alacaktım, kasiyer direkt “Çavdarlı mı alacaktınız Memduh Bey?” diye sordu. Oysa hiç çavdarlı almamıştım daha önce oradan! Ha, belki daha önce başka yerde çavdarlı aldıysam ve benim dijital ayak izimi takip ediyorlarsa… bilemiyorum işte, tam da bu saçma sapan düşünceler yüzünden uykularım kaçıyor bazen.

Şimdi şöyle düşünün: Telefonunuz cebinizde, belki çantanızda, ekranı kapalı. Hiçbir şey yapmıyor gibi görünüyor değil mi? Ama o sırada arkada neler dönüyor neler… Mikrofonu bir yerlere dinliyor, konum servisleri sizin nerede olduğunuzu GPS’e, baz istasyonlarına, Wi-Fi ağlarına sürekli rapor ediyor, hız sensörleri ne kadar hızlı yürüdüğünüzü, ivmeölçerler ne kadar sallandığınızı, hatta barometreler kaçıncı katta olduğunuzu bile… yani. Ne gerek var buna allasen? Diyoruz ki “Yok canım, sadece uygulama için”. Ama hangi uygulama? Telefonun arkasında çalışan, benim haberim olmayan kaç tane servis var biliyor musun? Çok mu kurcalıyorum bu konuları? Belki. Ama işte benim meslek bu, yazılımcıyım sonuçta. Bir şeyin nasıl çalıştığını merak etmeden duramıyorum, bu da benim lanetim herhalde.

A smartphone, dimly lit, on a nightstand. From the phone's screen, subtle, almost invisible lines extend into the dark room, hinting at unseen data collection, like a spider's web of information.

Bu “tahminci algoritmalar” meselesi var ya, işte asıl manyaklık orada başlıyor. Sizin daha ne isteyeceğinizi, ne düşüneceğinizi, hangi rengi seçeceğinizi, kime oy vereceğinizi bile tahmin etmeye çalışıyorlar. Hani o reklamlar var ya, “Aaa, tam da bunu düşünüyordum!” dersiniz. Tesadüf falan değil o. Sizin internet geçmişiniz, tıklamalarınız, durduğunuz siteler, baktığınız ürünler, neye kaç saniye harcadığınız… her bir piksel hareketiniz kaydediliyor. Sonra onu alıp bir yapay zeka beynine sokuyorlar, o da bir profil çıkarıyor sizin için. Memduh Biçer, 40’larında, teknoloji meraklısı, öğle yemeğinde genellikle döner yer, kedisi var, arada sırada bilim kurgu okur, şu siyasi görüşe yakın durur, muhtemelen yeni bir akıllı saat almayı düşünüyordur. Hadi bakalım. Sen daha düşünmeden o saati önüne getiriyorlar. E ne kaldı bizim seçimden geriye?

Şimdi mesela “seçim yanılgısı” diye bir şey var ortada. Biz zannediyoruz ki biz seçiyoruz. Bilmem ne marka ayakkabıyı beğendik, aldık. Ama aslında bize o ayakkabı, belki de yüzlerce benzer modelin arasından, en çok beğeneceğimiz şekilde, doğru zamanda, doğru fiyatta gösterildi. Hatta belki de satın alma kararımızın o günkü ruh halimizle bile bir alakası vardı ve o ruh hali de, farkında olmadan, bize gösterilen bir sosyal medya postuyla tetiklendi. Ulan, neyse. Çok mu abarttım şimdi? Yok ya, ne alaka. Gerçekten de böyle. Çünkü bu sistemler sadece bizim neyi beğendiğimizi değil, bizi neyin manipüle ettiğini, neyin tetiklediğini de biliyor. Ya da bilmeye çalışıyorlar en azından. Bilmiyorum, bazen gerçekten bir Matrix’te yaşıyor gibi hissediyorum.

Geçen hafta benim yeğenim geldi, beş yaşında falan. Tableti eline vermişler, oyun oynuyor güya. Ama aslında oyun falan değil o, resmen bir davranış biçimlendirme aracı. Sürekli bir şeyler satın almaya teşvik ediyor, ödül sistemleri beyninin dopamin merkezlerini direkt hedef alıyor, resmen bağımlılık yaratıyor. Dedim ki “Oğlum, bırak şunu, gel top oynayalım.” Yok, olmaz. Başını kaldıramıyor ekrandan. “Ama amca, bana özel yeni bir seviye açıldı!” diyor. Ne “özel seviyesi” yahu, hepsi algoritmaların sana sunduğu bir havuç sadece. Çocukları bile bu sistemin içine çekmişler, daha küçücükten beynine işliyorlar bu tüketim odaklı yanılsamayı. Gerçekten mi ya?

İnsan bazen düşünüyor, hani bu teknoloji nereye gidiyor? Ne faydası var bize? Rahatlık mı? Daha mı verimliyiz? Yoksa sadece daha mı çok tüketiyoruz, daha mı çok izleniyoruz, daha mı çok manipüle ediliyoruz? Bilmiyorum işte. Bu, hani böyle soğumuş bir çay tadındaki gerçekler var ya, insanın boğazında acı bir tat bırakıyor. Anlatabiliyor muyum? Hepimiz sanki büyük bir deneyin fareleriyiz gibi. Üstümüzde sensörler, önümüzde sahte peynirler. Ve sanıyoruz ki özgürüz, seçim yapıyoruz.

A person's eye, highly magnified, reflecting multiple tiny screens and data points, suggesting constant observation and the overwhelming presence of invisible technology.

Bazen düşünüyorum, acaba bu durumdan kaçmanın bir yolu var mı? Hani telefonumu komple atsam, internete girmesem, banka kartı kullanmasam falan… Ya da vazgeçtim, öyle değil. O zaman da sistemin dışına itiliyorsun, sosyal hayattan kopuyorsun. İş bulamıyorsun, fatura ödeyemiyorsun. Resmen iki ucu boklu değnek. Seçim falan kalmamış yani. Ya bu oyunu kurallarına göre oynayacaksın, ya da oyunun dışında kalıp kaybolacaksın. Bu da zaten başlı başına bir dayatma. Ne özgürlükten bahsediyoruz ki?

Şimdi, bu başlığı “Zihnin Arka Planı” koydum, çünkü gerçekten de bizim zihnimizin, bilinçaltımızın, isteklerimizin, korkularımızın arka planında sürekli çalışan, görünmez bir teknoloji ordusu var. O ordu, bizim için seçenekleri filtreliyor, yönlendiriyor, hatta bazen de yaratıyor. Biz de salak gibi zannediyoruz ki “Aa ne güzel, tam da istediğim şeyi buldum.” Bulmadın abi, sana buldurttular! Sana gösterdiler, önüne koydular, sen de yedin. Tıpkı geçenlerde o saçma sapan akıllı ampulü almam gibi. Hiç ihtiyacım yoktu halbuki, ama sürekli karşıma çıktı, işte “Enerji tasarrufu!”, “Mood ışıkları!”, “Siri ile kontrol!” diye diye. Aldım. Kurdum. İki gün sonra kumandası kayboldu, o günden beri sabit beyaz ışıkla yanıyor. Salak gibi hissettim kendimi.

Yani demek istediğim, bu yeni dünya düzeninde, bizim “özgür irade” dediğimiz şey, acaba gerçekten ne kadar bize ait? Ya da sadece algoritmaların bize sunduğu, önceden belirlenmiş birkaç seçenekten birini seçme “özgürlüğü” mü bu? Belki de haklılardır, bilmiyorum. Belki de insanlar zaten o kadar da özgür olmak istemiyorlardır da, bu yüzden bu kolaycılığa bu kadar çabuk uyum sağlıyorlardır. Kim bilir? Herkesin kendi derdi var sonuçta.

A minimalist diagram showing interlocking gears, but instead of mechanical teeth, they have small human figures pulling levers or pressing buttons on each other, symbolizing the invisible influence and control within a complex system.

Neyse, çok da kafa yormayayım şimdi. Gidip bir çay koyayım en iyisi. Belki çayımı içerken ne kadar izlendiğimi düşünmek biraz daha iyi hissettirir, ya da hissettirmez. Belki demlikteki su bile benim çay içme alışkanlıklarımı öğrenmiş, bilmiyorum artık.

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x