Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

Metaverse: Özgürlük Kılıflı Yeni Feodalizm

09 Nisan 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 3

Metaverse mi, Pranga mı?

Şimdi durup düşünüyorum, hani bu metaverse falan filan muhabbeti var ya, millet de bir havalı havalı anlatıyor yok şöyle özgürlük, yok böyle sınırsız imkanlar… E iyi de. Ben bu işin bir yerinde takıldım kaldım biliyor musun. Dijital arsalar, sanal mülkiyetler falan, ne alaka ya? Geçen bir yerde gördüm, adam sanal bir araziden milyon dolar kazanmış diye ahkam kesiyor, yok böyle vizyon, yok böyle gelecek diye. Benim anlamadığım ne biliyor musun, madem sanal o kadar sonsuz, o kadar sınırsız, niye bir anda kısıtlı bir şeye dönüştü bu arsalar, bu mülkiyetler? Sanki Allah’ın dağı, çilekeş insanların bin bir zahmetle ekip biçtiği, alın teriyle şekillendirdiği toprak değil de bildiğin birkaç piksel, bir kod parçası. Ne, ne oluyor şimdi?

Hah! İşte bu nokta beni çıldırtıyor. Bak, vaat neydi; herkesin eşit olduğu, merkeziyetsiz, özgür bir dünya. Hani merkeziyetsizdi? Hani her şey ‘token’dı, ‘blockchain’di de kimse kimseye hükmedemeyecekti, şey, hani falan filan? Ne oldu o işlere, ne kadar çabuk unuttuk bunları. Gözümüzün önünde koskoca bir feodal düzenin dijital kopyası dikiliyor da biz hala ‘Wow, future is now!’ diye geyik çeviriyoruz. Kim bu toprakların ağası olacak, kimin topraklarında sanal pamuk toplayacağız ya da ne bileyim, sanal inek mi güdeceğiz? Vallahi bazen düşünüyorum da, bilgisayar başında geçirdiğim şu saatlerde bile, monitörden dışarıya doğru uzanan bir elin beni ense kökümden yakaladığını hissediyorum, garip bir his değil mi?

Ya da vazgeçtim, öyle değil aslında. Biraz daha farklı belki de. Bu işin teknolojik tarafı beni her zaman cezbetmiştir hani, o incelemeler, yeni çıkan aletler, yazılımların derinlikleri… Ama bu metaverse meselesi, bildiğin, en sevdiğin oyuna para yatırmak gibi bir şey değil artık, çok daha derine iniyor. Dijital kimlikler, dijital eşyalar, sonra bir bakmışsın, dijital bir hayata köle olmuşsun. Kiralık sanal evlerde mi yaşayacağız, sanal AVM’lerde mi gezip, sanal markaların sanal giysilerini mi alacağız? Bak, benim evde çay demlerken kullandığım demlik bile gerçek. Kırılırsa üzülürüm, yenisini alırım, hissederim yani dokunduğum şeyi. E sanal bir şeye ne kadar bağlanırsın ki? Kodu bozulsa ne olacak? Ha bir de şey, geçenlerde bir haber gördüm, bir tane influencer sanal evinde parti vermiş, girişe bilmem kaç sanal coin istiyor. Hayda! Gerçek hayatta da kapıda kimlik kontrolü, sonra bir de bilet parası ödüyoruz, sanki yetmiyormuş gibi bir de sanal dünyada mı yaşayacağız bu saçmalığı??

Bilmiyorum. Belki de ben fazla tutucuyumdur. Hani bu yeni nesil Z kuşağı falan var ya, onlar için belki de gayet normaldir. Onların hayatı zaten sanalda akıyor çoğunlukla. Sosyal medya, oyunlar, oradan tanıştıkları insanlar… Ama bizim zamanımızda top oynardık be! Kiremitlerle kale yapardık mahallede. Ha, şimdi de konsol oyunları oynanıyor, grafikler falan müthiş, kabul ediyorum. Ama o dokunma hissi, o arkadaşının omzuna vurup ‘gol attık lan!’ deme hissi, sanalda ne kadar karşılık bulur ki? Yok ya, ne alakası var şimdi bunlarla konunun. Dağıtıyorum yine. Neyse.

Şimdi gelelim asıl meseleye, bu ‘derebeylik’ olayına. Kimler olacak bu ‘ağalar’? Elbette ki ilk girenler, parası olanlar, vizyonu olanlar diyecekler, tabii, yersen. Aslında büyük teknoloji firmaları, yatırımcılar, fon sahipleri. Yani bildiğin tekelciler, her zaman olduğu gibi. Onlar o sanal arazileri kapatacak, sanal dükkanları kuracak, sanal fabrikaları açacak ve biz de orada onlar için sanal köleler mi olacağız yani? Sanal kahvelerini mi servis edeceğiz, sanal ürünlerini mi pazarlayacağız? Yok, yok, bu bana pek özgürlük gibi gelmiyor, daha çok dijital bir pranga. Hatta eski kölelikten daha beter bence, çünkü en azından eskiden nefes aldığın hava, bastığın toprak gerçekti, topraktan çıkan ürün de gerçekti. Şimdi her şeyin sanalı, hatta belki de ruhunun sanallaşması… düşünsene.

A surreal digital landscape depicting a vast, barren virtual land with isolated, towering futuristic skyscrapers dominating the horizon, while tiny, almost indistinguishable avatar figures wander aimlessly below. The sky is an unsettling blend of electric blues and purples.

Bir de şu var. Hani diyorlar ya, ‘gerçek hayatta yapamadıklarını orada yaparsın’. İyi de, gerçek hayatta yapamadıklarını orada yapmaya çalışırken, bir yandan da oradaki ‘sanal gerçekliğe’ sıkışıp kalmak ne kadar akıl karı? Ne yani, parası olmayan gerçek dünyada da, sanal dünyada da ezilecek mi? Yahu zaten sistem yeterince adaletsiz, şimdi bir de dijitalini mi kuracağız bunun? Sanki gerçekliğin kopyasını yapmıyorlar, daha da katı, daha da acımasız bir hiyerarşinin dijital mimarisini yükseltiyorlar resmen. Ve en garibi de, bunu bize ‘özgürlük’ adı altında pazarlıyorlar. Bu ne perhiz ne lahana turşusu derler bizim oralarda. Resmen göz göre göre, bile isteye yeni bir kölelik sistemi inşa ediyorlar, biz de alkışlıyoruz.

Geçen markette sıra beklerken aklıma geldi, hani bu self-checkout makineleri var ya, hep bir problem, hep bir sıkıntı. Barkodu okumaz, poşeti tartmaz, falan filan. Şimdi o makineleri yapamayan adamlar bize koskoca sanal evren mi kuracak, hem de kusursuz işleyecek, herkese eşit olacakmış, güldürmeyin Allah aşkına. Yani, temel teknolojiler bile bazen sapıtırken, böylesine devasa, karmaşık bir sistemi hatasız ve etik kurallar içinde yönetebileceklerine kim inanır? En fazla yeni bir hata havuzu, yeni bir bug denizinde boğuluruz. Kim uğraşacak onlarla? Destek hattı mı arayacağız sanal evrende, o da sanal mı olacak?? Neyse, konuyu dağıtmayayım diyorum ama aklıma hep yeni bir şeyler geliyor.

Bir de bu sanal avatarlar var, hani kendini istediğin gibi yaratıyorsun falan. İyi de, o avatar ne kadar sensin? Gerçek sensin o zaman ne olacak, aynada gördüğün, dokunduğun, teni olan, derisi olan, gözleri olan o kişi? Sanal bir persona yaratıp, onun arkasına mı saklanacağız şimdi? O zaman gerçek hayatta ne yapacağız? Sosyal anksiyetemizi, yalnızlığımızı sanal avatarlarımızla mı çözeceğiz? Bence bu daha çok kaçış, bir çözüm değil. Ya da belki de çözümdür, kim bilir? Aman, kimin umurunda artık…

A close-up shot of a human hand, slightly blurry and out of focus, reaching out to touch a shimmering, translucent digital representation of a keyhole floating in mid-air. The background shows a chaotic mix of real-world objects and abstract digital patterns, suggesting a blurred boundary between realities.

En acısı ne biliyor musun, bu ‘yeni feodalizm’ sadece mülkiyet üzerinden değil, aynı zamanda verilerimiz üzerinden de işleyecek. Senin sanal dünyadaki her hareketin, her bakışın, her beğenin, her satın alman… Her şey, büyük veri madenlerinin yeni zenginlik kaynağı olacak. Hani şimdiden bile telefonumuzda konuştuğumuz bir kelimeyle alakalı reklamlar düşüyor ya önümüze, o daha hiçbir şeymiş, bunun yanında çocuk oyuncağı. Sanal dünyada ne düşündüğümüzü bile bilecekler herhalde, ya da vazgeçtim, bilemeyecekler mi, bilecekler tabii ki. Göz izleme mi dersin, duygu analizi mi dersin, her şey var orada. Özgürlük kılıflı bir gözetim toplumu bu. Bildiğin, en iç çamaşırına kadar her şeyini bilen bir ‘meta-lord’un kölesi olacağız.

Yani ne bileyim, ben hala o eski, tozlu klavye sesini, mekanik tuşların tok vuruşunu, ekran kartının fan sesini seviyorum. Fiziksel donanıma dokunmayı seviyorum. Sanal bir dünyanın, dokunamadığım, hissedemediğim bir dünyanın beni bu kadar içine çekmesini istemem. Bu kadarını da beklemiyorum açıkçası. İnsan olmanın bir parçası da o sınırlılıklar değil midir zaten, o fiziksel gerçeklik, o

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x