İran Savaşında Sırada Kara Harekâtı mı Var?

28 Şubat’ta başlayan çatışmalar, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyon hazırlıklarını yeniden gündeme getirirken, savaşın birinci ayı geride kaldı. Pentagon’un İran’da özel operasyon birlikleri ile piyade unsurlarını içeren geniş çaplı kara harekâtı planlarını tartıştığı ve Başkan Donald Trump’ın bu planları onaylayıp onaylamayacağının ise belirsizliğini koruduğu belirtiliyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, kara birlikleri olmadan da hedeflere ulaşmanın mümkün olduğunu ancak Washington’un bölgeye sevkiyat yaparak stratejik esneklik sağlama amacı taşıdığını ifade etti.
Yemen’de İran yanlısı Husiler, İsrail’e karşı ilk saldırılarını gerçekleştirdi ve bölgede yeni bir cephe açma ihtimali doğdu. Bu gelişmeyle birlikte ABD, Körfez’e binlerce deniz piyadesi ve amfibi hücum gemisi sevk ederek takviye güçleri bölgeye ulaştırdı. İsrail ise Lübnan sınırında çatışmaların devam ettiği bir dönemde bir asksinin öldüğünü duyurdu. Bölgesel askeri hareketlilik en üst seviyeye çıktı; küresel enerji arzında da kesintilerin büyüdüğü kayıtlara geçti.
İsrail’in Tahran’daki hükümet altyapısını, nükleer tesisleri ve Lübnan’daki Hizbullah hedeflerini vurduğu belirtilirken, savaşın etkisiyle bölgede yaşamlar ve altyapı üzerinde ciddi sonuçlar doğdu. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ekonomik merkezlerin hedef alınması durumunda ağır misillemelerle karşılık vereceklerini söyledi. Hava ve deniz trafiğinde güvenlik endişeleri artarken Pakistan bandıralı gemilerin boğazlardan geçişi için anlaşmanın imzalandığı açıklandı.
ABD iç siyasetinde, Kasım’da yapılacak ara seçimler öncesi savaşın artan maliyeti ve halkın desteğinin azalması nedeniyle Trump’a karşı eleştiriler ve savaş karşıtı protestolar ülke çapında yayıldı. Tüm bu gelişmeler, bölgede istikrar umutlarını zayıflatırken küresel siyaseti ve enerji güvenliğini de etkilemeye devam ediyor.












