Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

Varsayılan Pranga: Tıkla Geçtiğin Hayatlar

25 Mart 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 31

Varsayılan Pranga: Tıkla Geçtiğin Hayatlar

Yine bir güncelleme, yine bir “hızlı kurulum” ekranı. Şey, geçen yeni bir akıllı saat aldım hani, kutuyu açıyorsun o mis gibi yeni teknoloji kokusu falan. Sonra çat! Karşına çıkıyor o meşum soru: “Öntanımlı ayarları kullanmak ister misiniz?” Kim istemez ki değil mi? Otomatikman “Evet”e basıyorsun, yani basıyoruz çoğu zaman ben de dahil. Ama neyse…

Bak şimdi, geçen yine düşünüyorum. Bu “öntanımlı” olayı, bir mühendislik harikası mı yoksa insanoğlunun en büyük konfor tuzağı mı? Gerçekten, bazen beynim yanıyor bu düşüncelerle. Yani, bir şeyi geliştirirken, binlerce saat harcarken, sonra diyorsun ki “Ya, boşver kullanıcı uğraşmasın, ben en iyisini bilirim.” Bu kibir mi yoksa iyi niyetli bir tembellik makinesi mi? Bilmiyorum. Ama bir şey var ki, o tıkla geçtiğimiz her ekranda, aslında bizden bir parça gidiyor gibi geliyor bana. Bir seçim hakkımız.

Hani bir keresinde bir oyuna başlamıştım, RPG falan. Karakter yaratma ekranında yüzlerce seçenek var; saç rengi, göz şekli, burun kemerinin açısı… Saatler harcamıştım, en mükemmel, en “bana benzeyen” karakteri yaratmak için. Sonra arkadaşım geldi, “Ne uğraşıyorsun ya, varsayılanı seç geç işte!” dedi. O an gülmüştüm, ama şimdi düşünüyorum, bu teknoloji firmaları da bize bunu yapıyor işte. “Ne uğraşıyorsun Memduh, biz senin için en iyisini düşündük bile!” Diyorlar her seferinde, koca bir gülümsemeyle, o minnacık, neredeyse görünmez tik kutucuklarının arkasından.

A close-up, slightly out-of-focus shot of a finger hovering over a "Continue with Recommended Settings" button on a smartphone screen, with a faint, almost subliminal image of a tiny padlock symbol layered over the button.

Aslında mesele sadece ayarlar da değil ki. Yani, varsayılan tarayıcın, varsayılan arama motorun, hatta varsayılan bildirim sesin bile… Her şey, farkında olmadan sana dayatılan bir düzenin parçası. Sen onu seçtiğini sanıyorsun, ama hayır, sen sadece o düzenin sana sunduğu ‘en kolay’ yolu seçiyorsun. Ve kolay yol her zaman en doğru yol mudur? Yok ya, ne alakası var şimdi.

Geçen markette sıra beklerken aklıma geldi, hani şu kasiyerin hep sorduğu “Poşet ister misiniz?” sorusu varya. Çoğu zaman ister istemez “Evet” diyorsun, çünkü alışmışsın. Otomatikleşmişsin. Eve gidip beş poşetin içinde tek tek ürünleri görünce kafana dank ediyor: “Lanet olsun, niye bu kadar poşet aldım ki?” İşte dijital dünyada da böyle. Bir sürü şeye “evet” diyoruz, sonra bir bakıyoruz ki tüm hayatımız birileri tarafından önceden ayarlanmış gibi. Kime ne yetki verdik acaba, neyin “hızlı kurulumunu” onayladık da bu noktaya geldik??

Bir yazılımcı olarak biliyorum; varsayılan ayarlar, kullanıcı deneyimi açısından bir kolaylık sunar. Kullanıcıyı boğmak istemezsin, seçenek karmaşasında kaybolmasını engellemek istersin. İlk açılışta yüzlerce seçeneği önüne koymak, çoğu kişiyi kaçırır. Bu doğru. Ama bunun bir de diğer tarafı var. O varsayılan ayarlar kimin işine yarıyor? Genellikle o servisi sana sunanın. Senin verini ne kadar topladığından tut, hangi reklamları sana göstereceğine kadar. Yani bir nevi sen onların ‘koyunları’ oluyorsun, onlar da sana en iyi otlak neresi diye ‘varsayılan’ ayarı sunuyor.

Bu arada, şirketler de bunu gayet iyi biliyorlar. İnsan doğasının en temel özelliği tembelliktir. Uğraşmak istemeyiz. Düşünmek, irdelemek, alternatifleri görmek… Hepsi enerji. O enerji de az gelir çoğu zaman. Özellikle akşam işten eve yorgun argın gelip bir film açmak istediğinde, kim uğraşacak televizyonun varsayılan görüntü ayarlarıyla? Ya da telefonun konum servislerini teker teker kapatmakla? Aman, kimin umurunda.

A dimly lit room with a person slumped on a sofa, eyes glazed over, staring at a bright screen showing a generic streaming service interface with a prominent "Recommended for You" section. Empty snack wrappers are scattered nearby.

Aslında tam tersi de olabilir. Belki de varsayılanlar, bizim iyiliğimiz içindir. Belki biz gerçekten de neyin iyi olduğunu bilemeyiz o kadar karmaşık sistemlerde. Kim bilir, belki de o yapay zekalar, bizim seçimlerimizden çok daha iyi kararlar veriyordur bizim adımıza. Bir saniye, yok ya, ne alakası var şimdi. Bu da onların bize uydurduğu bir masal olmasın? “Biz senin için düşünürüz, sen sadece tıkla geç.” Kulağa ne kadar tanıdık geliyor bu.

Hani bir ara bu şey vardı, “dark patterns” dedikleri. Kullanıcıyı istediği yöne sürüklemek için tasarlanmış arayüzler. Mesela aboneliği iptal etme butonu minicik ve gri renkteyken, “Premium’a geç” butonu kocaman ve fosforlu turuncu falan. Varsayılan prangalar da bunun biraz daha kibar, daha sinsi bir versiyonu gibi. Seni zorlamıyor, hayır hayır, sana sadece en kolay yolu gösteriyor ve sen o yolu seçmeye meyilli olduğunu bildiği için, kendi çıkarlarına göre o yolu döşüyor. Öyle değil mi? Düşünsene, her yeni uygulama yüklediğinde, her yeni cihazı açtığında, o saniyeler içinde verdiğin kararlar, birer damla gibi birikiyor ve sonunda bir okyanus oluşturuyor senin dijital kimliğin için. Ve o okyanusu sen değil, varsayılanlar şekillendiriyor. Korkutucu…

Hatta, bazen düşünüyorum, bu varsayılan ayarlar bizim tembelliğimizin bir yansıması mı? Yoksa bu kadar çok seçeneğin içinde kaybolmamızın bir sonucu mu? Belki de firmalar, bu kadar çok seçeneği bize sunduktan sonra, “Alın bakın, tüm seçenekler burada, ama biliyoruz ki siz uğraşmayacaksınız, o yüzden biz sizin yerinize seçtik bile,” der gibi bir tavır içindeler. Yani, topu tamamen bize atmadan önce, bir şerh düşüyorlar sanki. Bu da garip bir durum.

An abstract representation of a complex network of interconnected nodes and lines, with a single, prominent, brightly lit path leading directly through the center, while other paths are dim and obscured.

Şey, bu ara çokça okuyorum bu konuyla ilgili. Yani, sadece teknolojik aletler değil, sosyal medya algoritmaları da bir nevi varsayılan pranga değil mi? Sana ne göstereceğini, ne okuyacağını, neye inanacağını belirliyorlar. Senin zevklerini, fikirlerini şekillendiriyorlar. Bir noktadan sonra kendi fikirlerini mi savunuyorsun yoksa o varsayılan algoritmanın sana sunduğu “en iyi” fikirleri mi? Bu derin bir mevzu, girsek çıkamayız şimdi.

Neyse… Bu varsayılan ayarlar meselesi beni her düşündüğümde geriyor açıkçası. Bir yandan o ‘hız’ ve ‘kolaylık’ cazibesine kapılıyorum ben de, itiraf edeyim. Ama diğer yandan, o minik tik kutucuklarının ardında yatan o devasa kararları düşünmek… Yani, seçimlerimizi kim yapıyor? Biz mi, yoksa kod satırlarına gömülmüş birileri mi? Birileri de demeyeyim, bir algoritma belki. Ya da vazgeçtim, öyle değil. Bizzat o ürünü tasarlayan insanlar. Bizim adımıza karar veren, bizim “rahatımız” için bizi “köleleştiren” insanlar.

Gidip bir çay koyayım en iyisi. Belki kendime özel, varsayılanların dışında bir çay… Belki de içecek dolabındaki ilk çayı seçerim, kim bilir.

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x